125 yıllık megali idea sürüyor

Marmara Üniversitesi Maliye Araştırma ve Uygulama Merkezi ile İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nce düzenlenen “18. Türkiye Maliye Sempozyumu” Alsancak’taki Merit Crystal Cove Otel’de başladı.

 

16 Mayıs’a kadar sürecek sempozyumda, “Türkiye’de kamu borçlanması” ana konusu ele alınıyor.

 

Sempozyumun açılışına Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, Maliye Bakanı Mehmet Bayram, Sayıştay Başkanı Soner Vehbi, Türkiye’den bazı milletvekilleri, her iki ülkenin Maliye Bakanlığı yetkilileri ve çalışanları ile akademisyenler katıldı.

 

Saat 09.35’te Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan sempozyumda, Marmara Üniversitesi’ni tanıtıcı film gösterildi. Açılış konuşmalarından sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve TC Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a plaket verildi.  Daha sonra verilen aranın ardından oturumlar başladı.

 

DENKTAŞ: MEGALİ IDEA SÜRÜYOR

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada, Rum ve Yunanlıların 125 yıllık Megali İdea siyasetinin sürdüğünü belirterek, 1963’teki tuzağa düşmemek için dikkatli davranmak zorunda olduklarını ve egemeliğe dayalı, iki devletli, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin süreceği bir anlaşma istediklerini söyledi.

 

Denktaş, Kıbrıs’ta gerçek ve kalıcı bir anlaşma isteyenlerin mal-mülk sorununa takas ve tazmiatlarla çare bulunması istemlerine hak vermesi gerektiğini ifade etti.

 

Konuşmasına sempozyum yeri olarak KKTC’nin seçilmesine teşekkür ederek başlayan Denktaş, bunun manevi açıdan büyük bir katkı olduğunu belirtti.

 

IMF’nin önerileri yerine milli kararlarla yürünmesine sevindiğini kaydeden Denktaş, “Küreselleşme Büyük Hayal Kırıklığı” adlı bir kitabı okumakta olduğunu, bu kitaptan “milli derdinizi milli kararlarla halledin, dıştan verilen reçetelerin çoğu yaramayabilir, hatta hastayı daha da hasta edebilir” mesajı aldığını ifade etti. Cumhurbaşkanı Denktaş, Türk milletinin kendi milli kararlarıyla mali ve ekonomik sıkıntılardan rahatlıkla çıkabileceğine inandığını vurguladı.

 

Kıbrıs meselesine değinirken, “Rum tarafı 1963’te Kıbrıslı Türklere saldırıp ortaklık cumhuriyetini vurduğunda hangi hedefi öngörüyorsaydı –ki o hedef Kıbrıs’ı Yunan toprağı yapmaktı- bundan zerre kadar ayrılmış değil” diyen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, önlerine konulan reçeteleri millileştirmek için görüşmeler yapılması ve kendileri gibi masada tutulma oyununa gelinmesi halinde Rumlara bu milli hedeflerine ulaşmaları için istedikleri fırsatın verilmiş olacağını anlattı.

 

Denktaş, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis’in Kıbrıs ziyareti sırasında yazılı belgeden konuşurken “Enosis’ı başardık” dediğini, daha sonra duraksayıp gülümseyerek “AB’yle Enosis’i başardık” dediğini, “ama içte birçok avukatı çıkıp ‘Dili sürçtü, onu demek istemedi’ gibi savunmalar yaptıklarını belirterek “Bıraksanıza kendisi söylesin” diye konuştu.

 

Simitis’in Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’a verdiği haritanın “Megali Idea” haritası olduğunu, ama “Kıbrıs’ın Avrupa’ya yakınlığını gösteren harita” diye takdim edildiğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, bilmeyenlerin bunu kabul ettiğini, ama bilenlerin kabul etmeyip üzüldüğünü kaydetti.

 

“ANNAN PLANI DOLAYLI ENOSİS’İ ÖNGÖRÜR”

 

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Türkiye’ye rağmen Kıbrıs’ı Yunan yapma macerasının sonu 1974’te kendileri için hüsran olmuştur. Şimdi AB yoluyla dolaylı Enosis yapma oyununu oynamaktadırlar. Türkiye’yi ekonomik ve mali kriz nedeniyle avuçları içine aldıkları kanaatiyle hareket etmektedirler. Dış dünyanın bastırması da bu nedenledir. Önümüze koydukları Annan Planı da bu felsefe içinde hazırlanmış, dolaylı Enosis’i öngören, Kıbrıs meselesinin hallini, Kıbrıs’ın bir bütün olarak AB’ye derhal ve Türkiye’den önce girmesini öngörmektedir ” dedi.

 

Denktaş, Türkiyesiz AB’ye girmelerinin Türkiye’nin 1960’ta elde ettiği jeopolitik haklarının en önemlisi olan Türk-Yunan dengesinin ortadan kaldırılması demek olacağını ifade ederek, Türkiye’nin üye olmadığı bir yere giremeyeceğini çünkü dolaylı Enosis olacağını vurguladı.

 

Rumların 1963’ten 1974’e kadar Kıbrıslı Türklere yaptıklarıyla başaramadığı Enosis’i şimdi AB üyeliği yoluyla yapmaya çalıştığını kaydeden Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Kıbrıs AB’ye giriyor, Kıbrıs Türkiye’nin AB’ye girmesine engeldir” gibi yazılara işaret ederek, “Eğer AB gerçekten Türkiye’yi istiyorsa, Kıbrıs meselesini yapay olarak Türkiye’nin önüne engel koymazdı” diye konuştu.

 

Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs meselesini Türkiye’nin değil, “zamanın Miloseviçi” Makarios’un yarattığını belirterek, Rumlara “Kıbrıs meselesini hallet de gel” denmemesini eleştirdi.

 

“İŞİMİZ ALLAH’A MI?”

 

Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

 “Parlamenterlerimiz günü geldiğinde Kıbrıs’ın üye olup olmaması konusunda meclislerinde karar alacak ülkelere bu gerçekleri söyleyebiliyor mu? Hukukun üstünlüğünün ayaklar altında çiğnendiğini, uluslararası anlaşmaların bir tarafa itildiğini, insan haklarının 40 yıldır inkar edildiğini, cinayetler işlendiğini ve hesabın verilmediğini gidip söyleyebilecek mi? Etkin şekilde önümüzde şu kadar zaman var, bu zamanı değerlendirecek miyiz yoksa ‘davamızda haklıyız, inşallah kazanırız’ diyerek yine işi Allah’a mı bırakacağız? Hepimize büyük görevler düşmektedir.”

 

“RUMLAR BİZE BORÇLU”

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların Kıbrıs Türklerine borçlu olduğunu belirterek, “Rumların 103 köyü yıktığını, Türk evlerinin tarla olduğunu, şunca insan öldürdüğünü, memurların maaşlarını şunca yıl vermediğini, emeklilik haklarını vermediğini, eğitime olan anayasal tahsisatı –yılda 400 bin KL- vermediğini anlatarak “Bunları talep etmeyecek miyiz? Bunlar bizim alacağımız değil mi? Bir savaşa neden oldular, Türkiye evlatlarını feda etmek zorunda kaldı, bütçesinin bakalım ne kadarını sarfetti o savaş için.. Bunun hesabı sorulmayacak mı?” diye sordu.

 

Bu hesabın sorulmaması için Rum tarafının iki devleti, global mal mülk değişimini kabul etmesi gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, Papadopulos’un Güney’deki Türk emlakları için tazminat vermeyi, kuzeydeki mallarını ise “insan hakkı” olarak istemesini eleştirdi ve kendilerinin “bu işi tazminatlarla halledelim, çünkü bu bölünmüşlük kalıcıdır” önerisi yaptıklarını anlattı.

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların evlerine dönmek isterken “insan hakkı”ndan söz ettiğini ama Türklerin insan hakkını yok saydığını kaydederek, bunların dünyaya duyurulması için herkesin içinde birşeyler kaynayıp kaynamadığını, haksızlık karşısında direnilip direnilmediğini sordu ve bunun yapılmasını istedi.

 

Annan Planı’nın “meşru Kıbrıs hükümeti” addedilen Rumların meselelerini hallettiğini Rum Yönetimi eski Başkanı Glafkos Klerides’in söylemlerinden örnekler vererek anlatan Cumhurbaşkanı Denktaş, bir anlaşmaya varılması halinde Kıbrıs Türklerini kurtarmak için gelen askerin adadan çıkacağını, ama garanti sistemi altında bir miktar askerin kalacağını söyledi.

 

Denktaş, bunun hem jeopolitik açıdan Türkiye’nin hem de Kıbrıs Türkleri’nin ihtiyacı olduğunu vurgulayarak “Bugün Türk askeri olmasaydı kapıların açılması nedeniyle içimize gelen Rumların geceleri geri gideceklerini mi zannediyordunuz? ‘Biz geldik, siz çıkınız’ diye bizi denize dökme muamelesi başlayacaktı” dedi.

 

Papadopulos’un “AB normlarına uymadığı” gerekçesiyle Annan Planı’nın artık geçersiz olduğunu söylediğine işaret eden Cumhurbaşkanı Denktaş, planı reddetmekle ne kadar haklı olduklarını anlatmaya çalıştığını belirtti.

 

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum-Yunan ikilisinin 70 bin Türk şehidin yattığı Kıbrıs adasını Yunan toprağı yapma siyasetlerinden zerre kadar vazgeçmediğini ifade ederek, barış ve anlaşma istediklerini, ama bunlara karşı önlem içeren bir anlaşma istediklerini vurguladı.

 

“ISRARLI OLMALIYIZ”

 

“125 yıllık megali idea siyaseti devam ediyorsa, 1963’te düştüğümüz tuzağa düşmemek için bu tedirlerde ısrar etmemiz lazımdır. Tedbirler de nelerdir, egemenliğe dayalı, iki devletli bir anlaşma, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devam edeceği bir anlaşmadır” diyen Cumhurbaşkanı Denktaş, mal mülk konusunda takas ve tazminatlarla bir anlaşma istediklerini, Kıbrıs’ta gerçek ve kalıcı anlaşma isteyenlerin bu taleplerin ne kadar yerinde olduğunu göreceğini söyledi.

 

Denktaş, “Bunu bildikleri içindir ki bize ‘geçmişe bakmayın, geleceğe bakın’ diyorlar. Geleceğe bakabilmek için bir yerde durmak lazım. O durduğunuz yerde geçmiş de gözünüzde vardır, geleceğe de geçmişi görerek bakarsınız ve gelecekte aynı acıları yaşamamak için, yeniden Anavatan’ı seferber edip buraya çıkarma yaptırmamak için, barışın kalıcı olması için bu tedbirlerin kabul edilmesi lazımdır” diye konuştu.


Cumhurbaşkanı Denktaş, “mali ve ekonomik durum Türkiye’de öksürdüğünde Kıbrıs’ta bronşit olduğunu” belirterek, sözlerini “Onun için sizlerin mali ve ekonomik durumunuzu düzeltmeniz bizim de duamızdır, arzumuzdur” diyerek tamamladı.

 

 

UNAKITAN: “KIBRIS İÇİN ABİLİĞİMİZİ GÖSTERELİM”

               

Türkiye Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Türkiye’nin borçları artarken milli gelirinin artmadığını, bunun hastalıklı bir kamu maliyesinin ve ülkenin iyi yönetilmediğini gösterdiğini belirterek, öncelikli hedeflerinin kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almak olduğunu açıkladı.

 

Unakıtan, vergi kaçıranlara göz açtırmayacaklarını vurgulayarak, “Bu Türk milletinin zaferi olacak” dedi.

Marmara Üniversitesi Maliye Araştırma ve Uygulama Merkezi ile İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nce düzenlenen “Türkiye’de kamu borçlanması” konulu “18. Türkiye Maliye Sempozyumu” Alsancak’taki Merit Crystal Cove Otel’de başladı.

 

Sempozyumun açılışında konuşan Unakıtan, sempozyum yerinin KKTC olarak seçilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, diğer kuruluşların da toplantılarını KKTC’de yaparak ekonomiye katkıda bulunmasını istedi ve “Kardeşiz tamam da biraz da abiliğimizi gösterelim” dedi.

 

Unakıtan, Kıbrıs’ın her derdinin kendilerinin de derdi olduğunu kaydederek “Kıbrıs canımızdan bir parça” diye konuştu.

 

Türkiye’nin kamu borcu sorununun son 20-25 yılda başladığını belirten Unakıtan, Osmanlı döneminden beri “döviz açıkları ve borçlar” sorunu bulunduğunu, 1980’de 21 milyar dolar olan kamu borcu miktarının bugün 150 milyar dolara ulaştığını anlattı.

 

“KAMU MALİYESİ HASTALIKLI… MEMLEKET İYİ YÖNETİLMEDİ”

 

Kemal Unakıtan, milli gelirde artış sağlanamadığını, son krizle kişi başına milli gelirin 2 bin 160 dolara düştüğünü, bunu 3 bin dolara çıkarma gayretinde olduklarını belirterek, borçlar artarken milli gelirin düşmesini hastalıklı kamu maliyesinin ve memleketin iyi yönetilmediğinin göstergesi diye niteledi.

 

Türkiye Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, bu problemin sadece hükümetin değil, herkesin sorunu olduğunu vurgulayarak, “Bugün Türkiye olması gereken, hak ettiği yerde değil” dedi.

 

145 katrilyon TL’lik 2003 bütçesin 100 katrilyonunun gelir, 45 katrilyonunun borçlanmalarla karşılanmasının öngörüldüğünü ifade eden Kemal Unakıtan, borçların miktarından çok yapısının da önemli olduğunu vurguladı.

 

Borç faizlerinin düşürülmesinin şart olduğunu kaydeden Unakıtan, siyasi ve ekonomik istikrarın gerekliliğine de işaret etti ve Türk milletinin 3 Kasım 2002 seçimleriyle meclise sadece 2 parti sokmasıyla bunu hedeflediğini anlattı.

Unakıtan, Irak savaşından korkulandan çok daha az ekonomik kayıpla çıktıklarını, turizm gelirlerinin de düzeldiğini belirterek, döviz ve ödemeler dengesi açısından ihracatın çok önem taşıdığını, göstergelerin iyi yolda olduğunu söyledi.

 

“SOSYAL GÜVENLİK FONLARI BÜYÜK SIKINTI”

 

En büyük sıkıntıyı sosyal güvenlik fonları konusunda yaşadığını anlatan Türkiye Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, geçmişte genç emekliler ordusu yaratılmasını eleştirdi, “Bugün kendimizi sıkmazsak yarın yüzümüze bakan olmaz. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız. Giderlerimizi azaltmalı, kendimize çeki düzen vermeliyiz. Buna önce biz inanacağız, kendi evimizi biz düzelteceğiz.Dışarıdan gelenlerle olmaz” dedi.

 

Özelleştirmeleri savunann ve bunlarla milletin büyük yüklerden kurtulduğunu belirten Unakıtan, Türkiye’nin en önemli sorununun kayıt dışı ekonomi olduğunu bununla adeta savaşmak gerektiğini çünkü kronik bir yara bulunduğunu vurguladı.

 

Verginin tabana yayılması ve ödenebilir, makul düzeyde olması gerektiğini belirten Türkiye Maliye Bakanı Unakıtan, reel sektörle birlikte olarak, üretimi ve istihdamı artırmanın şart olduğunu, büyüyen ekonomiden herkesin karlı çıkacağını anlattı.

 

“FENA GELECEĞİZ”

 

“Temel hedefimiz ekonomiyi büyütmektir” diyen Unakıtan, özetle şöyle devam etti:

 “Kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almak için tüm milletin karar verip niyet etmesi lazım. Ben şimdi bu niyeti her kesimde görüyorum. Sanırım sesim Kıbrıs’tan da duyulur. Fena geleceğiz. Bundan sonraki ilk iş, kayıt dışının üstüne gitmek olacak. Bunları teşhir de edeceğiz. Vergi kaçıranlara hiç göz açmayacağız, ta ki çağdaş bir ülke olana kadar buna devam edeceğiz. Bu Türk milletinin zaferi olacak.”

 

 

 

GÜVEN: “KKTC EKONOMİK DEĞİŞİM VE YAPILANMA SÜRECİNE GİRDİ…”

 

Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, KKTC’nin ekonomik önlemlerle “ekonomik değişim ve yapılanma” sürecine girdiğini kaydederek, yeni bir yatırım hamlesine yönelik yoğun çabaların sürdüğünü, önümüzdeki günlerde bunun sonuçlarının görüleceğini söyledi.

 

Marmara Üniversitesi Maliye Araştırma ve Uygulama Merkezi ile İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nce düzenlenen “Türkiye’de kamu borçlanması” konulu “18. Türkiye Maliye Sempozyumu” Alsancak’taki Merit Crystal Cove Otel’de başladı.

 

Sempozyumun açılışında konuşan Büyükelçi Güven, sempozyumun KKTC’de yapılmasına karar verenlere ve katkıda bulunanlara teşekkür ederek, sempozyumun ortaya çıkacak görüşlerin Türkiye ve dolaylı olarak KKTC hükümetlerinin çabalarına ışık tutacağını belirtti.

 

Hayati Güven, Barış Harekatı’ndan sonra KKTC’nin kuruluşu ve bugüne gelişinde devletin zorunlu olarak ekonomideki yapıcı ve sürükleyici işlevinin en üst düzeyde süregeldiğini ancak ada ekonomisi olması yanı sıra üretim girdi ve altyapı yetersizliğinin, 1994’te KKTC ticaretini sınırlayıcı ABAD kararlarının,

 

Türkiye’de yaşanan 1994, 2000 ve 2001 devalüasyonlarının olumsuz etkilerinin yansımasıyla KKTC’de bütçe ve kamu dengesini bozan uygulamalarla karşılaşıldığını anlattı.

 

Bu uygulamalara  “kamu kesiminde gereksiz ve yüksek istihdamı, kaynağı olmadığı halde tarımsal amaçlı transferler yapılmasını, prim ödenmemiş sürelerin sigorta kapsamında sayılmasıyla 10-15 yılda erken emekliliğin özendirilmesini, seçim dönemlerinde reel maaş artışları yapılmasını, KİT yönetimlerinin sağlıklı olmaması nedeniyle oluşan zararların ve finansman ihtiyaçlarının bütçeye yansımasını, artan bütçe açıklarının iç borçlanmayla finansmanı sürecinde kamu borçlarına yüksek reel faiz uygulanmasını” örnek gösteren Büyükelçi Güven, şöyle konuştu:

 

“Klasik parasal ve finansal enstrümanların kullanılma imkanı olmadığı için  artan bütçe açıklarının finansmanında iç borçlanma olarak Merkez Bankası, yerel bankalar ve bir nevi emeklilik fonu olan İhtiyat Sandığı fonu kullanılmıştır. Bu durum özellikle 1994’ten sonra sürekli açık veren bütçe yapısı nedeniyle önemli bir sorun haline gelmiştir.

 

2000’DEN BERİ SIKI MALİYE POLİTİKASI

 

Bu maksatla 2000 yılında uygulanmaya başlanan ekonomik programla KKTC hükümeti sıkı bir maliye politikası uygulayarak kamu açıklarının azaltılması, ekonomik yapı içinde kamunun payının düşürülmesi ve teknik-teşvik tedbirleriyle üretime dayalı büyümenin gerçekleştirilmesini amaçlamıştır. Bu kapsamda 2000’den itibaren yeni iç borçlanmaya gidilmemesi uygulamasına geçilmiş, bütçe açıklarının finansmanında TC yardım ve kredilerinin kullanımı, uygulanan istikrar ve tedbirlere paralel olarak sağlanan hibe, yardım ve kredilerle karşılanmaya başlanmıştır.”

 

TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, dünya ekonomisinin globalleşme ve entegrasyon yönünde geliştiğine işaret ederek, uluslararası hukuka aykırı ambargolar KKTC önünde engel olarak dursa da ekonomik gelişimin gerektirdiği yapısal değişimlere ayak uydurmanın, ekonomik vizyonun önünü açacak seçenek olarak durduğunu anlattı.

 

DEĞİŞİM VE YAPILANMA SÜRECİ

 

KKTC’nin ekonomik önlemlerle “ekonomik değişim ve yapılanma” sürecine girdiğini kaydeden Güven, yeni bir yatırım hamlesine yönelik yoğun çabaların sürdüğünü, önümüzdeki günlerde bunun sonuçlarının görüleceğini bildirdi.

Büyükelçi Güven, devletin ekonomideki ve bankacılık sektöründeki işlevinin azaltılması, ekonomik faaliyetlerin ekonomik faktör ve kurallar çerçevesinde şekillenmesine yönelik bir dizi yapısal değişimin gerçekleştirilmesi yolunda çaba sarfedildiğini, bunun geçmişin verimsiz uygulamalarının bir kenara bırakılmasını da beraberinde getirdiğini ve bazı durumlarda dirençle de karşılaştığını söyledi.

 

Güven, bu değişimin KKTC’nin stratejik önemi artan Doğu Akdeniz’de yerini sağlamlaştırması için şart olduğunu ifade ederek, bu amaç için Türkiye’nin KKTC’ye her türlü desteği verdiğini, mali ve teknik yardımlar aktardığını anlattı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.