UAÖ 2009 Raporu ve Türkiye
LONDRA - Uluslararası Af Örgütü'nün (UAÖ) 2009 yılı raporunda Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'ni içine alan hukuki mücadeleler ile PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) arasındaki çatışmalar nedeniyle siyasi gerginlik ve istikrarsızlığın arttığı öne sürüldü. Raporda Adalet Bakanlığı'nın Engin Çeber'in ailesinden özür dilemesinin diğer Avrupa ülkelerine örnek bir adım olarak gösterildi.
28-05-2009, Perşembe
UAÖ 2009 yılı raporu İngiltere'nin başkenti Londra'da düzenlenen toplantıyla açıklandı. 405 sayfalık raporda dünyanın bütün bölgelerindeki krizler ile insan hakları ihlallerine geniş bir bakış yer aldı.
Raporun ''Avrupa ve Orta Asya'' başlığı altında 3,5 sayfa ayrılan Türkiye bölümünde Türkiye'de geçen bir yıl boyunca Anayasa Mahkemesi'ni de içine alan hukuki mücadeleler ile PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasındaki çatışmalar yüzünden siyasi gerginlik ve istikrarsızlığın arttığı iddiasına yer verildi.
İktidardaki Ak Parti aleyhine laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'nde görülen davaya da dikkat çekilen raporda, Demokratik Toplum partisi (DTP) için de ülkenin birlik ve bütünlüğüne karşı eylemlerde bulunduğu gerekçesiyle benzeri bir davanın açıldığı hatırlatıldı.
Raporda Anayasa Mahkemesi'nin Ak Parti aleyhindeki kapatma davası için ret kararı verdiği, DTP davasının ise halen sürdüğüne işaret edildi.
Geçen Şubat ayında Parlamento tarafından kabul edilen Üniversiteler'de başörtüsü kullanılmasına ilişkin Anayasa Değişikliği'nin Anayasa Mahkemesi tarafından devletin temel ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle reddedildiği de hatırlatılan raporda, kararla dini özgürlüklere getirilen bu kısıtlamanın gerekçesinin ise yeterince ortaya konulamadığı bildirildi.
Ergenekon davası adı verilen 86 tutuklu sanığın yargılandığı davaya da yer verilen raporda, bu kişilerin hükümeti şiddet kullanarak yıkmak suçlamasıyla karşı karşıya bulundukları hatırlatıldı.
Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK terör örgütü mensupları arasındaki çatışmaların da arttığı öne sürülen raporda, kimliği belirlenemeyen kişi ya da gruplarca gerçekleştirilen bombalı saldırıların da bölgede sivillerin ölmesine ve yaralanmasına yol açtığı ifade edildi.
Silahlı Kuvvetler'in Kuzey Irak'taki PKK üslerini hedef alan sınır ötesi operasyonlar gerçekleştirdiği de hatırlatılan raporda, ''bu çatışmalar çerçevesinde Kürt orjinli Türk vatandaşları giderek artan düşmanca tutumların hedefi haline geldi'' iddiasında bulunuldu ve buna örnek olarak da Altınova'da yaşanan olaylar gösterildi.
İHLAL İDDİALARI
Türkiye'de 2009 yılı boyunca ifade özgürlüğüne yönelik ihlaller yaşandığı, insan hakları savunucuları, yazarlar ve gazetecilerin haksız yere yargı karşısına çakırtıldıkları da öne sürülen raporda, TCK'nın 301. maddesinin Parlamento tarafından değiştirildiği, ancak bu maddede yapılan değişiklik gereği Adalet Bakanı tarafından izin verilen ve bu maddeye dayanarak yapılan soruşturmaların sürdüğü iddia edildi.
İnsan Hakları savunucularına yönelik baskıların da sürdüğü iddia edilen raporda, hakkında yasal işlem yapılan ya da tehdide uğradığını öne süren bazı isimler de örnek gösterildi.
Barışçıl gösteri yapma hakkının da baskı altına alındığına dair iddialara da yer verilen raporda, bazı gösteri ve toplantıların yasal hiçbir gerekçe gösterilmeksizin yasaklandığı öne sürüldü. Raporda bu tür yasaklamaların özellikle Kürt kökenli nüfusun yaşadığı güneydoğu Anadolu bölgesinde daha yaygın olduğu iddia edildi.
Aşırı güç kullanımı konusunda da iddialara yer verilen raporda, polisin durması yolundaki uyarıları dikkate almadığını öne sürdüğü kişilere karşı silah kullanımında artış gözlendiği savunuldu. Ancak buna örnek olarak sadece tek bir vaka gösterildi ve 14 yaşındaki Ahmet Yıldırım'ın polis tarafından vurulması olayı hatırlatıldı.
İşkence ve kötü muamele başlığı altında da iddialara yer verilen raporda, 2008'de bu tür vakalarda da artış yaşandığı ve özellikle siyasi motivasyona sahip oldukları öne sürülen kişilerin kötü muameleye uğradıkları öne sürüldü. Metris cezaevi'nde bulunduğu sırada yaşamını yitiren Engin Çeber'in ölümü de bu tür olaylara örnek gösterildi.
Türkiye'de yüksek güvenlikli F tipi hapishanelerde koşulların düzeltilmesine ilişkin uygulamalarda halen bir ilerleme sağlanamadığı iddiasının da yer aldığı UAÖ 2009 yılı raporunda, adil yargılamaya yönelik ihlallerin de özellikle terörle mücadele yasalarına muhalefetten yargı karşısına çıkartılanlar açısından sürdüğü öne sürüldü.
İHLALLERE İLİŞKİN DAVALARDAKİ AKSAKLIKLAR
Raporda insan hakları ihlallerine ilişkin soruşturmaların aksaklıklarla malul olduğu ve bu soruşturmaların sonucunda yargıya yansıtılan vakaların yetersiz seviyede bulunduğu da savunulurken, resmi insan hakları koruma mekanizmalarının da yetersiz kaldığı iddia edildi.
UAÖ 2009 yılı raporunun Türkiye bölümünde ayrıca silahlı grupların sivillere yönelik bombalı saldırılarının sürdüğü, Güngören ve Diyarbakır'da gerçekleştirilen saldırılar sonucunda pek çok sivilin yaşamlarını kaybettikleri,homoseksüellere yönelik baskı ve şiddetin sürdüğü, mültecilerin zorla geldikleri yerlere geri gönderilmelerine yönelik uygulamaların sürdüğü ve kadına karşı şiddetin devam ettiği iddialarına da yer verildi.
ADALET BAKANLIĞI'NA ÖVGÜ
Raporda Türkiye'nin de yer aldığı Avrupa ve Orta Asya bölümüne genel bakışta da, küresel ekonomik krizin bu bölgedeki özellikle Mucaristan, İzlanda ve Latviya gibi ülkelerde siyasi görünümü de değiştirecek şekilde etkili olduğu hatırlatıldı.
Rapor yazarları 2008 yılı Ağustos ayında iki bölge ülkesi olan Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan savaşın 1990'lı yıllardan sonra burada yaşanan ilk savaş olduğunu hatırlattı. Rapor yazarları bu durumun soğuk savaş sonrası Avrupası ile ilgili potansiyel kırılganlığı ortaya koyduğu görüşünü savundu.
Bu bölümün özetinde Engin Çeber ile ilgili iddialara da yer verilirken, sonuç bölümünde ise Avrpa'daki insan hakları konusundaki pozitif gelişmelerin ilk örneğini de eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in Engin Çeber'in ailesinden özür dilemesinin oluşturduğu vurgulandı.
Raporda ''sorumluluk ve bir hatanın telafisine yönelik'' bu adımın diğer ülkelerce de örnek alınması temennisine de yer verildi.
IRENE KHAN'IN SÖZLERİ
Uluslararası Af Örgütü 2009 yılı raporunda dünyanın çeşitli bölgelerindeki insan hakları ihlalleri de geniş biçimde yer tutarken, 2008 yılından itibaren dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizin insan hakları ihlali noktasında bir ''saatli bomba'' niteliği taşıdığı belirtildi.
Raporun açıklanması dolayısıyla Londra'da bir basın toplantısı düzenleyen UAÖ Genel Sekreteri Irene Khan, dünyanın ''sosyal, siyasi ve ekonomik açıdan henüz ortaya çıkmamış insanlık krizlerinin tetiklediği bir saatli bombanın üzerinde oturmakta olduğu'' uyarısında bulundu.
Ekonomik bozulmanın yeni bir şiddet dalgasını tetikleyip, dikkatleri bu ihlallerden uzaklaştırdığını ve yeni sorunların oluşmasına yol açtığını belirten Khan, ''güvenlik adına insan hakları çiğnendi, şimdi de ekonomik toparlanma adına bu haklar geriye itiliyor'' dedi.
Dünyanın insan hakları konusunda yeni bir küresel yaklaşım benimsemesi gerektiğini de belirten Irene Khan, kağıt üzerindeki sözlerin yeterli olmayacağını, hükümetlerin insan hakları saatli bombasını etkisiz hale getirmek için sağlam önlemler geliştirmesi gerektiğini söyledi.
Khan dünya liderlerine de insan haklarına da ekonomiye yaptıkları gibi bilinçli şekilde yatırım yapmaları çağrısında bulundu.
''Milyarlarca insan güvenlik, adalet ve insan onuruna saygıdan yoksun bırakılıyor'' diyen Khan, ''yaşanan kriz aş, iş, içme suyu, toprak, ev yoksunluğunun yanısırafukaralık, ayrımcılığa uğramak. eşitsizliğin büyümesi, ırk ve cinsel ayrımcılık, şiddet ve baskı olarak bütün dünyayı etkisi altına alıyor'' şeklinde konuştu.
Bu krizlernden örnekler de veren Khan, Brezilya, Meksika ve Hindistan gibi ülkelerde bazı grupların bu ülkedeki ekonomik büyümeye rağmen saygın bir yaşam için gereken temel haklardan yoksun bırakıldıklarını, artan gıda fiyatları yüzünden Myanmar, Kuzey kore ve Zimbabwe gibi ülkelerde yaşayan yüzbinlerce insanın açlık ve hastalığa mahkum edildiğini, kadına karşı şiddet ve ayrımcılığın sürdüğünü, göç baskısı yüzünden transit ülkelerin çok daha kısıtlayıcı önlemler geliştirdiklerini de anlattı.
''Siyasi şiddet ve huzursuzluklar yaşanacağına dair giderek artan işaretlere'' de dikkat çeken Khan, ekonomik durgunluğun daha çok baskıya yol açacağına dair riskler bulunduğunu savundu.Khan Tunus, Mısır, Kamerun ve diğer bazı Afrika ülkelerinde hükümetlerin ekonomik, sosyal ve siyasi şartlara ilişkin protestolara verdikleri giderek artan sertlikteki reaksiyonları buna örnek gösterdi.
Irene Khan Çin ve Rusya'nın serbest ekonomiye geçmenin açık toplum yaratmaya yetmediğinin örneklerini oluşturduklarını da savunurken, ''geçen yıl da bütün dünyada insan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar, sendikacılar ve diğer sivil toplum liderleri saldırı, baskı ve tacizlerin hedefi olmaya, öldürülmeye devam etti'' dedi.
RAPORDAN RAKAMLAR
Raporda ayrıca, en az 81 ülkede ifade özgülüğünün kısıtlandığı, geçen yıl bütün dünyada infaz edilen idam kararların yüzde 78'inin G20 üyesi Çin, Suudi Arabistan ve ABD gibi ülkelerde gerçekleştirildiği, yüzde 35 oranındaki ülkede UAÖ tarafıdan listelenen insan hakları ihlallerinin yer aldığı, G20 ülkelerinde gerçekleşen ihlallerin ise yüzde 47'ye ulaştığı gibi rakamsal bilgilere de yer verildi.
Dünya ülkelerinin yüzde 50'sinde insanların işkence ve kötü muameleye uğradıkları, bu rakamın G20 ülkelerinde yüzde 79'a çıktığı da belirtilen raporda, kişilerin adil yargılamadan mahrum edildiği ülkelerin oranı da bütün ülkeler için yüzde 32, G20 ülkeleri içinse yüzde 47 olarak açıklandı.
İnsanların yargı karışısına çıkartılmadan uzun süre gözaltında tutulduğu ülkelerin oranını da bütün ülkeler için yüzde 57, G20 ülkeleri içinse yüzde 74 olarak açıklayan UAÖ rapor yazarları, en az 27 ülkenin siyasi sığınma isteyen insanları geldikleri ülkelere zorla geri gönderdiğini bildirdi.
Raporun ''Avrupa ve Orta Asya'' başlığı altında 3,5 sayfa ayrılan Türkiye bölümünde Türkiye'de geçen bir yıl boyunca Anayasa Mahkemesi'ni de içine alan hukuki mücadeleler ile PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasındaki çatışmalar yüzünden siyasi gerginlik ve istikrarsızlığın arttığı iddiasına yer verildi.
İktidardaki Ak Parti aleyhine laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'nde görülen davaya da dikkat çekilen raporda, Demokratik Toplum partisi (DTP) için de ülkenin birlik ve bütünlüğüne karşı eylemlerde bulunduğu gerekçesiyle benzeri bir davanın açıldığı hatırlatıldı.
Raporda Anayasa Mahkemesi'nin Ak Parti aleyhindeki kapatma davası için ret kararı verdiği, DTP davasının ise halen sürdüğüne işaret edildi.
Geçen Şubat ayında Parlamento tarafından kabul edilen Üniversiteler'de başörtüsü kullanılmasına ilişkin Anayasa Değişikliği'nin Anayasa Mahkemesi tarafından devletin temel ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle reddedildiği de hatırlatılan raporda, kararla dini özgürlüklere getirilen bu kısıtlamanın gerekçesinin ise yeterince ortaya konulamadığı bildirildi.
Ergenekon davası adı verilen 86 tutuklu sanığın yargılandığı davaya da yer verilen raporda, bu kişilerin hükümeti şiddet kullanarak yıkmak suçlamasıyla karşı karşıya bulundukları hatırlatıldı.
Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK terör örgütü mensupları arasındaki çatışmaların da arttığı öne sürülen raporda, kimliği belirlenemeyen kişi ya da gruplarca gerçekleştirilen bombalı saldırıların da bölgede sivillerin ölmesine ve yaralanmasına yol açtığı ifade edildi.
Silahlı Kuvvetler'in Kuzey Irak'taki PKK üslerini hedef alan sınır ötesi operasyonlar gerçekleştirdiği de hatırlatılan raporda, ''bu çatışmalar çerçevesinde Kürt orjinli Türk vatandaşları giderek artan düşmanca tutumların hedefi haline geldi'' iddiasında bulunuldu ve buna örnek olarak da Altınova'da yaşanan olaylar gösterildi.
İHLAL İDDİALARI
Türkiye'de 2009 yılı boyunca ifade özgürlüğüne yönelik ihlaller yaşandığı, insan hakları savunucuları, yazarlar ve gazetecilerin haksız yere yargı karşısına çakırtıldıkları da öne sürülen raporda, TCK'nın 301. maddesinin Parlamento tarafından değiştirildiği, ancak bu maddede yapılan değişiklik gereği Adalet Bakanı tarafından izin verilen ve bu maddeye dayanarak yapılan soruşturmaların sürdüğü iddia edildi.
İnsan Hakları savunucularına yönelik baskıların da sürdüğü iddia edilen raporda, hakkında yasal işlem yapılan ya da tehdide uğradığını öne süren bazı isimler de örnek gösterildi.
Barışçıl gösteri yapma hakkının da baskı altına alındığına dair iddialara da yer verilen raporda, bazı gösteri ve toplantıların yasal hiçbir gerekçe gösterilmeksizin yasaklandığı öne sürüldü. Raporda bu tür yasaklamaların özellikle Kürt kökenli nüfusun yaşadığı güneydoğu Anadolu bölgesinde daha yaygın olduğu iddia edildi.
Aşırı güç kullanımı konusunda da iddialara yer verilen raporda, polisin durması yolundaki uyarıları dikkate almadığını öne sürdüğü kişilere karşı silah kullanımında artış gözlendiği savunuldu. Ancak buna örnek olarak sadece tek bir vaka gösterildi ve 14 yaşındaki Ahmet Yıldırım'ın polis tarafından vurulması olayı hatırlatıldı.
İşkence ve kötü muamele başlığı altında da iddialara yer verilen raporda, 2008'de bu tür vakalarda da artış yaşandığı ve özellikle siyasi motivasyona sahip oldukları öne sürülen kişilerin kötü muameleye uğradıkları öne sürüldü. Metris cezaevi'nde bulunduğu sırada yaşamını yitiren Engin Çeber'in ölümü de bu tür olaylara örnek gösterildi.
Türkiye'de yüksek güvenlikli F tipi hapishanelerde koşulların düzeltilmesine ilişkin uygulamalarda halen bir ilerleme sağlanamadığı iddiasının da yer aldığı UAÖ 2009 yılı raporunda, adil yargılamaya yönelik ihlallerin de özellikle terörle mücadele yasalarına muhalefetten yargı karşısına çıkartılanlar açısından sürdüğü öne sürüldü.
İHLALLERE İLİŞKİN DAVALARDAKİ AKSAKLIKLAR
Raporda insan hakları ihlallerine ilişkin soruşturmaların aksaklıklarla malul olduğu ve bu soruşturmaların sonucunda yargıya yansıtılan vakaların yetersiz seviyede bulunduğu da savunulurken, resmi insan hakları koruma mekanizmalarının da yetersiz kaldığı iddia edildi.
UAÖ 2009 yılı raporunun Türkiye bölümünde ayrıca silahlı grupların sivillere yönelik bombalı saldırılarının sürdüğü, Güngören ve Diyarbakır'da gerçekleştirilen saldırılar sonucunda pek çok sivilin yaşamlarını kaybettikleri,homoseksüellere yönelik baskı ve şiddetin sürdüğü, mültecilerin zorla geldikleri yerlere geri gönderilmelerine yönelik uygulamaların sürdüğü ve kadına karşı şiddetin devam ettiği iddialarına da yer verildi.
ADALET BAKANLIĞI'NA ÖVGÜ
Raporda Türkiye'nin de yer aldığı Avrupa ve Orta Asya bölümüne genel bakışta da, küresel ekonomik krizin bu bölgedeki özellikle Mucaristan, İzlanda ve Latviya gibi ülkelerde siyasi görünümü de değiştirecek şekilde etkili olduğu hatırlatıldı.
Rapor yazarları 2008 yılı Ağustos ayında iki bölge ülkesi olan Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan savaşın 1990'lı yıllardan sonra burada yaşanan ilk savaş olduğunu hatırlattı. Rapor yazarları bu durumun soğuk savaş sonrası Avrupası ile ilgili potansiyel kırılganlığı ortaya koyduğu görüşünü savundu.
Bu bölümün özetinde Engin Çeber ile ilgili iddialara da yer verilirken, sonuç bölümünde ise Avrpa'daki insan hakları konusundaki pozitif gelişmelerin ilk örneğini de eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in Engin Çeber'in ailesinden özür dilemesinin oluşturduğu vurgulandı.
Raporda ''sorumluluk ve bir hatanın telafisine yönelik'' bu adımın diğer ülkelerce de örnek alınması temennisine de yer verildi.
IRENE KHAN'IN SÖZLERİ
Uluslararası Af Örgütü 2009 yılı raporunda dünyanın çeşitli bölgelerindeki insan hakları ihlalleri de geniş biçimde yer tutarken, 2008 yılından itibaren dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizin insan hakları ihlali noktasında bir ''saatli bomba'' niteliği taşıdığı belirtildi.
Raporun açıklanması dolayısıyla Londra'da bir basın toplantısı düzenleyen UAÖ Genel Sekreteri Irene Khan, dünyanın ''sosyal, siyasi ve ekonomik açıdan henüz ortaya çıkmamış insanlık krizlerinin tetiklediği bir saatli bombanın üzerinde oturmakta olduğu'' uyarısında bulundu.
Ekonomik bozulmanın yeni bir şiddet dalgasını tetikleyip, dikkatleri bu ihlallerden uzaklaştırdığını ve yeni sorunların oluşmasına yol açtığını belirten Khan, ''güvenlik adına insan hakları çiğnendi, şimdi de ekonomik toparlanma adına bu haklar geriye itiliyor'' dedi.
Dünyanın insan hakları konusunda yeni bir küresel yaklaşım benimsemesi gerektiğini de belirten Irene Khan, kağıt üzerindeki sözlerin yeterli olmayacağını, hükümetlerin insan hakları saatli bombasını etkisiz hale getirmek için sağlam önlemler geliştirmesi gerektiğini söyledi.
Khan dünya liderlerine de insan haklarına da ekonomiye yaptıkları gibi bilinçli şekilde yatırım yapmaları çağrısında bulundu.
''Milyarlarca insan güvenlik, adalet ve insan onuruna saygıdan yoksun bırakılıyor'' diyen Khan, ''yaşanan kriz aş, iş, içme suyu, toprak, ev yoksunluğunun yanısırafukaralık, ayrımcılığa uğramak. eşitsizliğin büyümesi, ırk ve cinsel ayrımcılık, şiddet ve baskı olarak bütün dünyayı etkisi altına alıyor'' şeklinde konuştu.
Bu krizlernden örnekler de veren Khan, Brezilya, Meksika ve Hindistan gibi ülkelerde bazı grupların bu ülkedeki ekonomik büyümeye rağmen saygın bir yaşam için gereken temel haklardan yoksun bırakıldıklarını, artan gıda fiyatları yüzünden Myanmar, Kuzey kore ve Zimbabwe gibi ülkelerde yaşayan yüzbinlerce insanın açlık ve hastalığa mahkum edildiğini, kadına karşı şiddet ve ayrımcılığın sürdüğünü, göç baskısı yüzünden transit ülkelerin çok daha kısıtlayıcı önlemler geliştirdiklerini de anlattı.
''Siyasi şiddet ve huzursuzluklar yaşanacağına dair giderek artan işaretlere'' de dikkat çeken Khan, ekonomik durgunluğun daha çok baskıya yol açacağına dair riskler bulunduğunu savundu.Khan Tunus, Mısır, Kamerun ve diğer bazı Afrika ülkelerinde hükümetlerin ekonomik, sosyal ve siyasi şartlara ilişkin protestolara verdikleri giderek artan sertlikteki reaksiyonları buna örnek gösterdi.
Irene Khan Çin ve Rusya'nın serbest ekonomiye geçmenin açık toplum yaratmaya yetmediğinin örneklerini oluşturduklarını da savunurken, ''geçen yıl da bütün dünyada insan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar, sendikacılar ve diğer sivil toplum liderleri saldırı, baskı ve tacizlerin hedefi olmaya, öldürülmeye devam etti'' dedi.
RAPORDAN RAKAMLAR
Raporda ayrıca, en az 81 ülkede ifade özgülüğünün kısıtlandığı, geçen yıl bütün dünyada infaz edilen idam kararların yüzde 78'inin G20 üyesi Çin, Suudi Arabistan ve ABD gibi ülkelerde gerçekleştirildiği, yüzde 35 oranındaki ülkede UAÖ tarafıdan listelenen insan hakları ihlallerinin yer aldığı, G20 ülkelerinde gerçekleşen ihlallerin ise yüzde 47'ye ulaştığı gibi rakamsal bilgilere de yer verildi.
Dünya ülkelerinin yüzde 50'sinde insanların işkence ve kötü muameleye uğradıkları, bu rakamın G20 ülkelerinde yüzde 79'a çıktığı da belirtilen raporda, kişilerin adil yargılamadan mahrum edildiği ülkelerin oranı da bütün ülkeler için yüzde 32, G20 ülkeleri içinse yüzde 47 olarak açıklandı.
İnsanların yargı karışısına çıkartılmadan uzun süre gözaltında tutulduğu ülkelerin oranını da bütün ülkeler için yüzde 57, G20 ülkeleri içinse yüzde 74 olarak açıklayan UAÖ rapor yazarları, en az 27 ülkenin siyasi sığınma isteyen insanları geldikleri ülkelere zorla geri gönderdiğini bildirdi.
Etiketler:
adalet bakanlığı
,
avrupa
,
dtp
,
engin çeber
,
f tipi
,
pkk
,
tsk
,
türk silahlı kuvvetleri
,
türkiye'de anayasa mahkemesi
,
uaö
,
uluslararası af örgütü'nün 2009 yılı raporu


