Ercüment Akdeniz-12 Eylül’den AKP’li yıllara: Gençlik ve Erdal Eren

ERCÜMENT AKDENİZ (EMEP GENEL BAŞKANI) – 12 Eylül darbesi faşist bir cuntaydı. Darbeci generallerin arkasında ABD, NATO, uluslararası sermaye ve iş birlikçi burjuvazi vardı. Halkın tepesine çöken cunta, Türkiye’yi sermaye için sömürü cenneti haline getirmek istiyordu. Askeri darbe, etkileri bugüne kadar devam eden 24 Ocak kararlarının önünü açtı.

Vehbi Koç, darbenin başı Kenan Evren’e gönderdiği mektupta, “Emrinize amadeyim” diye yazıyordu. Başbakanlık koltuğuna oturan Turgut Özal, “Darbe olmasa bu kararları alamazdık” diyor, 24 Ocak kararlarını alkışlıyordu. Patronlar örgütü TİSK’in Başkanı Halit Narin, “Bugüne kadar hep işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde” diyordu.

24 Ocak kararları kamusal birikimlerin talanını emrediyordu. Kamu işletmelerinin özelleştirilmesiyle beraber sendikalar ağır darbe yiyecekti. 12 Eylül faşist Anayasa’sı, grev ve sendikal faaliyetleri askıya almıştı. 24 Ocak kararları “kalkınmayı” sermayeye hak görürken, faturayı sınıfa ve halka kesiyordu. Gençlerle birlikte ekonomik, demokratik talepler de demir parmaklıklar arkasına alınıyordu.

12 Eylül darbesi ve 24 Ocak kararlarıyla çizilen sermayenin yol haritası, öyle günübirlik değil; ekonomik, sosyal ve siyasal alanda etkileri bugüne dek sürecek en az 40 yıllık bir yol haritasıydı.

CUNTAYA DİRENMEK, SERMAYE POLİTİKALARINA DİRENMEKTİ

12 Eylül darbesi denince akla gelen ilk isim Erdal Eren’dir. Ankara’da yapı meslek lisesi öğrencisiyken bir protesto gösterisinde gözaltına alınmıştı. ODTÜ Öğrencisi Sinan Suner’in katledilmesini protesto ederken yakalanmış ve mesnetsiz suçlamalarla idama mahkum edilmişti. Bir askerin ölümüyle suçlandığı haksız iddianame her türlü dayanaktan yoksundu. Ama gençlere korku salmak için tanrılar kurban istemişti. Cunta mahkemeleri, 17 yaşında olmasına rağmen Erdal’ın kemik yaşını büyük göstermiş ve kalem kırmakta beis görmemişti.

EMEP Başkanı Ercüment Akdeniz

Halkın ve gençliğin Erdal Eren’i sahiplenmesinin nedeni onun sadece çocuk yaşta idam edilmesi değildi. Denizler gibi, halkın kurtuluş umudunu hem zindan ve mahkemelerde hem de idam sehpasında bayraklaştırmış olmasıydı. Asırlara damga vuracak bir gençlik manifestosuydu bu. Tarihi hesaplaşma, faşist darbenin yanı sıra 24 Ocak kararlarını hazırlayan sermaye sınıfıylaydı.

Erdal, Ankara Ortaöğrenimler Derneği (ANOD) üyesiydi. Parasız, bilimsel, demokratik ve herkes için eşit eğitim talebi bir meslek lisesi öğrencisi olarak onun da talepleriydi. İşçi sınıfı ve halkın ezilmesi demek, gençliğin taleplerinin de ezilmesi anlamına geliyordu. Cuntaya direnç ve idam sehpasındaki iradenin anlamı buydu. Gençliğin kurtuluşu ancak işçi sınıfı ve halkın örgütlü mücadelesiyle birleşerek mümkün olabilirdi. İktidar işçi ve emekçilerin olmalı, gençler devrim ve sosyalizm mücadelesine katılmalıydı. Erdal’ın genç komünist olmayı tercih etmesinin nedeni buydu.

GENÇLER ACI İLACI İÇECEK Mİ?

Gelelim bugüne… Genç Yönetici ve İş İnsanları Derneği (GYİAD) ve patronlar örgütü TİSK, “Türkiye’de genç iş piyasası ve geleceğine bakış raporu”nu açıkladı. Buna göre; Türkiye’de her 4 gençten biri işsiz. Mezun gençlerin yüzde 38’i iş arayışında. Yüzde 58.3’ü işsizlik nedeniyle aile sorunları yaşıyor. İş arayan gençlerin yüzde 78.2’si kendilerini arkadaşlarından geri kalmış hissediyor. Ve dikkat! Yüzde 64’lük kesim, sadece “yol” ve “yemek” veren bir işyerinde çalışmayı kabul ediyor! Yine rapora göre her 2 gençten biri “girişimci” olmak istiyor. Zira çalışan gençlerin yüzde 64’ü işinden memnun değil ve piyasanın amansız rekabet ortamında onlara, “Arkadaşına çelme takmak” salık veriliyor.

12 Eylül’den 24 Ocak kararlarına, Kemal Derviş programından AKP’li yıllara kadar gençliğe biçilen sömürü cenderesi bu. Asgari ücretin tartışıldığı şu günlerde; patronlar, gençleri asgari ücret bile almadan çalışabilir bir kitle olarak görüyorlar ve el ovuşturuyorlar. 12 Eylül’ün yol verdiği özel okullardan, “kümes” üniversitelerden mezun olan yüz binlerce genç her yıl artan oranda diplomalı işsizler ordusuna katılıyor. 12 Eylül kurumu olan YÖK, bir vesayet abidesi ve “Üniversite AŞ” modeli olarak üniversitelerin tepesinde duruyor.

Asgari ücret açlık sınırının altında. Genç işçiler bu parayı almak için pandemi koşullarında 12-14 saat çalışıyor. Genç mühendis ve avukatlar için belirlenen asgari ücret çıtasını ise takan yok. Mezunlar, fabrika işçisinin aldığı asgari ücrete dünden razı!

2021 bütçesi ise sermayeyi koruyan, kollayan; halka vergi yükü bindirip gençleri yokluğa terk eden bir bütçe. Oysa büyük sermayeden esirgenip affedilen 230.8 milyarlık vergi borcu ile yüz binlerce öğrenci burs alabilirdi. Bir o kadarına işsizlik ödeneği verilebilirdi. Milyonlarca çocuk ve genç pandemi günlerinde tablete, bilgisayara, ücretsiz internete erişim sağlayabilirdi.

Peki, gençler açlık ücretiyle sınanırken hükümetin teşvik geçtiği patronlar ne yapıyor? Patronlar dergisinden bir haber: 47 milyon dolarlık Fransız Dassault 6X iş jetinin ilk siparişçisi Cengiz Holding. Kıtadan kıtaya uçabilen “iş insanına özel” bu jetler, patronlar diğer uçaklarda korona kapmasın diye yapılmış! Not: 47 milyon dolarla 940 yoğun bakım ünitesi açmak mümkün.

Özetle, bir sermaye stratejisi olarak 24 Ocak kararları AKP’li yıllarda güçlendirilerek, halkın ve Türkiye gençliğinin önüne acı reçeteler koymaya devam ediyor. Gençlik acı reçeteyi reddetmeli; işçi sınıfının bugünkü asgari ücret ve bütçe mücadelesine “iş, eğitim, gelecek” talepleriyle katılmalı. Bu yol bağımsız ve demokratik bir Türkiye’ye uzanan yoldur. Bu yol devrimci demokratik bir halk seçeneğine kapı açacak yoldur. Bütün despotik baskılara rağmen gençlik bunu başaracak güçtedir. Yeter ki birlik ve örgütlülüğünü sağlasın. Şüphe yok ki geride kalan 40 yıl gibi, gençliğin bugünkü mücadelesinde de Erdal Eren yaşamaya devam edecek. Çünkü Erdal, gençliğin taleplerinin ve kurtuluş mücadelesinin bitmeyen sevdasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.