1 Mayıs tartışmaları labirenti

1 Mayıs yaklaşırken, Taksim’e çıkılıp çıkılamayacağı tartışmaları sürecek. Gri bir beton düzlüğü haline getirilip, kimliksiz bir şekle dönüştürülen ve nasıl bir düzenleme yapılacağı konusunda ki belirsizliği süren, Taksim Alanı’n da 1 Mayıs’da ne olacak.

Atatürk Kültür Merkezi, polis kıslası haline gelmiş durumda ve kaderine bırakılmış, adeta çürümeye terkedildi. Sular İdaresi onu ve arkasında ki özel garaj da, polis garajı olarak işlevini sürdürüyor. Bir açık, bir kapalı, adeta yasaklı ve halka kapalı hale dönüşen Gezi Parkı ise, o gün yasaklı ve kapalı mı olacak. Gümüşsuyu’ndan Elmadağ’a, İstiklal Caddesi’nden Tarlabaşına, esnaf, halk ve turistlerin durumu ne olacak. Tomalara, tazyikli renkli kimyasal sulara, vücuda zarar veren, öldürücü bile olabilen kovanlara alışık bir durum oluştu.

Bu gerçeklikler karşısında, izin verilmemesi durumunda, üzücü olaylarla karşılaşmamız kaçınılmaz gibi görünüyor. Bir kaç yıl dışında, elli yıla yaklaşan süreçte, bu sahneleme her yıl acılarla sürdürülüyor.

Zaman zaman yazdığımız, ekranlar da belirttiğimiz gibi, bu paradigmayı değiştiremezmiyiz. 1 Mayıs’a farklı açılımlar getiremezmiyiz. Kalıcı politikaların oluşturulabilmesi için, çalışmalar organize edip, yeni stratejileri gerçekleştirimezmiyiz.

Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan sendikalaşma olgusu, Cumhuriyet ile yeni bir döneme adım attı. 1961 Anayasası ile ivme kazanan sendikal hareket, darbeler ve anayasa değişiklileri ile günümüze ulaşan çizgide ise, güç kaybediyor. Sendikalar, işlevsizliğe itiliyor. Kamu oyu desteği azalıyor. Bu gidişi tersine çevirmek, demokrasinin gelişimi için olmazsa olmaz bir gereklilik.

– Bir zamanlar, “Ankara’da Türk-İş vardır” söylemi, bu gün için geçerli mi. Ya da bu gün Türk-İş’in durumu nedir.

– 50. yıla ulaşacak çizgide, DİSK nasıl bir gelişim gösterirken, bu gün içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendirebiliriz.

– Son yıllarda, Hak-İş’e bağlı sendikalarda ki, örgütlenme nasıl ve neye dayanılarak gerçekleşmektedir.

– Son aylarda sessizce oluşumu gerçekleşen, işçi ve memur, sendika ve konfederasyonları, hangi gereklilikten ortaya çıkmaya başlamıştır.

– Memur sendikalarında ki örgütlenme değişikliği ve genişleme çizgisi, nasıl ve neye dayanarak gelişmektedir.

– Sendikal yasal düzenlemelerde ki, üçüncü düzenleme öncesi gelişim nasıldı, son iki yıldır yeni yasa ile nasıl bir gelişme görülmektedir.

– Sendikalaşmanın önündeki engeller nelerdir.

– Sendikalar nasıl bir örgütlenme, yönetim ve söylemle, örgütlenmelerini genişletebilirler.

– Kamu oyunun yaklaşımı ile desteği ve akademik çalışmaların katkısı nasıl sağlanabilir.

Dokuz başlık altında, satırbaşları ile belirttiğimiz bu açılımları, daha da arttırabiliriz.

Çalışma yaşamının güncel sorunlarına gelince, yine dokuz başlıkla sınırlayarak, satırbaşları ile onlarıda sıralamaya çalışalım.

– Sosyal Güvenlik sisteminde, her geçen gün artan hak kayıpları nasıl önlenecektir.

– İşsizliği azaltmak için nasıl bir istihdam politikası gerçekleştirilmelidir.

– Kayıt dışı çalışma, kayıt içine nasıl çekilecektir.

– İşten çıkarmalara karşı, iş güvencesi nasıl gelitirilecektir.

– Alt işveren ilişkisinin bu gün geldiği noktadan, nasıl geriye dönülecektir.

– İş sağlığı ve güvenliği konusu, yeni bir sektör yaratma dışında, işyerlerinde nasıl sağlanacaktır.

– Asgari ücret saptaması ve uygulaması, gerçekçi bir noktaya nasıl getirilecektir.

– Kıdem tazminatı hakkı giderek kağıt üstünde kalmakdan çıkarılıp, hak kayıpları olmadan nasıl ödenmesi sağlanacaktır.

– İstihdamı geliştirmek için, nasıl bir eğitim politikası ile istihdama yönelik çalışmalar yapılacaktır.

Dokuzar başlık altında sıraladığımız, ama belirttiğimiz gibi daha arttırabileceğimiz, sendikaların ve çalışma yaşamının sorunlarına ilişkin olarak, 1 Mayıs tarihi bir durum tesbiti için başlangıç olarak değerlendirilemez mi?

Şimdiden, bir yerlerden başlayarak, 2015 e bir durum saptaması, bir politika geliştirme,
gelitirilen bu politikaların siyasal platforma taşınması yollarını açmak, çok mu zor.

Siyasal partiler nezdinde, neredeyse ağırlığı kalmayan sendikaları, siyasal partileri geliştirici ve katkı verici örgütlenmelere nasıl dönüştürebiliriz.

1 Mayıs’in adı ile tatil günü olması ve kutlanmasının, yasa ile düzenlenmesinin, AK Parti döneminde olması, toplumun geniş kesimince kabulünde önemli bir işlev sağlamıştır. Ancak bu duyarlılığın, giderek nasıl sendikal örgütlenmelere karşı bir
tutum içine girdiği gerçeğini de yadsıyamayız.

Bu yazıdan, 1 mayıs kutlamalarına ve Taksim’e çıkışa karşı olma gibi bir sonuç çıkarılmaz umarım.

Işıklar içinde olsun, Prof.Dr. Nusret EKİN’in çok sık tekrarladığı bir deyim vardı. “İş hukukunun labirentleri içinde boğulmayalım” derdi.

1 Mayıs’da Taksim’e çıkma tartışmaları içinde her yıl, çalışma yaşamının sorunlarını bir yana bırakıp, alan tartışmaları labirenti içinden çıkalım diye, öneriler geliştirmeğe çalıştık.

Dokuz sayısından, doğru söylemeyi, dokuz köyden kovulma olarak algılarsak da, onuncu köy mutlaka, doğru olarak vardır.

Mesaj yerine ulaşır ulaşmaz, biz sorumluluğumuzu dile getiriyoruz. Başkaca yerlere çekilmemesi düşüncesiyle. Güzel ve aydınlık 1 mayıslara ulaşma özlemi ile.

Bu erken bir, “1 Mayıs Yazısı” olarak değerlendirilirse de, bunları da düşünmek gerekmezmi diye sorgulamaya başlayabilirmiyiz.

Labirentlerden çıkmak, yeni şeyler söylemek lazım. Yalnızlaşmamak, paylaşarak çoğalarak yürümek gerekiyor. Kayıplar,kayıplar nereye kadar.

__________________________

Ankara. 15 Nisan 2014. Salı ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 + 16 =