Artık kısa yazmalıyım
“Artık kısa yazılar yazman lazım. Leb denince lab top’un anlaşılmadığı, Ipad dediğinde aybaşı pedinin çağrışım yapmadığı, çabuk tüketilebilen, hızla okunurken elek üstünde küspe bırakabilen… Tıka basa değil, kısa kısa… mesajsız ve uzun metrajsız, düz ama düzeni düzmeyen…
15-01-2012, Pazar
zsiz ama ipsiz sapsızlıktan muaf, derinlemesine dalmazken sığ da kalmayan, uzun uzun izahlı değil, ama mizahlı olsun diye de şartlanılmamış… Doğaçlama hissi verirken, henüz doğmamış kadar saf, anlayanın anlayabileceği, anlamayanı zorlamayan, kamilmişçesine horlamayan, öğretemeden öğütülen, ders değil ses veren, hariçten gazel, en çirkinden daha güzel yazılar olmalı zamane yazıları… Sade olmasına müsaade et, yalın olsun diye kalın da olma…” dedi bana…
Ona, müstemleke ile fezlekenin ortak paydasının leke olduğunu, dolu mesajların sadece keke hitap ettiğini, şebekenin de, tenekenin de içlerinin boş olduğunu, bülbülün gülü lale ile aldattığını, konacak yer bulamayınca güle taktığını, sadece cemaat ile tarikatta biat olmadığını, at sineğinin ise ata değil, dışkılarına konduğu için adının at sineği olduğunu uzun uzun anlatmak istemedim… Dediği doğruydu.
Bu yuvarlak hızlı dönüyordu artık, sivri olmanın alemi yoktu, sırtından savrulacaklardan olunmamalıydı, olta atacam diye volta atarken salım salım salınılmamalıydı. O yüzden dediğini denemeye karar verdim.
“Zor yazmak için ne lazımdır? Androit cep nicedir? “ diye sordum, “ andropoza girmiş ite denir” dediler… Gittim kasten aldım. Kafamdaki makaleye baş ve işaret hareketi çekip, parmaklayarak kırptım, dokunmatik ortamda yanlış tuşlara çarpınca bu yazı çıktı ortaya… sıkıldım, bıktım… Yazamayınca çıktım gittim gasteden… Hem besteyi es geçtim, hem vazcaydım güfteden…
Geriye dokunulamadık dokular kaldı… Dokunulmazlığa müstehak muhalif lidere, sanki iktidar macununu o çalmış gibi, her kanalda muhtelif salvolarla yandan, sırttan, döşten çalışılıp, yandaşının da, yoldaşının da hesap sormasına karşın, “ yahu! niye beni sıkıştırıyorsunuz“ dememesinin tirajikomikliği! kaldı iz olarak… Ama yazamadım, uzun olmasın diye…
Ona, müstemleke ile fezlekenin ortak paydasının leke olduğunu, dolu mesajların sadece keke hitap ettiğini, şebekenin de, tenekenin de içlerinin boş olduğunu, bülbülün gülü lale ile aldattığını, konacak yer bulamayınca güle taktığını, sadece cemaat ile tarikatta biat olmadığını, at sineğinin ise ata değil, dışkılarına konduğu için adının at sineği olduğunu uzun uzun anlatmak istemedim… Dediği doğruydu.
Bu yuvarlak hızlı dönüyordu artık, sivri olmanın alemi yoktu, sırtından savrulacaklardan olunmamalıydı, olta atacam diye volta atarken salım salım salınılmamalıydı. O yüzden dediğini denemeye karar verdim.
“Zor yazmak için ne lazımdır? Androit cep nicedir? “ diye sordum, “ andropoza girmiş ite denir” dediler… Gittim kasten aldım. Kafamdaki makaleye baş ve işaret hareketi çekip, parmaklayarak kırptım, dokunmatik ortamda yanlış tuşlara çarpınca bu yazı çıktı ortaya… sıkıldım, bıktım… Yazamayınca çıktım gittim gasteden… Hem besteyi es geçtim, hem vazcaydım güfteden…
Geriye dokunulamadık dokular kaldı… Dokunulmazlığa müstehak muhalif lidere, sanki iktidar macununu o çalmış gibi, her kanalda muhtelif salvolarla yandan, sırttan, döşten çalışılıp, yandaşının da, yoldaşının da hesap sormasına karşın, “ yahu! niye beni sıkıştırıyorsunuz“ dememesinin tirajikomikliği! kaldı iz olarak… Ama yazamadım, uzun olmasın diye…

