Hıyaromanlar
Geçende Ali birisi için “Adam düpedüz megaloman” dedi. “Yanılıyorsun, adam düpedüz hıyaroman” dedim. Büyüklük duygusuna tutulmuş adam anlamında “megaloman” kendinde olanı kendi içinde beşle ya da elliyle çarpıp kendi için aşırı güçlülük heyecanları yaratan adamdır. Megalomanlığı yetkinliklerini abartmaya dayanan çılgınlık diye görmek yanlış olmaz. Nitekim ben de Felsefe sözlüğü’mde bu kavramı benzer bir biçimde tanımlamıştım. Kişi kendi içinde güçlülük duyguları geliştirerek başarısızlıklarını ya da kendini yeterli görmeyişini yapay bir biçimde dengelemeye çalışır. Elbette kimse bu tür duygularını bir hiç üzerine kuramaz, bunun bir temeli olmalıdır. Sıradan bir kasaba hekiminin kendini Pierre Curie düzeyinde görmesi, bir dernekte yönetim kurulu yedek üyesi olan bir meslek sahibinin büyük siyaset adamı görünümleri alması, bir laboratuar görevlisinin kimya bilgini pozunda dolaşması elbette büyüklük duygularıyla ilgilidir. Bir hevesliler dergisinde üç şiir yayımlamış bir delikanlının Baudelaire dendiğinde “O da kimmiş” der gibi bakması, bir apartman görevlisinin kendisini devlet güvenliğinin vazgeçilmezleri arasında sayması, bir türkçe öğretmeninin bir dil bilgini gibi dolaşması, bir felsefe öğretmeninin Marx’ı, Comte’u, Kant’ı burnuna koymaması da öyle.
Büyüklük duygusunun toplumsal ve fiziksel biçimleri olduğu gibi cinsel biçimleri de vardır. Bir gecede on kadını sevindirip şafak sökerken daha yok mu diye huysuzlandığını ballandıra ballandıra anlatan kişiler özellikle belden aşağısıyla oldukça sorunlu insanların bol bol bulunduğu toplumumuzda hiç de az sayıda değildir. Dünyanın hiçbir yerinde cinsel organıyla bu kadar uğraşan insan yoktur sanırım. Aptalım cinselliği ruhtan tümüyle silip bedenin yalnızca küçük bir yerine indirgediği için aklı hep oradadır. Şöyle bir çevrenize bakın, kendini cinsel açıdan olağanüstü yetkinlikte gören sayısız erkek bulacaksınız. Bu erkeklerin çok büyük bir bölümü kadına acı ya da sıkıntı vermekten başka bir iş yapmazlar. İnsanoğlu böyledir, boşluklarını, eksikliklerini, ezilmişliklerini, yetersizliklerini pırıltılı örtüler altında saklar. Ne olursa olsun büyüklük duygusuna kapılan kişi ya da genele uyarak konuşalım bizim toplumumuzda megaloman diye bilinen kişi genelde yok olanı var göstermekten çok var olanı abartmaktadır.
Bendenizin hıyaroman diye adlandırdığım insana gelince, bu insanı megalomanla karıştırmak hele insanı iyi tanımayan kişiler için işten bile değildir. Hıyaroman bir konunun değil her konunun büyüğüdür. Siyasetin ne biçim bir şey olduğunu ondan öğrenebilirsiniz. Onun size tarih konusunda da vereceği çok dersler vardır. Hele felsefedeki hıyaromanlar! Hiç istemediğim halde şu sözü bana zaman zaman söyletmişlerdir: “Benim mesleğimi sen bana mı öğreteceksin?” Adamın bu söz üzerine utandığını, çizgiyi aştığının sezgisine vararak benden özür dilediğini mi düşünüyorsunuz? Hayır. Tam tersine, işte saldırganlaşmanın tam zamanıdır. Anlatır da anlatır, öğretir de öğretir… Bunlar doğru dürüst bir düzende elbette hıyarlaşma olanağı bulamayacaklardı, ama bu düzen onlar için biçilmiş kaftandır. Bu tür insanın sağlam bir piyasası vardır. Önemli olan, kurulu düzenin ayakta durabilmesi için elden geleni yapmaktır.
Megaloman bir tür kendini savunma telaşı içindedir. Onun en büyük korkusu küçük görülme korkusudur. Megalomanların bu korkularını biraz olsun yenebilmek için toplumda insanı egemen kılan bir takım meslekleri seçmeleri de anlaşılmaz bir iş değildir. Egemenliğini geçerli kılabildiği yerde insanın boşluklarını yok göstermesi işten bile değildir. Hekim ne güzel çıkışır zavallı hastasına: “Sana kaldır bacağını diyorum teyze, anlamıyor musun, geri zekalı mısın sen? Ha şöyle tut işte bacağını. Bak gene ne yapıyor! Kadın sen beni deli mi edeceksin?” Memur karşısında susta duran adama demediğini bırakmaz: “Git ne yaparsan yap be adam, ben ne bilirim senin öyle mi yapacağını böyle mi yapacağını! Kaç kere dedim git şunu yukarıdaki müdür yardımcısına imzalat diye. Çekil git, engel olma başkalarına!” Öğretmen kasılır: “Eh, bu konuda birçok meslektaşımızı suya götürür susuz getiririz, kendimizi övmek gibi olmasın. Ben aslında çok iyi de latince bilirim ha! Geçenlerde baktım bizim arkadaşlardan biri ortalığı boş bulmuş atıyor. Dedim atma…”
Megolomanlığı hıyaromanlığa karşı savunduğumu sanmayın, böyle bir duyguya kapılırsanız çok üzülürüm. Kendini tanrısallaştıran adamla her şeyi bilen adam arasında büyük bir ayrım yok aslında. Gene de bana sorsanız, megaloman mı olmak istersin yoksa hıyaroman mı olmak istersin deseniz ben doğrusu megalomanlığı yeğlerim. Hıyaromanlığın özellikle bu toplumda insana çok ün ve çok para getirdiğini bile bile.
Büyüklük duygusunun toplumsal ve fiziksel biçimleri olduğu gibi cinsel biçimleri de vardır. Bir gecede on kadını sevindirip şafak sökerken daha yok mu diye huysuzlandığını ballandıra ballandıra anlatan kişiler özellikle belden aşağısıyla oldukça sorunlu insanların bol bol bulunduğu toplumumuzda hiç de az sayıda değildir. Dünyanın hiçbir yerinde cinsel organıyla bu kadar uğraşan insan yoktur sanırım. Aptalım cinselliği ruhtan tümüyle silip bedenin yalnızca küçük bir yerine indirgediği için aklı hep oradadır. Şöyle bir çevrenize bakın, kendini cinsel açıdan olağanüstü yetkinlikte gören sayısız erkek bulacaksınız. Bu erkeklerin çok büyük bir bölümü kadına acı ya da sıkıntı vermekten başka bir iş yapmazlar. İnsanoğlu böyledir, boşluklarını, eksikliklerini, ezilmişliklerini, yetersizliklerini pırıltılı örtüler altında saklar. Ne olursa olsun büyüklük duygusuna kapılan kişi ya da genele uyarak konuşalım bizim toplumumuzda megaloman diye bilinen kişi genelde yok olanı var göstermekten çok var olanı abartmaktadır.
Bendenizin hıyaroman diye adlandırdığım insana gelince, bu insanı megalomanla karıştırmak hele insanı iyi tanımayan kişiler için işten bile değildir. Hıyaroman bir konunun değil her konunun büyüğüdür. Siyasetin ne biçim bir şey olduğunu ondan öğrenebilirsiniz. Onun size tarih konusunda da vereceği çok dersler vardır. Hele felsefedeki hıyaromanlar! Hiç istemediğim halde şu sözü bana zaman zaman söyletmişlerdir: “Benim mesleğimi sen bana mı öğreteceksin?” Adamın bu söz üzerine utandığını, çizgiyi aştığının sezgisine vararak benden özür dilediğini mi düşünüyorsunuz? Hayır. Tam tersine, işte saldırganlaşmanın tam zamanıdır. Anlatır da anlatır, öğretir de öğretir… Bunlar doğru dürüst bir düzende elbette hıyarlaşma olanağı bulamayacaklardı, ama bu düzen onlar için biçilmiş kaftandır. Bu tür insanın sağlam bir piyasası vardır. Önemli olan, kurulu düzenin ayakta durabilmesi için elden geleni yapmaktır.
Megaloman bir tür kendini savunma telaşı içindedir. Onun en büyük korkusu küçük görülme korkusudur. Megalomanların bu korkularını biraz olsun yenebilmek için toplumda insanı egemen kılan bir takım meslekleri seçmeleri de anlaşılmaz bir iş değildir. Egemenliğini geçerli kılabildiği yerde insanın boşluklarını yok göstermesi işten bile değildir. Hekim ne güzel çıkışır zavallı hastasına: “Sana kaldır bacağını diyorum teyze, anlamıyor musun, geri zekalı mısın sen? Ha şöyle tut işte bacağını. Bak gene ne yapıyor! Kadın sen beni deli mi edeceksin?” Memur karşısında susta duran adama demediğini bırakmaz: “Git ne yaparsan yap be adam, ben ne bilirim senin öyle mi yapacağını böyle mi yapacağını! Kaç kere dedim git şunu yukarıdaki müdür yardımcısına imzalat diye. Çekil git, engel olma başkalarına!” Öğretmen kasılır: “Eh, bu konuda birçok meslektaşımızı suya götürür susuz getiririz, kendimizi övmek gibi olmasın. Ben aslında çok iyi de latince bilirim ha! Geçenlerde baktım bizim arkadaşlardan biri ortalığı boş bulmuş atıyor. Dedim atma…”
Megolomanlığı hıyaromanlığa karşı savunduğumu sanmayın, böyle bir duyguya kapılırsanız çok üzülürüm. Kendini tanrısallaştıran adamla her şeyi bilen adam arasında büyük bir ayrım yok aslında. Gene de bana sorsanız, megaloman mı olmak istersin yoksa hıyaroman mı olmak istersin deseniz ben doğrusu megalomanlığı yeğlerim. Hıyaromanlığın özellikle bu toplumda insana çok ün ve çok para getirdiğini bile bile.


