Açık Gazete
23 Mayıs 2012  Çarşamba 
EN ÇOK OKUNANLAR
Deniz kızları arasında...
MAHMUT ŞENOL  <mahmut@acikgazete>
16-01-2012, Pazartesi
ABD ve Kanada cihetinden Açık Gazete'ye haberler gönderen bendeniz, aynı zamanda okuruna buraların hâl ve gidişatını dair şeyleri bu fıkra köşesinde yazıyorum.
Burada yazılanlar bir başka ülkeye ait gözlemlerdir...
Gözlemi yapanın, bu fıkrayı yazacak kişi olduğu için, kendinden söz ettiği zamanlar da bulunur.
Üzerinize afiyet, ayıptır söylemesi, benim belim kaydı; sola doğru...
Sağa kayacak hâli yok ya!
Geçtiğimiz yaz başında, bir ev taşınma faslı daha yaşarken, acul davranıp eşya kolilerine hırsla saldırınca onlardan birisi inatçı çıkmış olmalı ki ben o ân fark etmedim, ertesi günden başlayarak bugüne dek, önce siyatik ağrıları ardından da bel tutulması içinde yarı büklüm yaşadım.
MR dedikleri bir çekim yapıldıktan sonra iki omurun 8 mm.kadar sola kaydığı, diğerlerinde de zedelenme olduğu saptandı. O zamandan beri fizik tedavisi sürüyor ve doktor tavsiyesiyle yüzmeye de başlamış bulunuyorum.
Kanada'da Edmonton kentindeki bir yüzme salonuna gidiyorum; hemen hergün...



İstanbul'un Kadıköyü'nde doğmuş, Moda, Bahariye ve Acıbadem semtlerinde büyümüş biriyiz, deniz kıyısı çocuğuyuz, lakin gel gör ki, eskiden ¨Aman oğlum denizle şaka olmaz, fazla açılma, ayaklarını sok yeter, dibi görünmeyen yere gitme!¨ dediklerinden delikanlı çağıma kadar denize taş atıp oyalanmış idim.
Sonrasında Moda plajlarına dadanıp, kendimi sulara bırakıp kulaç atmayı öğrendim, ama gel gelelim hakkını da vermiş değilim.
Yüzüyorsam, bu su üzerinde kalma çabası ve mücadelesinden başkası değildir.
Hiçbir zaman ayaklarımı neşeli bir ördek yavrusu gibi düzen içinde ve akordunu bozmadan çırpıp, geride tatlı bir köpük dalgası bırakarak yüzebilmiş olamadım.
Üçüncü çırpmadan sonra sayıyı karıştırıyor, o sırada aklım ayak uskurunda ve pervanede kaldığı için bu kez kulaç sayısını tutturamıyordum.
Dümenciyle kürekçiler arasında geçimsizlik baş gösteriyor, iskele ile sancağı karıştırıyordum, kaptan köşkünden makine dairesine doğru talimat gitmiyordu.
En iyi yüzme tarzım sırt üstü olmaktadır ki en kötü ihtimalle göbeğini su üzerine çıkarır, yatağına uzanmış Oblomov gibi su yüzeyinde durursun...
İşte ben bu hâllerde olup, belimdeki 8 mm.açıklığı yerine yerleştirmek ve acılarımı dindirmek için günde bir saatliğine yüzme havuzuna giderken, her şey iyi hoş da, moral bozukluğu içinde kalıyorum; arkadaş...
Zira olimpik standartlarda yapılmış havuzun kıyısından kıyısından sırt üstü kulaç atıp yüzmeye kalkıştığım sıra, her biri iki ayaklı balık gibi olmuş dünya güzeli ve öteki dünyanın hûrisi sayılabilecek kızlar geliyor, başlarına yüzme beresi, gözlerine yüzücü gözlüğü takıp, cup cup suya dalıyor.
Ben, o havuzda, Haliç'teki Sütlüce iskelesinden kalkıp Eyüp'e tarifeyle giden istim bot misali büyük zahmetler ve sıkıntılar içinde yol alırken, onlar 24 metrelik kulvarı iki kere gidip gelmekle kalmıyor, bir de utanmadan suya balıklama dalıp derinlerde istiridye arayan Ernest Hemingway'in hikâye kahramanları gibi su cambazlıkları da yapıyor...
Bunların birer deniz kızı olduğuna artık kanaât getirdim, inandım, ikna oldum... Hatta herbiri birer yunus!
Havuza ne zaman gitsem, deniz kızlarıyla beraberiz; iyi mi?!
Şakası yok, birgün evvel gittiğimde, bir deniz kızı havuza dalıverdi, hiç ara vermeksizin bir saat boyunca kulvarında gitti geldi... İstanbul Deniz Otobüsleri bu hıza yetişemez...
Çıkışta dayanamadım, kızı yakalayıp sordum, tatlı tatlı güldü: Altı yaşından beri havuzdaymış, şimdi yirmisine geldiğine göre daha ne olsun; aferin sana deniz kızı...
Eskiden badanacı, sonradan türkücü İbo'nun en sevdiğim aforizmik lafı olan, ¨Urfa'da Okosford vardı da biz mi gitmedik!¨ demesine benzer biçimde sormak lazım, ¨Elin memleketinde ana kucağındaki çocukların gittiği her mahallede bir kapalı havuz var, bizde vardı da biz mi gitmedik?!¨
Öyle ya da böyle, gemi batarsa, evelallah yüze yüze şamandırayı tutturum.
Benim sırt üstü yüzmemi de yabana atmayınız! Başımı suya alın hizasına kadar sokup havuzun yüksek tavanındaki kirişlerini evvelden ezberlemiş olduğum için sayıyı tutturarak gerisin geri yol alıyorum, saymazsam fena, yoksa geri geri gidip havuzun duvarına kafa üstü toslamak da var.
İşte ben hem yüzerken, hem tavandaki kiriş aralıklarını sayarken, bu arada ağzıma kaçan suları bir balina yeteneği ve becerisi içinde ağzımdan fıskiye gibi çıkartmayı da gayet iyi yapıyorum; hatta bu hoşuma bile gidiyor.
Böylesine kendime oyun çıkarttığım yüzme tedavim esnasında, bazen, plajlarda olduğu gibi bir arkadaşım benimle olsa diyorum, ¨Aç bacaklarını altından geçeyim!¨ desem ne iyi olacak!
Benim balina usulü su fıskiye etmemi Scona Pool adlı havuz idaresi galiba bir yerden duymuş yahut şikâyet almış olmalı.
Geçenlerde havuza gittiğimde, girişe bir uyarı asılmıştı:¨Attention customers, no whale style water spout!¨ yazılıydı.
Diyor ki, ¨Balina gibi su çıkarmak bundan böyle yasaklanmıştır!¨
Beni kastediyorlar yani...
Sizi gidi müzevirler sizi!
Ben, hâlen çaktırmadan balinalığıma devam ediyorum...
Su bu, n'apayım, yutayım mı yani...
İşte Kanada'nın uzak, Kuzeyli, soğuk, dünya işlerinden elini ayağını çekmiş ve ununu eleyip eleğini duvara asmış şehrinden haberler böyle...
Sıkıntılı gündemle dolu ülkemin okuruna, bunca iç karartıcı haber arasında biraz olsun, deniz kızlarının su ferahlığını verebildiyse bu fıkra, fıkracısı da sevinecek, o sevinçle cup diye suya atlayacaktır.

msenol34@yahoo.com




YORUMLAR
Son 1 Yorum
Ali Haydar Nergis | 16-01-2012 16:02:12
Gecmis olsun dost, sola kaymanin bu hallerini bilmezdim. Bir an önce duzelmen dilegiyle, sevgiler