Açık Gazete
23 Mayıs 2012  Çarşamba 
Onlara el salladım…
NESRİN YILMAZ BELL* / LONDRA - 5 Ocak 2012 Silivri Ziyareti... İstanbul’u güne başlarken izlemek müthiş - hele Beyazıt’ta tarih kokan anıtların önünden geçerken güzel insanimin koşturmasına şahit olmak .... bambaşka bir duygudur benim için.
20-01-2012, Cuma
Bu sefer içimdeki duygu fırtınası ile 3 Ocak sabahının çok erken saatinde Beyazıt’a gitmek için yola koyuluyorum; Dolmabahçe’nin önünden Atatürk’ümü selamlayıp, Mimar Sinan’a el sallayıp Galata Köprüsü’nden geçiyorum. Bir bakıyorum Eminönü’ndeyim; güvercinleri besledikten Mısır Çarşısı’nda esnafın ikramı olan çayı içtikten sonra İstanbul Üniversite’sine gelmişim ve güneş doğmuş güzel şehrimin üstüne. Martı sesleri, tramvay zilleri, simitçinin bağırışları, kepenk sesleri içinde İstanbul’u dinlerken özgürce nefes alıyorum. Sahaflar Kitapevi’nde kitapların yerlerini değiştirip –tozlarını aldıktan sonra - Kapalıçarşı’dan Sirkeci’ye iniyorum. Gün 5 Ocak 2012, sabah 8, Şişli Cumhuriyet Gazetesi’nin bahçesinden Silivri’ye hareket eden otobüse TGB Londra temsilcisi Musa Ballıkaya ile biniyoruz.

Küçük bir otobüs ve herkes çok sessiz, belkide uykulu, yolcuların çoğu kadın. Silivri’ye geliyoruz, telefonlarımızı otobüste topluyorlar, kimliklerimizide mahkemeye girmeden kapıda teslim ediyoruz. Mahkeme salonunun içine girdiğimizde oturacak yer bulabilmek için koşuşturuyoruz. Birçok kişi -çoğu bayan- ayakta kalıyor. Gazeteciler için bırakılan 4 sıra (her sırada 4-5 kişilik yer var) boş kalıyor. Ve ayakta kalanlar oturmak isteyince güvenlikten sorumlu kişi müdahale ediyor. Gür ve kendinden emin bir kadın sesi “niçin küçücük salonlarda bu duruşmaları yapıyorsunuz, gazetecilerin gelmediğini biliyorsunuz bırakın ayakta kalanlar otursun’’ diye müdahale ediyor. Güvenlik ‘’ lütfen beni zorda bırakıyorsunuz işimi yapmama engel olmayın’’ diye cevap veriyor ve aynı bayan bu sefer ‘ o zaman beyefendi lütfen üstlerinize söyleyin, “beni zor durumda bırakıyorlar” deyin. Bu mahkemeleri daha büyük salonlarda gerçekleştirmelerini isteyin’’ diyor ve 1 dakika içerisinde gazetecilere ayrılan kısım ayakta kalan izleyiciler ile doluveriyor. Yanımda oturan bir bayan bana gazeteci olup olmadığımı sorduğunda neden diye soruyorum ve cevabı ‘bizler aylardır mahkemelere geliyoruz, yaşlandık artık, gençleri mahkemelerde hiç göremiyoruz ve neden gelmiş olabileceğinizi merak ettim’’ diyor.

Beklenen an geliyor ve tutuklular tek tek içeri getiriliyorlar. Askerler tutukluların ve izleyicilerin ayrıldığı bölümde hazırola geçiyorlar - etten duvar örmek dedikleri bu olsa gerek. Tüm izleyiciler ayaklanıyoruz ve bazı izleyiciler alkışlamak isteyince bir amca alkışlamak yasak el sallayabilirsiniz diyor. Hepimiz el sallıyoruz Mustafa Balbay’a, Hurşit Tolon’a, Fatih Hilmioğlu’na Tuncay Özkan’a. Herkes merhaba diyebilmek için etten duvara yaklaşıyor ve sesli konuşmalar başlıyor. Sıra bana geldiğinde Mustafa Balbay’a kendimi tanıtıp ‘Londra’dan CHP İngiltere Dayanışma Derneği’nden selam ve sevgiler getirdim, tüm gücümüzle yanınızdayız, en kısa sürede sizi Londra’da ağırlayacağız’ diyorum. Eli kalbinin üstünde teşekkür ederek “herkese sevgi ve selamlar yakında görüşeceğiz’’ diyor. Kart ve mektuplar getirdiğimi söyleyip elimdeki poşeti gösteriyorum ve heyecanla avukatından poşeti elimden almasını rica ediyor. Bu arada CHP İzmir milletvekilimiz Hülya Güven ile 30 dakika dertleştikten sonra kendisi de bizden ve Derneğimiz’den bahsediyor Mustafa Balbay’a. Balbay’da el sallayıp tekrar teşekkür ediyor ziyaretim için.

Silivri’de bütün gün, Hurşit Tolon’un özel yetkili mahkeme savcısı tarafından çapraz sorgulanmasını izleme fırsatı buluyorum. Gazeteci olarak belki 1 veya 2 kişi var, Avrupa Birliği’nden gözlemci yok, izleyicilerden 100 kadarı mahkemeyi dışarda televizyondan izlemek durumunda kalıyor. Bu mahkemelerin televizyonlarda haber olarak gösterildiğini ben hiç duymadım.

Sizlere Hurşit Tolon’un çapraz sorgulamalarından (hafızamda kaldığı kadarıyla) örnekler vermek istiyorum.

Savcı Tolon’a bazı CD’ler ile ilgili soru sormaya başladı ve cevap hakkı Tolon’a geldiğinde ‘’sayın hakim, benim evlerimde yapılan aramalarda ele geçirilen tüm doküman ve CD’lerin polis tutanakları - elindeki dökümanı göstererek – buradadır” dedi. Başka bir dokümanı göstererekte bu da bana ait evrak ve CD’ler geri verildiğindeki polis tutanaklarıdır ve sizin bana soru sorduğunuz 3 adet falanca markalı CD’ler benim evimde bulunmamıştır; yani bana ait değildir ve bana ait olmayan CD’ler hakkındaki sorularıda cevaplamam mümkün değildir efendim’ diye devam etti. Bunun üzerine hakimin ‘’cevap veriniz efendim şöyle yada böyle bu CD’ler sizin dava dosyanıza girmiştir’’ diye cevap vermesi üzerine mahkeme salonundakiler mahkemeyi eleştirircesine yuhaladılar. Hakimin “burası ciddi bir mahkeme salonudur sizleri dışarı çıkarttırırım” demesi üzerine de izleyiciler gülmeye başladı.

Hurşit Tolon’a neden Antalya Üniversitesi’nin düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldığı sorulunca Tolon ‘’beni devletin üniversitesinin rektörü ihtisas alanım konusunda konuşmaya çağırmıştır ve bende terör ile mücadele konusunda konuşma yapmışımdır” diye cevapladı.

Hurşit Tolon’a sorulan bir başka soru da annesinden kalan evde neden oğlunun oturduğu ve akşamları ailesinin yanına yemeğe gittiğiydi (iki ev arasında 500 metre kadar varmış). Oda, “oğlum bekardı ve akşamları annesine yemeğe gelirdi” dedi.

Hakimin 60 darbesine katılımınız oldu mu sorusuna Tolon’ un ben daha mezun olmamıştım Kuleli Askeri Lisesi’nde öğrenciydim demesi üzerine
hakim, ''Harbiyelilerin Taksim Anıtı'na çelenk koyma'' olayını hatırlattı.

Tolon, ''40-50 sene önceki olaydı. İstanbul'da yaşayan Harbiyeliler, Harbiyelilerin zedelenen imajı nedeniyle çelenk koyma olayını düzenliyorlar. Ben o zaman Harp Okulu öğrencisiydim. Bu olayı düzenleyenler, Kuleli'den bizden bir yıl önce mezun olan üst sınıflardı. Bana da haber verdiler. Çelenk koyma sırasında ben de oradaydım'' diye cevap verdi.

Başka bir soru da hatırladığım kadarıyla neden ADD’nin yemeğine katıldığı ve bas köşede oturduğuydu, kendisi ise ben yaşça büyük olduğum ve yıllardır orduya hizmet verdiğim içindir efendim lakin tabiiki baş köşeye bayanlar oturtulmalıdır dedi.

Diğer bir soruda neden Doğu Perinçek ile aynı uçakta olduğu idi. Buna da “tamamen tesadüftür efendim - ikimizinde aynı üniversiteye konuk olarak gittiğimizi bilmiyordum, o zaman kendisi ile tanışıklığım bile yoktu” diye cevap verdi.

Mahkemeyi dinlemeye sabri kalmayan Anadolulu olduğu belli olan yaşlıca kasketli bir amca ‘’kargalar bile güler’’ dedi ve ayrıldı.

Otobüslerle geldiğimiz için 3 gibi ayrılmak zorundaydık. Otobüse sessizlik çökmüştü ve kalbimiz mahkeme köşesinde kalmıştı. Birden otobüs tekrar durdu ve kadınlar ayaklanarak yaptıkları börek, çörek ve yemekleri çadırlara bıraktılar.

Mahkemede ki emektar kadınlarımızdan alıntı cümleler:

“Bu millet nezaman uyanacak - ırzımıza geçilmesini mi bekliyorlar”.

“Ben Mustafa Balbay için geliyordum ama diğer suçluların mahkemelerini takip ettikçe, onların suçsuzluklarına inandıkça içim elvermiyor, hepsi benim insanım, yalnız bırakmayacağım.”

Başka iki kadın, Uğur Mumcu’yu anma gecesinden bahsediyor.

Hiç tanımadığım bu kişilerden aldığım güç ve destekle içimde mırıldanan şarkıyı dinliyorum: ‘’insan olmak yetmez, yetmiyor zaten; süpermen, süpermen olmak lazım bazen”...

Evet... herbirimizin süpermen / süperkadın olması gereken günlerden geçiyoruz.

_________________________

* CHP İngiltere Dayanışma Derneği Başkanı