Açık Gazete
8 Şubat 2012  Çarşamba 
"KTHY'yi siyasiler batırdı"
Star Kıbrıs Medya Grubu Başkanı Ali Özmen Safa, KTHY'nin batmasında siyasi partilerin sorumluluğu olduğunu belirterek Türkiye'ye yönelik eleştirileri "komplo teorisi" olarak niteledi. KKTC'de emlak sektöründe yanlış strateji izlendiğini belirten Safa, Asil Nadir'in Londra'ya dönüşünü de yorumladı...
30-08-2010, Pazartesi
Star Gazetesi'nin ihalesini kazanarak Türkiye'de de adını duyuran Safa ile editörümüz Faruk Eskioğlu Pegasus'un Londra-İstanbul uçağında sohbet etti.

- Kıbrıs'ta kısa zamanda ikinci büyük medya grubunu oluşturdunuz. İnşaat sektöründen medyaya girme gereğini neden duydunuz?
- Herşeyden önce bir işadamı olarak kazançlı gördüğüm alanda yatırım yapmak isterim. Medya bir güçtür. Biz "Güçlünün değil haklının yanındayız" sloganıyla medyaya girdik. Size açıkca söyleyebilirim ki Kuzey Kıbrıs'ta bizim dışımızdaki 12 gazetenin hiç biri bağımsız değil. Bunun kökeninde de Kuzey Kıbrıs'taki adalet ve demokrasi eksikliği yatıyor. Biz hiç bir köşe yazarımızın yazısına karışmıyoruz ve onları yönlendirmiyoruz da. Atatürk'ün ilkelerine bağlıyız ve Kıbrıs Barış Harekatı'nı saygı duyuyoruz. Şimdi dağıtımımızı da Asil Nadir'in sahip olduğu Kıbrıs Medya Grubu'ndan alarak medya dışında bir şirkete verdik. Böylece bağımsızlığımıza gölge düşürecek bir unsur da kalmadı.

Star Kıbrıs Medya Grubu çatısında Türksat'tan yayın yapan İngiltere ve Türkiye'den de izlenebilen Ada, Ezgi ve Sufi tv kanallarımız bulunuyor. Bunlara 4'ncü olarak Londra Türk Tv'sini katmayı planlıyoruz. Günlük Star Kıbrıs gazetesinin yanısıra İngilizce 2 haftalık dergimiz ile 1 radyo kanalımız bulunuyor.

- Asil Nadir de sizin gibi Londralı ve Kıbrıs'ta yatırımları olan bir işadamı. Kendisini iyi tanıdığınızı sanıyorum. Neden 17 yıl sonra Londra'ya döndü sizce?
- Asil Nadir adını temize çıkarmak istediğini söylüyor. Neticesinde herhalde tazminat davası açmayı planlıyor ama unutulmaması gereken Polly Peck hissedarlarının mağduriyetidir. 25 bin hissedarın 1 milyar sterlinfazla kaybı vardır. Üstelik bu rakam 20 yıl önceki değerdir. Asil Bey ismini temize çıkarmaya çalışırken bu hissedarların kaybettiklerini de gündeme getirirse iyi olur kanaatindeyim.

"Niçin bu kadar bekledi? sorunusunun cevabı da sanırım "davasında zaman aşımı ve İngiltere'de kendisini destekleyecek uygun bir iktidar bekleyişi" denilebilir...

- Siz Kuzey Kıbrıs'ta İngilizlere en çok ev satan işadamları arasındasınız sanırım. Kuzey'de eski sahibi Rum olan arsaya ev yapan İngiliz Oram ailesinin Rum Kesimi'nce aleyhine açılan davayı yitirmesi işlerinizi nasıl etkiledi?
- Medview Homes olarak Kuzey Kıbrıs'ta İngilizler'e gelmiş geçmiş en çok ev satan şirketiz. İnşaat sektörü turizm ile birlikte Kuzey Kıbrıs ekonomisinin lokomotifidir... Yaptığımız evlerden hiç bir şikayet almadık. Evleri sahiplerine söz verdiğimiz gibi zamanında ve sorunsuz olarak teslim ettik.

Oram ailesinin davayı yitirmesi, sahibi eski Rum olan arsalar üzerindeki ev satışını etkiledi. Bunun yanısıra İngiltere'nin ekonomik krizde olmasının da olumsuz etkisi oldu. Tabii sektörün kendi sorunları da üzerine tuz biber ekti. Oysa ben bugünlerde sektörde yaşanan krizi 5-6 yıl önce tahmin etmiş ve hazırlattığım master planını siyasilere vererek önlem almalarını istemiştim...

- Siyasilere uyarılarınız neydi?
- Kuzey'i şantiyeye çevirmeyelim, plan program dahilinde evler yapalım istemiştim. "Öncelikle Güney'de Rum Kesimi'nin deneyimlerinden yararlanalım. Onları örnek alalım. Onların yaşadığı sıkıntıları yaşamayalım. Her yıl müteahhitlere 1000 konutluk izin verilsin" demiştim. İkinci olarak Kuzey'de "kapkaç"cı yabancı inşaat şirketlerine izin verilmemeliydi. Üçüncü olarak sektör kontrol edilmeli ve müteahhitlerden iş bitirme garantisi olarak depozit alınmalı ve ev almak isteyenler de korunmalıydı.

Tabii önerilerim kulak arkası edildi. Bilen bilmeyen herkes müteahhitliğe soyundu ve Kuzey 10 bine yakın yarım yamalak yapılmış ve satılamayan evlerle doldu. Yabancı müteahhitler paraları toplayıp, işlerini bitirmeden kaçtılar. Şimdi coğu dar gelirli yerli yabancı ev sahibi adayları "Müteahhit paramı aldı evimi vermedi" ya da "Ev aldım, bankaya ipotekli çıktı" diye şikayet ediyor.

- Sektörde başka yatırımınız var mı?
- İskele Belediyesi Safa Köy'de bin 440 yataklı "Skylight" adında lüks bir hotel projesi üzerindeyiz. Kuzey Kıbrıs turizmine katkı sağlayacak ve yabancı turisti çekecek bir projedir.

- Siz bir zamanlar KTHY'yi de almak istemiştiniz ama olmadı. Şimdi KTHY'nin batışındaki perde arkası nedir? Bu konuda Türkiye'de hükümeti sorumlu tutanlar da var...
- Söze baştan başlayayım o zaman... KTHY'de bir zamanlar Türkiye-KKTC ortaklığı söz konusuydu. Ortaklık anlaşmasına göre; ortaklardan biri diğerine teklif etmeden hisselerini satabiliyordu. Türkiye'de dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, "Zaten kurum süreç içinde özelleştirilecek ve işi işadamları yönetmeli" felsefesiyle KTHY yerine Kıbrıs'ta en çok yatırım yapan bir işadamı olarak bana KTHY A Grubu hisselerini teklif etti.

Ben de ilk iş olarak 50 bin dolar masraf ederek uzmanlara KTHY ile ilgili bir fizibilite raporu hazırlattım. Buna göre kurumun optimum kazançlı çalışabilmesi için 5 uçak daha alınması, verimli bir personel yönetimi ve ekibin gençleştirilmesi gerekiyordu. Bizim KTHY'yi almamız durumunda şirket yeniden yapılanacak ve halka açılacaktı... Bütün bu yatırımlar için KKTC'nin elindeki bütün hisseleri de alabileceğimizi açıkladık. Bunun için de 50 milyon dolarlık teklif hazırladık.

KKTC'de dönemin başbakanı Mehmet Ali Talat ve ulaştırma bakanı Ömer Kalyoncu ile görüştüm. Bana A hisselerini tutmak istediklerini belirtip ihaleye de girmememi istediler. Hatta Kuzey Kıbrıs'taki bir restoranda yapılan toplantıda da dönemin CTP'li maliye bakanı Ahmet Uzun beni tehdit edercesine ihaleden vazgeçmemi istedi. Arkasından da gözdağı vermek için bütün şirketlerime müfettişleri göndererek teftiş ettirdi. Bu beni tam tersine hırslandırdı. Türkiye'deki dostlarım KKTC hükümetinin kararlı olduğunu ve bu ihaleye girmemin ekonomik olmayacağı yönündeki telkinleriyle de vaz geçtim.

Sonuçta KKTC 2005'te Türkiye'nin hisselerini satın aldı. O dönemde hükümet, KTHY'yi 30 milyon dolarlık öz sermayesiyle birlikte 64 milyon dolara maletti. Türkiye'nin hisseleri KKTC'ye satmadan önce uyardığını, zarar edilme durumunda faturayı Türkiye'ye göndermemelerini istediğini de biliyorum...

Ne yazık ki bu konudaki benim fizibilite çalışması yaptırdığımı bilmelerine karşın bana danışma gereği bile duymadılar. Oysa bir kahve içimi çağırıp danışsalardı, elimdeki raporları "ülke yararına" diye karşılıksız verebilirdim.

Bütün hükümetler KTHY'yi iyi yönetmediler ve siyasi arpalık olarak gördüler. KTHY'nin nasıl yönetildiği bugünkü sonuçtan da belli zaten. 2008'e kadar 60-70 milyon dolarlık borç yarattılar. 2008'den bu güne kadar da bu rakam 120 milyona fırladı. Bilançolara bakarak konuşmak gerekir. Her yıl zarar eden kurumda iyileştirme de yapılamadı. Şimdi siyasiler birbirlerini suçlamasınlar, komplo teorileri de üretmesinler. Üstelik Türkiye son ana kadar destek de oldu.

Hükümet, KTHY'de acil önlem alınması gereken zamanlarda bile popülist davranmaktan vazgeçmedi. Hatta son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dönemin Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy 130 işçinin tekrar işe alınmasının bir hata olduğunu bizzat dile getirdi.

Ne yazık ki gelinen durumdan yalnızca KKTC'deki bütün siyasiler sorumludur...