Açık Gazete
25 Temmuz 2014  Cuma 
EN ÇOK OKUNANLAR
'Kadın İsterse' aynaya bakar
BİRSEN ALTINER  <birsen@acikgazete.com>
11-05-2005, Çarşamba

Star TV’de “Kadın İsterse”diye bir dizi var. Hülya Avşar, oyunculuğunu ve azmini beğendiğim bir sanatçı olduğu için pazar akşamları bu diziyi izliyorum. Daha doğrusu izliyordum, herhalde artık izlemeyeceğim. Çünkü sıkıldım.

Tamam, bu bir komedi dizisi. O yüzden bazı uçukluk kaçıklıklar olabilir ama abartmanın anlamı yok. Bir ilişki bitmişse bitmiştir. Bu ne üzülecek ne de intikam duygularını kabartacak bir durumdur. Bu sorgulanacak bir durum olabilir sadece. Filmde olduğunun tersine kadın da kocasını aldatıp evliliğini bitirebilirdi. O zaman da erkek mi öç almalıydı? Ya o adam örf ve adetlerinin etkisinden kurtulamamış biriyse, öç almak adına karısını öldürmesine mi seyirci olacaktık? Her evliliği biten, eşinden öç almaya kalksa hayat çekilmez bir hal almaz mıydı?. Daha da önemlisi hayat ertelenmez miydi?.

Bence öç duygusu gelişmemiş bir kişiliğin göstergesidir. Olgun olamamanın, hayatı algılamamanın, dar bir açıdan dünyaya bakmanın göstergesi. “Kadın İsterse” işte bu duygunun ağır bastığı bir dizi olmaya başladığı için benim kara listeme girdi.

İzlemeyenler için diziyi kısaca anlatayım. İki çocuk annesi Canan (Hülya Avşar) evliliği eskidikçe bütün zamanını çocuklarına ayırdığı için kendini ihmal etmiş bir kadındır. Zaten var olan estetik problemlerine ve fazla kilolarına aldırmadan bir de kendini bakımsızlığın acımasız ellerine terk edince iyice hilkat garibesi olur. Hem sevimsiz hem de çirkin bir kadın. Evlere şenlik bir durum yani.

Buna karşılık eşi Zafer (Cihan Ünal) ise çok bakımlı bir erkektir. (Şimdilerde bu tür erkeklere metroseksüel deniliyor.) Zafer’in eşine olan ilgisi azaldıkça etrafındaki kadınlar dikkatini daha çok çeker ve sonunda asistanı Alev’e (Deniz Çakır) aşık olarak bunca yıllık evliliğini sona erdirmekte sakınca görmez.

Canan, kocasının ihanetini, daha doğrusu başka bir kadına aşık olduğunu öğrenince, ilk kez aynaya bakar ve korkar. “Aman allahım bu çirkin kadın da kim böyle? Daha fazla bakmaya dayanamayacağım, hemen gidip estetik yaptırayım” der ve bir dizi operasyondan geçtikten sonra gençleşir ve güzelleşir.

Nedense Canan, aynaya ilk baktığında gördüğü kadın için kendini sorgulamaz. Bu hale gelmeden önce aynaya bakmadığı için kendine hiç, ama hiç kızmaz. Çünkü Canan’ın sorgulama yetisi yoktur, onun en gelişmiş duygusu intikamdır.

Canan evliliğin bitmesine neden olan olaylar üzerine de düşünmez. O mükemmel bir anne, mükemmel bir kadındır. Bu yüzden tek suçlu Zafer’dir. Çünkü kocası mükemmel bir kadını, salt yaşlandığı için, daha genç ve güzel bir kadın bulduğunda bırakmıştır. Yani bunca yıllık emeği, bunca yıllık geçmişi bir kağıt gibi buruşturup atmıştır. Katli vaciptir bu adamın ve bunu da bütün aldatılan kadınlar adına Canan yapacaktır.

Canan’ı oynayan Hülya Avşar, gerçek yaşamında da aldatılan kadın olduğu için olacak ki, bu rolü çok içten oynuyor. Öç aldıkça daha fazlasını almak istiyor. Bir türlü doymuyor. Çok iyi oyuncu olduğunu düşündüğüm Hülya Avşar’a da bu durum hiç yakışmıyor.

Diyelim ki, Canan, çirkin ve yaşlı bir kadın olduğu için aldatılmıştır. Oysa Hülya Avşar genç ve güzel bir kadın olduğu halde aldatılmıştır. Demek ki aldatılmak için gençlik ve güzellik tek neden değildir.

Aslında bu yazıda aldatılmak ve aldatmak konularına girmek istemiyorum. Yoksa ben de size; “Heyecan kaybı, eşlerin birbirine ilgisizliği, erken yaşta yapılan evlilikler, geçimsiz ve anlaşamayan çiftler aldatma için birer sebeptir” gibi beylik laflar edebilirim.

Ya da “Aldatmayı bu kadar hafife almayın. Eşinize sadık kalın. Kalamayacaksanız evlenmeyin. Evlendiyseniz verdiğiniz sözü, ettiğiniz yemini tutun. Mutlu evliliğin ilk kuralı budur” gibi beylik öğütler de verebilirim.

Hiçbirini yapmayacağım. Aldatmanın nedenleri üzerinde durmayacağım gibi, aldatmaya mazeret bulmaya da kalkmayacağım. Çünkü bunu doğru bulmuyorum. Yukarıda da söylediğim gibi aldatmayı tıpkı öç almak gibi gelişmemiş bir kişiliğin habercisi olarak görüyorum.

Ben, artık ilişkileri ve evlilikleri birer senet gibi görmekten kurtulmak gerektiği konusuna değineceğim. İster evli olalım, ister evlenmeden birlikte bir yaşam sürelim, çiftlerin her birinin kendi dünyası olduğunu kabul etmenin zamanının geldiğini hatırlatacağım. O dünyanın sınırlarını fazla zorlamamanızı önereceğim.

Eğer hayatınızın tam ortasına kendinizi koyarsanız, hayat sadece sizin için değil, çevrenizdekiler için de kolaylaşacaktır. Ama eğer hayatınızın tam ortasına kendiniz yerine bir başkasını koyarsanız, bir gün ondan ayrılma düşüncesine bile dayanamazsınız. Ayrıldığınızda da büyük bir boşluğa düşersiniz.

Unutmayın, siz kendinize yeterseniz, çevrenizdekilerin de kendisine yetmesine fırsat verirsiniz.

Sizce Canan hayatının merkezine kocasını, kızlarını, evinin perdelerini koymasaydı, aynaya daha önce bakmaz mıydı? Aynaya bakıp kendini ve evliliğini görmez miydi? Evliliği bu kadar kolay mı eskirdi Canan’ın? Eskise bile biterken bu kadar acı ve iz bırak mıydı? Ne dersiniz?

_____________________

Yazarın diğer çalışmaları için: www.birsenaltiner.com

 





YORUMLAR
Son 7 Yorum
Rasim Selen | 20-05-2005 02:40:15
KADIN KADININ KURTUDUR... Birsen Hanım ortada bir durum var. Elbettiki bu dizi aynı zamanda sit-com olduğu kadar bir durum komedisidir de...Siz de yerinde yaptığınız saptamalarla bu durumlardaki olması gerekenler ve olmaması gerekenlere açıklık kazandırmışsınız. Yalnız unutmamamız gereken bir şey var. Biraz dakaın kadının düşmanıdır. Şöyle bir bakın çevrenize gerek bekarlıkta gerekse evlilikte olsun kim kimin kız arkadaşını ya da kocasını ayartıyor, bir düşünün. Eminim çevernizde çok sayıda böyle olaylarla karşılaşmış en azından duymuşsunuzdur. Sanki memlekette bekearların köküne kıtlık girdi. İlla birbirlerinin arkadaşlarını tavlayacaklar. Birbirlerine karşı ne kadar dost görünürlerse görünsünler aslında hemen hemen bütün kadınlar birbirine düşmandır. Her ne kadar belli etmemeye çelışsalar da. Salt bak seni değil beni seçti demek için ve sadistçe için için zevk aldıkları için. Yoksa o adama ölüp bayıldıklarından değil. Bu ellerinde değil. yapacaklar. AKREPLE KURBAĞANIN YOLCULUĞU Gİ
Berna Ayas | 17-05-2005 18:44:56
YALNIZ KALE... Birsen hanım, yerinde ve doğru gözlemleriniz ve eleştirileriniz var. Bunlara yürekten katılıyorum. Ben merkezli bir dünya biraz egoizmi çağrıştırmaz mı?Her insan dış dünyaya karşı savunma mekanizmaları geliştirir ve bunun doğal sonucu olarakta ;YALNIZKALE'sinin korunaklı duvarlarını örer dış dünyaya karşı..Meryem arkadaşımız herkes kendi ayakları üstünde durabilmeli demiş doğru. Burda ki destek, maddi anlamda değil ki, nasıl ki bazı arkadaşlar birilerini kurtarmaya çalışıyorsa o anlamda.Bana göre en doğrusu hoş bir şeyi yakalayınca yaşamak, ister hesaplı, ister hesapsız. Her şeyiyle eşit bir ilişki aradığınıza eminim. Sakın bunu yapmayın.Bu belki de yaşamda en zor bulunacak şey. Bir de Atilla İlhan'ın şu sözlerini hiç unutmayın;" Olmayacak bir şey, bir insanın bir insanı anlaması." Ona göre... Selamlar. Berna Ayas (Öğt).
meryem gömü | 13-05-2005 15:18:30
birsen hanım bu yazınızı da gerçekten ilgiyle okudum.insanlar birbirlerini niye aldatırlar yorumlarına girmek istemiyorum.ama sizinde belittiğiniz gibi, bence de herkes merkezine kendini koyarsa hayatlarının çok daha iyi olacağını görecektir.sonuçta insan kendisiyle beraberdir ve en sıkıntılı anlarında iç dünyasına dönebilmelidir.birilerinden medet ummak bir zavallıllıktır ve aslında çoğu zamanda işe yaramaz.bırakın eşinizi en yakın kız arkadaşınız bile siz güçlü olmazsanız size saygı duymaz.herkes bir bireydir ve ayaklarının üzerinde durabilmelidir.alışverişe bile yalnız çıkamayan insanlar var çevremizde.bence bu insanlar hiç bir zaman birey olamazlar.
Orhan Malkoç | 13-05-2005 02:26:30
AYNALAR...C.Sıtkı Tarancı'nın 35 yaş şiirinde dediği gibi; göstermiyor, beni ben diye yıllar yılı dost bildiğim aynalar... Canan' da herkes gibi bu duygular içerisinde olabilir. kaçınılmaz doğa kanunu, gerçi dizide de olduğu gib günümüzde estetik cerrahlar harikalar yatıyorlar, her ne kadar yapaylık bellide olsa.Yıllar önce sözlerini Bora Ayanoğlu'nun yazdığı Salim Dündarın söylediği AYNALAR şarkısı vardı. "varsa nerede dostlar nerede, uzatayım elimi, kırdığım aynalar gibi, kalbimde kırık şimdi, gönlümde kırık şimdi" diye devam eden çok anlamlı bulduğum bir şarkı. Aynalar bildiğiniz gibi çeşit çeşit;boy aynası, el aynası, yüz aynası gibi.Evet zaman zaman hepimizin sadece kadın isterse değil, tüm insanların cinsiyet farkı gözetmeksizin aynaya bakıp kendimizle yüzleşme bir anlamda sorgulama yapmamız gerekir diye düşünüyorum.Ama bir şeyi fark ettim kadının güzelliği ne yaşında, ne yüzünde, ne de bedeninde. kadın'kişiliği' ile güzel.Kendini tanıyınca, kendi fiziksel özellikleriyle barışınc
nazike öncü | 12-05-2005 13:32:22
bu dizi hiç bir zaman ilgimi çekmedi zaten.hülya avşar'ı görmeye katlanamıyorum artık.nedenini bilmiyorum ama kadın beni artık irrite ediyor.oysaki takdir etiğim bir kadındı.yurt dışına gitse ve 1 yıl hiç dönmese belki özleriz.
aylin hasıla | 11-05-2005 23:15:26
birsen hanım ellerinize sağlık.bana göre her zaman gündemde olan bir konuya değinmişsiniz.ben bekar bir bayanım.bugüne kadar gerek işyerinde gerek arkadaş ortamımda evli erkekler benimle beraber olmak için şanslarını denediler.bundan 2 buçuk yıl önce, tamamen tesadüfen bir kız arkadaşımın evli bir erkek arkadaşıyla tanıştım.açıkçası hiç ilgimi çekmedi ve hiç ilgilenmedim kendisiyle.ancak bu kişi bir sürü yöntem geliştirerek benim hayatıma sızdı.ilk zamanlarda beni rahatsız eden bir tavrı yoktu.bana her konuda yardımcı olmaya çalışan biri olarak görünüyordu.bir sürü arkadaşımla tanıştı.ancak ben bir yandan benden hoşlandığını da hissediyor ve mesafe koymaya çalışıyordum.ama nafile.o kadar çok bahane buluyordu ki çevremde olmak için.onunla tanıştıktan 3-4 ay sonra birinden hoşlandım ve çıkmaya başladık.evli olan kişi benim ilişkimi baltalamak için elinden ne gelirse yaptı diyebilirim.çıktığım kişi bana hiç güvenemedi ve 3 ay sonra ayrıldık.benim sevgilimden ayrılmama sebep oldu diyebilir
Fırat Kaya | 11-05-2005 23:08:41
Birsen hanım, harika bir yazı yazmışsınız elinize sağlık. yalnız unutmamak gerekiyor ki, her şey insanların kişiliğinde ruhsal durumunda saklı. Bu farklı kişilikler de ne yazık ki, insanları 'insana ve insanlığa' yakışmayan en ilkel duygu olan intikam duygusuna sürükleyebiliyor.Herkesin kendine ait elbette 'Saklı Cennet'i olmalı.Ama 'Saklı Cennet'lerinde yaşayanlar, diğer tarafta neler olduğunu bildikleri halde mutlular diyebilir miyiz? Olması gerekenler hanesine kendi doğrularımızı oturttuğumuz için önce ters geliyor bana izole bir yaşam sürmek ve 'Saklı Cennet'imizde mutlu olmak. Oysa herkesin mutluluk formülü aynı değil.'Saklı Cennet'lerimizden çıkarken bir kez daha düşünüp, anlamalıyız ki, yaşam denilen oyunda mekanlar sadece birer dekor, cennet ve cehennemin gizlendiği yer ise insan ruhu... İhanet en azından hoş bir şey değil! Gerçek sevginin olduğu yerde ihanet olmaz diye düşünüyorum. Aldatan taraf aslında yalnızca kendisini aldatıyor demektir. Genellikle erkeklerin yapısının 'po