10 Bedri

PAYLAŞ

“Ağızlardan çıkan kelimelerin bir süre sonra kaybolacağını ve yazılmış olanların kalacağını biliyordum. Herkes onunla tanışmak istiyordu çevremdeki, bende onu kendi sanat evinde bulabileceklerini söylüyordum. Ama karşısında durabilmenin kolay olmadığını, herkese kapısının açık olduğunu fakat Bedri Baykam ile görüşebilmek için gerçekten iyi bir nedenlerinin olması gerektiğini vurguluyordum. Kitabın çıkmasını merakla bekliyorlardı çünkü sohbetlerimizdeki ana temanın sırrı Bedri Baykam’ın açıklamalarından sonra gün ışığına kavuşacaktı.”

KAPAK YAZISI

Yıllardır okuduğum kitapları, gezdiğim sergileri ve izlediğim hayatı ile Bedri Baykam’ı 10 BEDRİ’ye sığdırmaya çalıştım.

Onunla yaptığım koyu sohbetler boyunca öğrendiklerimi, marjinal fikirlerinin boyutunu ve dünyaya baktığı pozitif pencereden akan düşüncelerini sizlere ulaştırmak için bu kitabı sizler için hazırladım.

Görüşlerinin evrensel boyutu, adının ve resimlerinin ölümsüzlüğü, özgür olması, lider ruhu taşıması, yaratıcı fikirleri ve kişiliği, hayattan aldığı zevk kadar kattığı renkler Bedri Baykam’ın çocukluğundan beri bir ressam olarak dünyada geldiği noktayı gösteriyor. En basit sorular en derin olanlarıdır. Bilinmeyenlerin açıklanmasının cazibesine kapılacaksınız. Ben kapıldım. Umarım siz de bu duyguları yaşarsınız.SUNA WARAICH

Bedri hem çağdaş sanatın açılımlarını sunmuş, onları tanımlamış, tartışmamıza olanak sağlamış hem de üzerine ölü toprağı serpili bir toplumda, her türlü politik tavır almaktan uzak geçirilmiş, her türlü ideolojinin yadsındığı bir dönemde, bir on yılda olup bitene sesini yükseltmesini bilmiştir. HASAN BÜLENT KAHRAMAN

“Bedri 16 ya da 18 yaşında olsaydı ona “dahi” derdim. Ama bana altı yaşında olduğu söylendi. Ne diyebilirim ? Bu işler inanılmaz bir yeteneği sergiliyor.” CHARLES PALFI, Director, School of Art, Cenevre/İsviçre. 1963.

Sanatçı olarak yaşam tarzı, sanat anlayışı, sanattaki değişimleri ve yaratma erki, Baykam’ı Picasso ile aynı skalaya koyar. PROF. DR. İSMAİL TUNALI

KİTABIN ÖNSÖZÜ

İşte kitabım hakkındaki samimi görüşlerimi sizlerle paylaşma zamanı. Yıllardır okuduğum kitapları, gezdiğim sergileri ve izlediğim hayatı ile Bedri Baykam’ı 10 BEDRİ’ye sığdırmaya çalıştım. Eksiklerimin olması doğaldır.Onunla yaptığım koyu sohbetler boyunca öğrendiklerimi, marjinal fikirlerinin boyutunu ve dünyaya baktığı pozitif pencereden akan düşüncelerini sizlere ulaştırmak için bu kitabı sizler için hazırladım.Umarım seversiniz…

Görüşlerinin evrensel boyutu, adının ve resimlerinin ölümsüzlüğü, özgür olması, lider ruhu taşıması, yaratıcı fikirleri ve kişiliği, hayattan aldığı zevk kadar kattığı renkler Bedri Baykam’ın çocukluğundan beri bir ressam olarak dünyada geldiği noktayı gösteriyor. En basit sorular en derin olanlarıdır. Bilinmeyenlerin açıklanmasının cazibesine kapılacaksınız. Ben kapıldım. Umarım sizde bu duyguları yaşarsınız. Bana bu olanağı sağlayan Sn. Bedri Baykam’a teşekkürlerim ve saygılarımla…

10 Bedri’den İLGİNÇ PASAJLAR

İNSAN

Orhan Pamuk, Türk ve Ermenileri yakınlaştırmış olmadı, Türk ve Ermeniler arasında barış köprüsü atmış olmadı; yeni bir ateşli, büyük kırmızı, kavgalı alan yarattı ve işin komik tarafı, bir barış hamlesi yapmış gibi nema topladı.

“Benim konumumdaki insanları ya çok sevebiliyorlar ya da iki sebepten dolayı nefret edebiliyorlar. Sevenlerin nedeni belli; kitaplarım, siyasi olarak yaptıklarım, sanat adına yaptıklarım. Nefret edenler ise; bir kısmı kendini “düşman” kampta görüp Kemalizm’den nefret ettikleri (onu da yalan yanlış bilgilerle yüklü bir Atatürkçülük deformasyonu sonucu öğrenmişlerdir) ve beni de onun simgesi ve sözcüsü olarak gördükleri için benden nefret ederler. Ya da medyada yaşadığım sansür yüzünden, yaptığım içerikli çalışmaları, kitapları, katalogları, sergileri bilmeyen insanlar, yalnız eşimle açılışta çekilen resimlere bakıp, “bu adam ne kadar sosyetik ve boş bir adam, sadece açılışlara giden biri, bize ders veremez” deyip, medyanın verdiği cehaletle benden nefret ederler; bir de onlarla uğraşırım. Sonra da utanıp “biz sizi böyle bilmiyorduk” derler ben de “şimdi tanışmış olduk” derim.”

SİYASİ

10 yaşında Che Guevara’nın Bolivya’da öldürüldüğü haberini alınca bayağı sarsılmıştım. 10 yaşındaki bir çocuk ne kadar Che’yi bilir diye düşünülebilir, ama ben onu biliyordum, o benim için bir nevi Çelikbilek’ti, yenilmez savaşçıydı ya da 13 yaşında Deniz Gezmiş resimleri yapıyordum, o yaşarken efsaneydi. Dolayısıyla siyasi bilinç bende çok erken gelişti; dincilikle demokrasinin mücadelesi bilincini 10–11 yaşında bitirmiştim.

Avrupa niye Türkiye’yi içine alsın? Türkiye aldığı her karar çıkardığı, her kanunla yobazlaşmaya ve kendini karartmaya çalışırken, Ortadoğu’nun en geri ülkelerinden bile geri olduğunu Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın eşlerinin imajlarında simgeleşmiş, don lastiğine benzeyen türban ve kara çarşaf yayılırken adamlar Türkiye’yi niye Champs-Elysées’ye alsın, niye Avrupa’da yobazlığı körüklemek için Türkiye’yi AB’ye alsın. Öte yandan Türkiye sözde ekonomisi, büyüyen medyası, demokrasisi, kuleleri, havaalanlarıyla gelişen bir ülke, ama bir yandan Türkiye Ortaçağ’daki bir ülke gibi.

Genel başkan olursam % 45 ile CHP’yi birinci parti yapacağımı söylemiştim. Gerçi bu bir ütopya değil gerçek, ancak bu gerçekleşmesin diye önümün ne türlü tüzük darbeleriyle kesildiğini Türkiye hatırlayacak: % 5’ten % 20’ye çıkarılan delege imza limiti. Ne zaman? Genel Başkanlık seçimine bir saat kala. En büyük kurultay darbesi diyebiliriz buna yani adayı öldürmek dışında bu yapılabilirdi. O gün Deniz Baykal benim genel başkanlığı kazanacağımı bildiği için bu tüzük darbesini yaptı. Okuyanlara ütopik gelebilir söylediklerim, ama bunu Deniz Baykal ve ekibi çok iyi biliyorlardı.

555K’nın benim hayatımda benim 27 Mayısçı olmam dışında bana hayatıma yön vermiş olmasının izi de vardır. Özal, ordunun havasını bozmaya çalışıyordu. Özal orduyu halkın gözü önünde düşürmeyi, yani fiyakasını bozmaya çalışıyordu. Güvenilirliliğini azaltmaya çalışıyordu, anti-demokratik göstermeye çalışıyordu. Bunu da başarabilmek için ‘darbeler çok kötüdür, en kötüsü de ilk yapılandır, dolayısıyla birinci darbe en kötüsüdür o yüzden 27 Mayıs bayram olmaktan çıkarılmalıdır.

90 yılında Muammer Aksoy benim Güneş gazetesinde, önce Cumhuriyet sonra Güneş’te çıkan çok sert yazılarımdan sonra telefonda bana “Bedri çok dikkat et,” dedi, “bu yobazlar her an bir şey yapabilir, çok sert yazıyorsun,” dedi. “Ne yapayım Muammer Bey,” dedim yani yavaş… “sesimizi kısacak halimiz yok ya,” dedim; “yani örümcek korkusundan,” dedim. “Sen de haklısın,” dedi. Bana bu ikazı yaptıktan 1 hafta sonra kendisi öldürüldü.

CHP’de genel başkan adaylığına soyunduğum, adayı olduğum 2003 yılında da dahil medya veya çevremdekilere hep sunu söylemişimdir. Çapkınlığım dışında bana hiçbir eleştiri getiremezler ki onu da zaten bir eleştiri değil… Onu da zaten Kemalizm’in bir doğal yansıması olarak görüyorum diye de esprisini yaparım. Çünkü Mustafa Kemal benden daha az sevmiyordu kadınları…

FENERBAHÇE

Fenerbahçeli olmak benim için mücadeleci olmaktır, dayanışmadır. Bu topraklarda Fenerbahçe’nin işgal döneminde Cumhuriyeti korumak için yaptığı bütün direniş çabalarının tarihiyle beraber, bu topraklarda benim için Cumhuriyetçiliktir. Ama Fenerbahçelilik her şeyden önce o dayanışma ve gol keyfidir ve tabii ki Fenerbahçe futbolunun da kendi tarihçesi, estetiği, mantığı ve bir stili vardır. O futbol, o stil ve o hinterlandın oluşturduğu genel bulut bir Fenerbahçelilik ruhu getirir.

KOCA

Bu kitap yayınlandıktan sonra (karımla) iyi bir sallantı geçireceğiz “vay ne dedin nasıl dedin” filan diye. O yüzden bu bölümleri konuşurken yalnız olmayı istedim.

TÜRK

Türkiye’yi o noktada görmek istiyorum, o güvende görmek istiyorum. O hani bu cümleyi duyanlar hemen yanlış efendim bu dünyada bu çağda bağımsız olmak mümkün mü sen bağımsız düşünürsün ona göre sen Birleşmiş Milletler içindeki, NATO içindeki, Avrupa Birliği içindeki rolünde tavırlar alırsın. Sana dayatılan şantajlara yanıt verirsin. Kabul etmezsin. Karşı çıkarsın. Maddelere karşı çıkarsın. Onurunu korursun. Birinci sınıf olmayan hiçbir koltuğa oturmasın. İnönü’nün Lozan’da kendisine sunulan o küçük koltuğu reddetmesi ve burada koltuğumu koymayı unutmuşlar demesini hatırlarsın. Bunun bir ülkenin tüm tarihi üstünden geleceğe yapılan yönlendirmeyi bu şekilde belleğine geçirirsin. İnsan olmayı öğrenirsin.

Ben hep rekabetimi Picasso’yla yaparım. Bu da ona olan büyük hayranlığımdandır ve en az bir 100 yaşına kadar yaşamam lazım ki Picasso da 92’ye kadar yaşamıştır ben de en az 100’e kadar yaşamam lazım ki onla rekabet edebileyim.

Türkiye’nin şu andaki gidişatı bizim ona ne yaptığımıza bağlı. O yüzden siyasete bu kadar önem veriyorum. Bunu hâlâ anlamayan sanatçı varsa ki maalesef var hâlâ ürettiğim siyasetin tüm Türk sanatçıları ilgilendirdiğini ve onların eserlerinin ve aydınlanmanın ve bilimin ve kültürün yaşaması için olduğunu anlamayan varsa onlara hatırlatıyorum ki ya Bedri Baykam kıskançlıklarınızla uğraşacak, boğulacak, vakit kaybedecek vaktiniz yok. Ortaçağ sizi yutmak üzere kendinize gelin ayaklarınızı yere basın ve komplekslerinizden kurtulun diyorum.

ERKEK

Bir erkek için aşkın ne olduğuyla, kadın için ne olduğu çok farklıdır. Kemik de buna çok girmiştir, Kemik’te çok değinilir buna. Edebi bir üslupla burada özetini verecek olursam, bir kadın bir erkeğin kendisini tırnak içinde “aldattığını” okursa demek ki artık beni sevmiyor der ve pılını pırtısını toplayıp gidebilir. İşin gerçeğinde ise o erkek bir maça gider gibi de gidip sevişebilir fakat kadın “ben bunu yaparsam ancak kocamı sevmiyorsam ya da bir erkeği daha çok seviyorsam yaparım. Demek ki, o da bu kadını benden daha çok seviyor, bana ihanet etti, beni artık sevmiyor” gibi yorumlara girer. Bunun gerçekle hiçbir alakası yoktur. Bir erkek bir kadını daha çok seviyorsa karısından ayrılabilir ama vakaların yüzde doksanında, doksan beşinde bu böyle değildir ve kadınlar bence pire için yorgan yakarlar. Çünkü, erkek cinselliği aşksız da yaşayabilir. Bu ayrı hayvanlar oluşumuzla ilgilidir. Erkek için aşk yuvadır önce. Uğruna dünyaya kılıç sallayabileceği bir şeydir. Durulduktan sonra yuvadır, çocuktur, sürekliktir, güvendir. Aşkta erkekler, kadınlar gibi değildir; yürümeyen bir ilişkide bir kadın erkeğin yerine başka bir erkek koyduktan sonra adımını atıp ayrılır. Erkek öyle değildir; erkek ayrılacağı varsa ayrılır ya da kafası şiştiyse ayrılır, üzüldüyse ayrılır, ama illa başka bir kadın bulduğu için ayrılmaz. Ama aşk için erkekler çok delilikler yapabilir, mesela ben aşk için beş parasız Amerika’ya taşınmıştım. Rochelle ile yaşamak için. 800 dolarla insanın Amerika’ya taşınması ancak aşktan olur. O ilişki iki-üç ay sürmüştü. Arkasından ben Amerika’da beş parasız hayatıma devam etmişimdir. Ama, o kovboyluk bana Amerika kariyerimi getirmiştir 7-8 yıllık. Demek ki aşkın yönlendirmesi bazen böyle olumsuz görünse de olumlu açılımlar yaratabiliyor. Benim hayatımın en uzun ve en büyük olan, hayatımı altüst eden ilk aşk İsveçli tenisçi sevgilim olan aşktır; Helena Anliot ile. Bunu beni tanıyan herkes bilir, karım da bilir. Aşk için ben büyük delilikler de yapmışımdır. Aşkın sonradan sevgiye ve aileye, kalıcılığa, güvene dönüştüğü ve başka hiçbir kadının sorgulatamayacağı bir mayaya dönüştüğü de vardır. Şu anda teorik olarak ben yarın bir başka kadınla karşılaşabilir miyim? Karşılaşabilirim. Ama o kadın bana hiçbir zaman Sibel’i sorgulatamaz. Evlilikten önceki dönemime baktığımızda âşık olduğum Helena vardır, Anita vardır, Yonca ve Ayşe vardır, Mine vardır. 90 öncesi hayatımda iz bırakan kızlar bunlardır.

‘Gönül Garip Bir Kuştur’ filminde Harika Avcı’yla başrol oynadım. Atıf Yılmaz’ın ‘Dağınık Yatak’ filminde misafir oyuncu oynadım. Deniz Gezmiş hakkındaki ‘Hoşçakal Yarın’da önemli bir giriş rolüm vardı. Canan Gerede’nin ‘Parçalanma’ filmi vardı, onda da oynadım. Buna çekilmiş kısa metrajlı filmlerimi, videolarımı saymıyorum, onlar çok adette var zaten.

SUNA WARAICH

1978 yılında İstanbul’da doğdu.1997 yılında Lycée Saint Joseph’ten, 2001 yılında Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otelcilik bölümünden mezun oldu. 1997’den beri aktif olarak iş hayatı içinde yer aldı. 12 Şubat 2009 günü dünya evine girdi.10 BEDRİ ilk kitabı.

10 Bedri, Bedri Baykam 10 Bedri’yi Anlatıyor, Suna Waraich, Dharma Yayınları

CEVAP VER