Açık Gazete
30 Temmuz 2010  Cuma 
Yeraltına kenetlenen duygulara bir yolculuk
KADİM LAÇİN* - Plastik tanıtım kartının ortasından geçirilen ip, adamcağızın ince boynuna dolanmıştı. Daha önce herkes The Big İssue’yi satabiliyordu. Sokak, cadde ve istasyon çıkışlarında yüzlercesine rastlardınız. Belediye ile yapılan görüşmelerin sonucunda olsa gerek, şimdi her satıcının boynunda The Big Issue tanıtım kartı sallanır.
27-02-2010, Cumartesi
Kartın sağ köşesinde siyah keçeli kalemle büyükçe yazılmış kimlik numarası hemen göze çarpıyor. Bu görüntüler hergün Londra metrosunun 3 milyon yolcusunun gözüne ilişir. Yeraltına inen ve çıkanların The Big issue karşılaşmasıdır günlük yaşanan. Şimdi ise alış veriş merkezleri, kalabalık sokaklarda da dergi satanları görebilirsiniz. Ken Livingstone’nun The Big ıssue satıcılarını resmileştirmesi, aslında onları düzen içine, sistemin kontrolüne almasına neden oldu! Oysa,The Big Issue, sistem, kural, otorite, yerleşik hayat, disiplin, iş ve mülkiyet tanımayan bir akımın temsilcisiydi!

Londra merkezini dönen Circle Line metro hattının yolcularının ezici çoğunluğu turisttir. Bu turistlerin bazıları The Big İssue’yu satanları ‘kanuni ve modern’ dilenci sanarlar. Ülkelerine döndüklerinde Londra’nın bu yanını belkide kötümser anlatımlarla geçiştirirler. Dilenciliğin hükümetçe yasaklandığını nereden bilsinler! Turnike çıkışında bir Japon Turist, The Big İssue dergisini alma yerine Dominic’e iki sterlin yardım vermişti. Bir başka İtalyan yaşlı ise aldığı derginin parasını ödedi, artan 50 pence ise bahşiş olarak verdi. The Big Issue satışında aldıkları %50 komisyonun dışında, pazarlamacılara bir miktar kayıtsız para kaldığını o gün fark etmiştim. O günden sonar sadece satın aldığım derginin parasını vermeye başladım.

The Big Issue (Büyük Sorun) haftalık yayımlanan derginin ismidir. İngiltere de evsizlerin çıkarttığı bir dergi’dir. John Bird ve Gordon Roddick’in öncülüğünde 1991 yılında, büyük anti Poll tax eylemleri sırasında kuruldu. Margaret Thacer’ın başbakanlığı döneminde sadece Londra’da 160 bin evsiz vardı. Evsizlerin çıkarttığı dergiyi yine hergün yüzlerce evsiz tarafından sokaklarda satılmaya başlandı. O dönemde derginin ederi olan 1.50 poundun yarısı satıcıya bırakılırdı ve böylelikle hem evsiz ve hemde işsiz olanların istihdamı sağlanmıştı.The Big Issue, kollektif bir projenin, yeraltında komün bir yaşamın adı olarak doğdu. Haftada yüzbinlerce satılmaya başlamıştı, evsizlerin yazdığı, çizdiği ve dağıtımını yaptığı daha sonraki yıllar İskoçya ve Galler’de de yayımlanmaya başladı. 2009 yılında ortalama haftalık tirajı 175,000 dolayında kaldı. 20.yılına hazırlanan The Big Issue bugün başka ülkelerde çıkarılmaya başlandı. The Big Issue vakfı kuruldu. İngiltere’nin ‘ünlü’ bir çok yazar, sanatçı ve politikacısı köşe yazısı yazmaktadır. Dergi ilk günlerde çıkarılan dergiden çok artık ticari bir metaya dönüşmüş. Evsizler hareketinin dergisi, sanat ve kültür ağırlıklıdır ama, sosyal olaylara, işsizler hareketi veya çevre ve doğa hareketlerinden epeyce uzaklaştığını gözlemliyorum.

Sekiz yıl önce İskoçya’dan Londra’ya yeni bir umut için gelmişti. 22 yaşında ayrılmıştı. Uzun saçlı James’i 17 yıl önce Bedford square’da parkta karşılaşmıştık. Beni bir çadırın içerisine götürmüştü ve orada buluna 60 dolayında evsiz arkadaşıyla tanıştırmıştı, hepsi evsizdi ve Bedford square’da ki küçük parkı ikametgah yeri olarak seçmişlerdi. James, 2 hafta işsiz ve evsiz kaldıktan sonra kendini evsizler hareketinin içerisinde bulmuştu. Bütün hayali güzel bir iş, ev, yerleşik bir hayat idi. Koşullar bu isteğine izin vermemişti. 8 yıl Londra park ve metrosunda uyumaya çalıştı, uyku tulumuna girdiğinde dünyanın altında kendini his ediyordu. Yeraltı yaşamında duygular böylece başlamıştı. 1994 yılında haftalık Gerçek dergisi için yaptığım röportaj’da James’in yaşamına yer vermiştim. The Big Issue dergisi bir harekete dönüşünce İskoçya’ya geri dönüp deginin yayımlanmasına emek harcadı. O şimdi İskoçya’da, Londra ise Romanyalı evsiz ve işsizler onun dergisini sokak başlarında ve istasyon çıkışlarında pazarlıyorlar.

Britanya’da konut sorunu 2.dünya savaşından sonra belediyeler çözmekle mükelleflendirilir. Dünyayı sarıp sarmalayan sosyalizm rüzgarına karşı kendi halkının konut, sağlık ve eğitimini soyal devletin bir görevi sayıldı! Ne varki 1979’dan sonra hükümet olan Muhafazakar Parti ve onun demir Lady’si Thatcher kazanılmış hakları teker teker kaldırıyordu. 18 yıllık hükümetleri ülkeye bir kabus gibi çökmüştü. Squater (kamu mülkünü işgal etme) yasası 1994 yılında kaldırıldı. O güne kadar evsiz birileri boş bulduğu bir belediye konutuna yerleşip yaşayabiliyordu. Bunu ispatladığında ise belediye o evi ömür boyu ona tahsis edip kirasını alıyordu. Yüzbinlerce insan squate evlerde kalmaktaydı. Kelle vergisi (Poll Tax) yasasına karşı 1989-1991 tarihlerinde büyük direnişler yapıldı. Bu direnişlerde evsizler hareketinin katkısı çok büyük olmuştu. Thatcher hükümetten ayrılmak zorunda kaldı ve kelle vergisi yasa tasarısını iptal etmişti.

Boş evleri işgal edip uyuyanlar, hafta sonları büyük depo veya boş binaları işgal edip eğlence merkezine dönüştürüyorlardı. Hiç birşeye para ödenmeyecekti! Dünya malı, dünyalılarındır sloganı bir şiardı! Resim yapma, kitap okuma veya yazma, dergi çıkartma, şiir dinletisi, müzik ve gürültülü Rock konserleri eşliğinde sabahlanıyordu. İçilen rum, bira ve vodka’ya sarılan sigaralarda yükselen dumanlar koca depoları renkli bulutlara dönüştürürdü. Bu hareket, Barışa Rock, Barış için savaş hareketine dönüştüğü yıllarda İnternet kullanımı yaygınlaşıyordu. Bir gece de internet aracılığıyla Oxford street’e 20 bin kişi toplamışlardı. ABD bayrağı ve ona ait mağazaları tahrip etmekle birlikte, Londra merkezini iki günlüğüne savaş alanına çavirmişlerdi. Emperyalist işgal ve saldırganlığa isyan bayrağı çekmişlerdi.
Evsizler aslında mülksezlerdi. Kamu mülklerini mesken tutmuş, özel şirketleri talan ederek yaşamlarını sürdüren bir akıma dönüşmüştü. Aile veya özel mülkiyet içgüdüsüne karşı bir duruştu. Doğa tahribatına karşı, yeşil ve çevreye, canlılara karşı duyarlı bir hareket giderek Reclaim the Street (Sokaklarımızı Geri Alalım) isimli anarşist bir gruba dönüşmüştü. 2000’li yıllara gelindiğinde onbinlerce insanı şehir merkezinde yada ülkenin başka bir yerinde toplayabilmişlerdi. G7, NATO ve diğer zengin devletlere, şirket ve kurumlara karşı isyan örgütlemeleri bütün Avrupa’ya yayıldı. İtalya, Çekoslovakya, İsviçre,ABD,Kanada, Hollanda gibi ülkelerde IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya bankası toplantılarını basan ve protesto eylemleri örgütleyen ve yüzbinleri kucaklayan harekete dönüştü. 1990’larda birer birer çöken ve ABD’ye teslim olan eski sosyalist maskeli ülkelerden sonra yaşanan sessizliğe yeni bir fırtına olmuşlardı. Ama son yıllarda bu hareketi de zayıflattılar. Tony Blair’in başbakanlık yaptığı 1997-2007 dönemi bu harekete ve dünya sosyalistlerine, ezilen halklara en kötü bir dönem olarak tarihe geçti. Blair, sol, paylaşım,eşitlik,adalet ve sosyalizm adına gördüğü herşeyi budadı. Britanya’nın en kitlesel ‘sol’grupları, Troçkist partiler 1997 seçimlerinde Blair’in hükümet olabilmesi için herşeyi yaptılar. Şimdi onlarda altında ezildiler! Küresel Kapitalist kriz 2 yıldır herkesin iliklerine kadar his etmesine rağmen, sokak ve meydanlar eskisi gibi sesli değil! Reclaim the Street, The Big İssue hareketi ve diğer başkaldırı örgütlenmelerinde haber yok! Afganistan ve Irak işgaline endeksli bir harekete dönüşen anti-war coalition (Savaş karşıtı Koalisyon)’un dışında sokaklarda anti-kapitalist talana ses çıkaran da kalmadı! Bir de Greenpeace’nin duyarlılığını untmazsak!

Büyük ağacın gövdesinin yerden yüksekliği 3 metreyi buluyordu. Ağacın dallarında ot ve yapraklardan yapılmış iki yuva, kuşları ağırlamıyordu! Otoriteye başkaldırının simgesi olan evsizler hareketinin üyelerinin barınağıydı bu ağaçlar. 300 kişi bu ağaçlarda 2 yıl boyunca yuva yapıp yaşadılar. Gündüz ağacın dallarına zincirlediler bedenlerini, gece yüreklerini, sevdalarını paylaştılar ay ışığıyla. Koyun koyuna yattılar sevgilileriyle ağaç dallarında..M11 otobanı ve Newbury’de ki A40 otobonanına karşı bir savaşımın simgesine dönüştüler. Gecenin karanlığı yerini yeni bir günün şafağına terk etmeye hazırlandığını kuşların sevinçlerinde anlaşılıyordu. O gün büyük bir olaya gebe olduğunu ilk ışıkların ağacın yeşil yapraklarıyla oynaşmasında anlaşılmıştı. Bu parlaklık bir doğa olayından çok, bir başka kötünün de habercisiydi. O gece ay ışığı erkenden kaybolmuştu. Newbury’e büyük bir askeri hareket olduğunu 2 yıldır ağaç dallarında yaşayanlardan birinin motorsikletle kasabaya ekmek için inmesinden sonra anlaşılmıştı.

Askeri araçlar, polisler, vinç ve dozerler akmıştı Newbury’e... 2 yıllık direniş bastırılacaktı, hükümet yeminliydi..silahlıydı, araç ve bütün gücünü seferber etmişti ağaçlara karşı..! Bu ağaçlar kesilecek ve yerine otoban yapılacaktı!..sabahın erken saatlerinde ağaçlara zincirlenmiş 300 direnişçiyi sadece bin dolayında çevre sakini desteklemeye gelmişti...ve 2 yıldır yeraltındakilerin ağaçlara tırmanması, ağaçları koruması, ağaçları sevda bahçesine dönüştürmelerinin sonuna gelinmişti. 21.yüzyılın ilk aylarında yapılanlar 20.yüzyılda yapılanlardan farksızdı. Hükümetler değişmiş ne fark eder, mülkiyetçiler ve mülksüzlerin kavgasında! Direniş bastırıldı, doğa ve insane sevdalıları tekrar metrolara sürüldüler! Yeryüzünde biten aşkın, yeraltına kenetlenen yolculuğu tekrar başlamıştı!

_________________

* Koçgiri'siz Cumhuriyet'in yazarı