Niçin 'Hayır' demeliyiz
12 Eylül 2010 tarihinde, muhtemelen kırk milyona yakın kişinin katılımıyla, Anayasa Mahkemesi’nin yetkisini aşmak pahasına, tadil ve tashih ettiği değişiklikleri içeren paket oylanacak…
“Evet” yönünde propaganda yapanlar malûm. Yandaş medya, yandaş akademi, yandaş sivil toplum örgütleri ve yandaş seçmenler… Karşı çıkan ve bu referandum sürecini adeta bir genel seçim düzeyine taşıyarak, siyasî geleceklerine ilişkin büyük bir sınava girişen muhalifler de üç aşağı beş yukarı belli gruplar. İyi ama hiçbir partiyle ilişkilendirmeden, sadece önümüze konan değişiklikleri dikkate aldığımızda, bu toplumsal yaşamımızı iyi yönde mi etkileyecek, kötü yönde mi? Bir başka deyişle, bu anayasal değişiklikler Türkiye’ye ne kazandıracak, ne kaybettirecek? Burada bilinenleri tekrara lüzum görmüyorum. Zira ömründe hiç anayasa kitapçığı karıştırmamış olanından, Türk siyasî tarihi alanında boy boy kitaplar yazanlara dek birçok kişi birçok şey yazdı, çizdi, söyledi. Ancak naçizâne, modernleşmenin türlü boyutlarına kafa yoran bir siyaset bilimci olarak referandum konusunda, kifayetsiz ilmim ve eksik irfanıma rağmen bir avuç okurumun dikkatini kimi hususlara yöneltmek istiyorum.
Bir defa bu anayasa değişikliğini kimler savunuyor? Mete Tunçay, Murat Belge gibi solculukları malûm akademisyenler… Elif Şafak, Orhan Pamuk gibi “kökü dışarıda” olan şöhretli edebiyatçılar… Lale Mansur gibi ne yapacağını bilmezlikten kendini “sebebi anlaşılamayan/hesabı sorulmayan şiddet olayları” meselelerine vakfedenler… Taraf okuyanlar… Ergun Babahan, Mehmet Altan gibi “dönek” entelektüeller… Nur cemaatine mensup olan ya da yakınlık duyanlar… Mehmet Barlas ve Eser Karakaş gibi Avrupa Birliği yandaşları… Açık toplum yanlısı demokratik diktatörlük yanlısı “liboş”lar… Kadın haklarını iyileştirdiği iddiasına inanan orta katman şehirlilerle birlikte basmalı, pazenli, yemenili kadınlar… Marksistliklerinin bedelini işkenceyle ödemiş küskün devrimciler… Pozitif ayrımcılık “masal”ına iman etmiş şehit-gazi yakınları… Genç Siviller başta gelmek üzere çeşitli demokratik platformlar ve gençlik grupları… Toplumsal barış meraklısı aktivistler… Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi ile mevcut iktidar… Bir kısım hâkim ve savcı, bir kısım anayasa uzmanı ve bir kısım Kürt’le Türk… Bir de, CHP’nin parlayan yıldızı Süheyl Batum’un, “sazan”lığını yüzüne çarparak, şişirilmiş itibarını toplum nazarında iki paralık ettiği, cahil cühela takımının sözcüsü Sezen Aksu gibi şarkıcı-türkücü kesiminden bir takım zevat… Kısacası, hemen anlaşılacağı üzere toplumsal desteği olmayan, uzlaşma sağlamayan/aramayan, köksüz bir takım değişiklik için memlekette fırtına koparılıyor aylardır.
Bu aymazlığa, bu gericiliğe karşı insanlığın yeni Gandhi’si, siyasî yaşamımızın umut vadeden yeni Cem Uzan’ı, iktidara geldiğinde işsizliği derhâl çözeceğinden şek ve şüphe duymadığımız, mazotu yarı fiyatına düşürecek olan, bütün ev kadınlarını maaşa bağlayacak ve başörtüsü sorununu başörtülüleri aslında hiçbir sorun yaşamadıklarına ikna ederek çözecek olan, çömelmeyen icraatını ayakta yapan “Siper-man”, ordunun teamüllerini kanunlardan üstte gören demokrasi iftiharı, “hem dürüst hem temiz bir insanoğlu” olan sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ndan referanduma dair çarpıcı “gerçekler” aktarmak istiyorum… Sayın Başkan, hayatî bir söz söyleyerek “Bu bizim İkinci Kurtuluş Savaşımız olacak” diyor. Yani, “yani”si şu ki; uyan ey ehl-i vatan! Devletini –bakma Seni IMF’den kurtarmış gibi durduğuna- sömürge güçleri yönetiyor. Daha Türkçesi: Yetişkin nüfusunun %47’si işgal kuvvetinin ya askeri, ya işbirlikçisi veya vatan haini! Düşman Türk milletinin içinde, diyor… Dahası var, diyor Kılıçdaroğlu. “Bu hükümet, PKK ile işbirliği içinde”. Sıkça buluşup, görüşüyorlar. Terörle ittifak hâlindeler. Ona da yeterince güvenmiyorlar ki, bir de Yaşar Büyükanıt’la iktidarını pekiştirmek için gizli anlaşmalar yapıyor ve böylece Genelkurmay Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Terör Örgütü işbirliği hâlinde şu cennet vatanın, cennetlik milletinin üstüne çöküyor! Üstelik başbakan bir de “kalpazanlık” yapıyor. Yani, sahte para basıyor, milleti dolandırıyor ve böylelikle servetine servet katıp havuzlu villalara, gemilere sahip oluyor!
Şimdi işbu ahval ve şerait altında… Sana soruyorum Recep Bey!:
Bu anayasa, vatandaşın Etro gömlek giymesini sağlayacak mı?
Bu anayasa değişikliği ile Galatasaray Kadıköy'de Fenerbahçe'yi yenebilecek mi?
Bu anayasa, yüksek yüksek tepelere ev kurulmasını, aşrı aşrı memlekete kız verilmesini engelleyebilecek mi?
Bu değişikliklerle, fındık fıstık anayasaya girecek mi? Tüm gençlerin “fıstık gibi” sevgilisi olabilecek mi?
Bu paket geçerse, Ajdar popstar olabilecek, Fenerbahçe Güiza’dan kurtulabilecek mi?
Bu değişiklikler sayesinde, “Hayır’ın rengi kahverengidir. Kahve, güzel bir şeydir. Kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Öyleyse, kırk yıl unutamayacakları bir ‘hayır’ demek lâzım!” diyen üstadın ufukları aşan siyaset felsefesini, üniversiteler Siyasî Düşünceler Tarihi derslerine dâhil edecek mi?
Bu anayasa, paketi şimdi bana kaybolan yıllarımı geri verecek mi?
Yeni anayasa, futbol maçlarındaki barajların tam 9.15'e çekilmesini sağlayabilecek mi?
Bu anayasa, çamaşırları Ayşe Teyze'ninki gibi bembeyaz yapabilecek mi?
Bu anayasa, Neşe'nin kepek problemine derman olacak mı?
Bu referandumdan “evet” çıktığında, “kalpazan”ların ya da “haramiler”inki gibi lüks olanlardan değilse de, herkes “halk tipi havuzlu villa”lara(!) sahip olabilecek mi?
Bu anayasa paketi değişikliğinden sonra Zeki Müren de bizi görebilecek mi?
Bu anayasa paketi, Fenerbahçe'ye Türkiye Kupası kazandıracak mı?
Hımm?
Hayır değil mi!? O hâlde kararımız elbette “Hayır!”
Referandum, aziz ve necip Türk milletine hayırlı olsun…
“Evet” yönünde propaganda yapanlar malûm. Yandaş medya, yandaş akademi, yandaş sivil toplum örgütleri ve yandaş seçmenler… Karşı çıkan ve bu referandum sürecini adeta bir genel seçim düzeyine taşıyarak, siyasî geleceklerine ilişkin büyük bir sınava girişen muhalifler de üç aşağı beş yukarı belli gruplar. İyi ama hiçbir partiyle ilişkilendirmeden, sadece önümüze konan değişiklikleri dikkate aldığımızda, bu toplumsal yaşamımızı iyi yönde mi etkileyecek, kötü yönde mi? Bir başka deyişle, bu anayasal değişiklikler Türkiye’ye ne kazandıracak, ne kaybettirecek? Burada bilinenleri tekrara lüzum görmüyorum. Zira ömründe hiç anayasa kitapçığı karıştırmamış olanından, Türk siyasî tarihi alanında boy boy kitaplar yazanlara dek birçok kişi birçok şey yazdı, çizdi, söyledi. Ancak naçizâne, modernleşmenin türlü boyutlarına kafa yoran bir siyaset bilimci olarak referandum konusunda, kifayetsiz ilmim ve eksik irfanıma rağmen bir avuç okurumun dikkatini kimi hususlara yöneltmek istiyorum.
Bir defa bu anayasa değişikliğini kimler savunuyor? Mete Tunçay, Murat Belge gibi solculukları malûm akademisyenler… Elif Şafak, Orhan Pamuk gibi “kökü dışarıda” olan şöhretli edebiyatçılar… Lale Mansur gibi ne yapacağını bilmezlikten kendini “sebebi anlaşılamayan/hesabı sorulmayan şiddet olayları” meselelerine vakfedenler… Taraf okuyanlar… Ergun Babahan, Mehmet Altan gibi “dönek” entelektüeller… Nur cemaatine mensup olan ya da yakınlık duyanlar… Mehmet Barlas ve Eser Karakaş gibi Avrupa Birliği yandaşları… Açık toplum yanlısı demokratik diktatörlük yanlısı “liboş”lar… Kadın haklarını iyileştirdiği iddiasına inanan orta katman şehirlilerle birlikte basmalı, pazenli, yemenili kadınlar… Marksistliklerinin bedelini işkenceyle ödemiş küskün devrimciler… Pozitif ayrımcılık “masal”ına iman etmiş şehit-gazi yakınları… Genç Siviller başta gelmek üzere çeşitli demokratik platformlar ve gençlik grupları… Toplumsal barış meraklısı aktivistler… Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi ile mevcut iktidar… Bir kısım hâkim ve savcı, bir kısım anayasa uzmanı ve bir kısım Kürt’le Türk… Bir de, CHP’nin parlayan yıldızı Süheyl Batum’un, “sazan”lığını yüzüne çarparak, şişirilmiş itibarını toplum nazarında iki paralık ettiği, cahil cühela takımının sözcüsü Sezen Aksu gibi şarkıcı-türkücü kesiminden bir takım zevat… Kısacası, hemen anlaşılacağı üzere toplumsal desteği olmayan, uzlaşma sağlamayan/aramayan, köksüz bir takım değişiklik için memlekette fırtına koparılıyor aylardır.
Bu aymazlığa, bu gericiliğe karşı insanlığın yeni Gandhi’si, siyasî yaşamımızın umut vadeden yeni Cem Uzan’ı, iktidara geldiğinde işsizliği derhâl çözeceğinden şek ve şüphe duymadığımız, mazotu yarı fiyatına düşürecek olan, bütün ev kadınlarını maaşa bağlayacak ve başörtüsü sorununu başörtülüleri aslında hiçbir sorun yaşamadıklarına ikna ederek çözecek olan, çömelmeyen icraatını ayakta yapan “Siper-man”, ordunun teamüllerini kanunlardan üstte gören demokrasi iftiharı, “hem dürüst hem temiz bir insanoğlu” olan sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ndan referanduma dair çarpıcı “gerçekler” aktarmak istiyorum… Sayın Başkan, hayatî bir söz söyleyerek “Bu bizim İkinci Kurtuluş Savaşımız olacak” diyor. Yani, “yani”si şu ki; uyan ey ehl-i vatan! Devletini –bakma Seni IMF’den kurtarmış gibi durduğuna- sömürge güçleri yönetiyor. Daha Türkçesi: Yetişkin nüfusunun %47’si işgal kuvvetinin ya askeri, ya işbirlikçisi veya vatan haini! Düşman Türk milletinin içinde, diyor… Dahası var, diyor Kılıçdaroğlu. “Bu hükümet, PKK ile işbirliği içinde”. Sıkça buluşup, görüşüyorlar. Terörle ittifak hâlindeler. Ona da yeterince güvenmiyorlar ki, bir de Yaşar Büyükanıt’la iktidarını pekiştirmek için gizli anlaşmalar yapıyor ve böylece Genelkurmay Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Terör Örgütü işbirliği hâlinde şu cennet vatanın, cennetlik milletinin üstüne çöküyor! Üstelik başbakan bir de “kalpazanlık” yapıyor. Yani, sahte para basıyor, milleti dolandırıyor ve böylelikle servetine servet katıp havuzlu villalara, gemilere sahip oluyor!
Şimdi işbu ahval ve şerait altında… Sana soruyorum Recep Bey!:
Bu anayasa, vatandaşın Etro gömlek giymesini sağlayacak mı?
Bu anayasa değişikliği ile Galatasaray Kadıköy'de Fenerbahçe'yi yenebilecek mi?
Bu anayasa, yüksek yüksek tepelere ev kurulmasını, aşrı aşrı memlekete kız verilmesini engelleyebilecek mi?
Bu değişikliklerle, fındık fıstık anayasaya girecek mi? Tüm gençlerin “fıstık gibi” sevgilisi olabilecek mi?
Bu paket geçerse, Ajdar popstar olabilecek, Fenerbahçe Güiza’dan kurtulabilecek mi?
Bu değişiklikler sayesinde, “Hayır’ın rengi kahverengidir. Kahve, güzel bir şeydir. Kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Öyleyse, kırk yıl unutamayacakları bir ‘hayır’ demek lâzım!” diyen üstadın ufukları aşan siyaset felsefesini, üniversiteler Siyasî Düşünceler Tarihi derslerine dâhil edecek mi?
Bu anayasa, paketi şimdi bana kaybolan yıllarımı geri verecek mi?
Yeni anayasa, futbol maçlarındaki barajların tam 9.15'e çekilmesini sağlayabilecek mi?
Bu anayasa, çamaşırları Ayşe Teyze'ninki gibi bembeyaz yapabilecek mi?
Bu anayasa, Neşe'nin kepek problemine derman olacak mı?
Bu referandumdan “evet” çıktığında, “kalpazan”ların ya da “haramiler”inki gibi lüks olanlardan değilse de, herkes “halk tipi havuzlu villa”lara(!) sahip olabilecek mi?
Bu anayasa paketi değişikliğinden sonra Zeki Müren de bizi görebilecek mi?
Bu anayasa paketi, Fenerbahçe'ye Türkiye Kupası kazandıracak mı?
Hımm?
Hayır değil mi!? O hâlde kararımız elbette “Hayır!”
Referandum, aziz ve necip Türk milletine hayırlı olsun…

