15 yılda suyun rengi karardı!

 

Suya, toprağa ve tohumlarımıza sahip çıkmazsak birkaç şirketin kölesi olacağız…

YUSUF YAVUZ  / AÇIK GAZETE – 22 Mart Dünya Su günü nedeniyle Türkiye’nin son yıllarda yitirdiği su kaynakları bir kez daha gündemde. Ülkenin suları ve ormanın emanet edildiği Orman ve Su İşleri Bakanlığı, popülist bir yaklaşımla 2023’e kadar 1071 baraj ve gölet yapmayı amaçlıyor. Uzmanlara göre bu durum 26 su havzası bulunan Anadolu coğrafyasının binlerce yıllık kültürel ve biyolojik akışının önünü kesmek anlamına geliyor. Enerji, madencilik, otoyol, sanayi ve plansız kentleşme yüzünden Anadolu coğrafyasında son 15 yılda hızlanan fiziki tahribat yüzünden bir zamanlar gökyüzüyle aynı rengi taşıyan dereler, ırmaklar ve ormanların rengini taşıyan zümrüt yeşili göllerin rengi karardı.

DÜNYA SU GÜNÜNDE TÜRKİYE’NİN SULARININ RENGİ KARARDI
Her yıl 22 Mart tarihinde sağlıklı ve temiz suya erişim hakkına dikkat çekmek ve yeryüzünün kısıtlı tatlı su kaynaklarının korunması için farkındalık yaratmak amacıyla gerçekleştirilen ‘Dünya Su Günü’ nedeniyle bir açıklama yapan Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, geçmişten bugüne uygarlıkların en güçlü silahının sahip oldukları su kaynakları olduğuna işaret ederek, “Su, yaşam hakkıdır. Su ve yaşam hakkı; ticaret, ‘karlılık’ ve pazarlık konusu edilmemeli, bu hak, satılmamalıdır” dedi.

YARD. DOÇ. DR. KESİCİ: ‘PARA AKLIN ÖNÜNE GEÇMEMELİ’
Dünyadaki nüfus artışına bağlı olarak suya olan talebin de arttığına dikkati çeken Kesici, yaklaşık 30 yıldır Türkiye’nin sulak alanları konusunda bilimsel çalışmalar yürütüyor. Pek çok göl ve sulak alanın insan kaynaklı tahribatlar yüzünden yok oluşuna tanıklık eden Kesici, “Para aklın önüne geçmemeli, aklını kullanmazsan suyun olmaz” uyarısında bulunduğu açıklamasında, şöyle dedi:

‘HES’LER VE BARAJLAR SUYUN DÖNGÜSÜNÜ ENGELLİYOR’
“Dünyada suyu üreten tek fabrika, evimiz olan doğadır. Doğanın su kaynaklarını okyanuslar, denizler, göller, akarsular, kar ve buzullar ile yer altı sularıdır. Yeryüzündeki sular sürekli bir döngü içerisindedir. O zaman su döngüsü engellenmemelidir. Yani sular depo edilmemeli, döngüyü oluşturan kaynakların üzerine gölet baraj ve HES yapılmamalıdır. HES, gölet ve baraj inşaatlarıyla doğal su kaynakların ekolojik dengesinin bozulması sonucunda sular giderek azalıyor. Buna bağlı olarak da sular ticaret konusu haline geliyor. Bilim insanlarının bu yöndeki uyarıları göz ardı edilmemeli.”

MAORİLERİN NEHRİ ‘CANLI’ OLARAK TANINDI, DARISI BÜTÜN SULARA
Barajlara da ihtiyaç olduğunu ancak bunu su döngüsüne zarar vermeden yapılması gerektiğini dile getiren Kesici, 22 Mart’ta Dünya Su Günü’nün kutlandığı günlerden, suyun anıldığı günlere gelindiğini söyledi. Susuzluk yüzünden göç edilebilecek bir yer kalmadığını vurgulayan Kesici, Yeni Zelanda yerlilerinin kutsal saydığı Whanganui nehrinin ‘canlı varlık’ olarak tanınarak yasalar önünde insanla aynı haklara sahip olduğunu anımsatarak, bunun bütün dünyaya emsal olması gerektiğini vurguladı.

‘SULARIN RENGİ DEĞİŞİNCE ÖLÜM GEREKÇELERİ DE DEĞİŞTİ’
Trakya Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Göksal Çidem ise sayısı her geçen gün azalan orman ve sulak alanlar için yapılan kutlamaları eleştirerek, “Neyi kutlayacağız? Ormanların yapısı ve suların rengi değişince, hastalıklar ve buna bağlı olarak ölüm gerekçeleri de değişti. Vefat eden yakınlarımız arasında, kanserden gidenlerin sayısı o kadar çok arttı ki, kanıksamaya başladık. Uzmanlar, bunun Çernobil faciası ve GDO’lu ürünler, kimyasal gübreler, zirai ilaçlar ve kirli sanayinin tüm doğal varlıklarımızın kirlenerek yok edilmesi sonucu olduğunu bilimsel çalışmalarla ortaya koydular” dedi.

Suyun rengi karardı

‘ERGENE NEHRİ 283 KİLOMETRE BOYUNCA ZEHİR AKIYOR’
Trakya’nın can damarı olan Ergene nehrinin 283 kilometre boyunca zehir aktığına işaret eden Çidem, 40 yıl önce balıkçılık yaparak yaşamını nehirden kazanan insanlar olduğun belirterek, şunları dile getirdi: “Gelişmiş ülkelerin terk ettiği kirli sanayi bizlere aş iş diye geldi. Ergene’nin önce içindeki, sonra etrafındaki yaşamları yok ettiler. Zehirlenen nehir havzasında tarım yapılamayınca, çiftçimiz kredi ekip, haciz biçer duruma gelmiştir. Bunun sonucunda da ithal gıdalara bağımlı hale geldik. Bir nehri, üç denizi, üç ormanı olan Trakya’da ne ormandan, ne denizden ne de nehrinden faydalanamıyoruz. Denizde balık, ormanda ağaç azaldı. Nehir zaten yok oldu.

KİRLİ SU YÜZÜNDEN DAKİKADA 7 KİŞİ ÖLÜYOR
21 ve 22 Mart’ta gelecek nesillere yaşayabilecekleri orman ve su bırakmak için neler yapacağız bu konuşulmalı. Çünkü UNİCEF geçtiğimiz yıl Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı bir açıklamada, kirli sudan dolayı dakikada 7 kişi hayatını kaybediyor. Her gün 4 bini aşkın çocuk ishalli hastalıklardan dolayı ölüyor. Siz bu satırları okuduğunuz süre içerisinde yaklaşık 15 kişi daha temiz suya erişemediği için öldü. Orman ve su varlıkları hem bugün, hem de yarınlar için kayıtsız şartsız korunmalı.”

‘SUYUN SAHİBİ, ONA İHTİYACI OLANLARDIR’
Isparta Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu’nun konuyla ilgili açıklamasında ise son yıllarda Türkiye coğrafyası üzerinde yaratılan tahribatın en çok su kaynaklarını etkilediğine vurgu yapılarak, şöyle denildi: “Anadolu coğrafyasının biçimlenmesinde ve kültürel gelişiminde hep baş rolü oynayan su kaynaklarımız, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar tehdit altındadır. Suyun sahibi, ona ihtiyacı olan tüm canlılardır. Ancak son yıllarda ardı ardına çıkartılan yasal düzenlemelerle sularımızın denetimi şirketlere verilmeye başlanmıştır. En ücra coğrafyalardaki küçücük derelerin bile üzerine göletler yapılarak yaşamın içinde akarak canlılığın devamını sağlayan sularımız denetim altına alınarak ticari bir mal haline getirilmiştir. Büyüme ve kalkınma yalanlarıyla yaşam alanları ellerinden alınan toplumumuz üretimden koparılarak büyük kentlerde pasif birer tüketiciye dönüştürülmüştür.

‘SU, TOPRAK VE TOHUM ANADOLU UYGARLIKLARININ MAYASIDIR’
Su, toprak ve tohum Anadolu uygarlıklarının mayasıdır. Sularımızın, topraklarımızın ve tohumlarımız üzerinde söz söyleyebilme yeteneğimizi yitirmemiz, Anadolu uygarlığının çöküşü anlamına gelmektedir. Bağımsız ve onurlu geleceğimiz bu değerlerimize hep birlikte sahip çıkmamızın eseri olacaktır. Aksi halde hepimiz kendi topraklarımızda birkaç şirketin kölesi olarak insan onuruna yakışmayan bir geleceğin parçası olacağız.”

 

Önceki haberAntalya’da akıl almaz emlak dolandırıcılığı!
Sonraki haberÇoban köpekleri kanseri tespit ediyor
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 × 5 =