2 ABD hikayesi…

Artık o koca kıtanın eski ve tek sahipleri, küçücük bir toprak parçasında, şimdiki New York’un Manhattan adasında, sıkışmış şekilde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalırlar. Ama beyazlar doymaz, orada bile gözleri vardır. Başkan George Washington, lütfedip Büyük kızılderili şefi Seatle’a bir mektup yollar ve  “Topraklarınızı bize parayla satın ki ” der,  “artık savaş olmasın ” .


İşte Şef Seatle’ın cevabının tarafımdan yorumlanıp, şiirleştirilmiş hali


Satalım satmasına da topraklarımızı,
 Irmaklar kızkardeşlerimizdir bizim.
 Çiçekler çocuklarımız yüz aklarımız,
 Delikanlı fidanlar, yarına dayanaklarımız.


 Gök ana ağlamalı ama, vurulduk diye değil,
 Baba toprağıyla kirlensin ayaklarımız.
 Koşmalı yavru ceylanlar, kaçmak için değil.
 Ata toprağında ekilmeli yarınlarımız.


 Siz onları korur musunuz ?
 Siz onları sarar mısınız ?
 Ateş kusan sopalardan, ateş sularından ,
 Manitu’nun kullarından, korur musunuz ?


 Sökelim sökmesine de çadırlarımızı,
 Ya demir atlar kara dumanlarla kükrerlerse !
 Vurursa demir çubuklar buffololarımızı !
 Bizonlar erkek kardeşlerimiz ürkerlerse !


 Barış çubukları içmeyiz biz, katlolmak için.
 Otlar kadar çokuz, ya otlar tükenirlerse !
 Çayırlarımızı satmayız biz yokolmak için.
 Yarın bizler yokuz, ya nesiller tükenirlerse !


 Siz onları korur musunuz ?
 Siz onları sarar mısınız ?
 Soluk benizli sevginizden, aç nefsinizden,
 Gölgenizden, kendinizden korur musunuz ?
 
Göçelim göçmesine de beyaz şef heyhat !
 O zaman gökten yağan yağmur değil gözyaşıdır.
 Doğa biter yaşamın sonuna başlanır.
 Yaşam sonu, yaşamaya çalışmanın başıdır.


 Kaçarsak, biçilir ekinler bizle birlikte,
 O zaman, yaşlı dünyanın gözü yaşlanır.
 Satarsak, tutulur kinler sizle birlikte,
 Tahta mezarım değil, beton bir anıt taşlanır.


Sonrası malum, ABD parayla satın alamadığı o son toprakları yine silah zoruyla ve katliamlarla alır. Çadırları yakarlar, yerlerine asırlar sonra gökdelenler dikmek için.


Aynı dönemde, yeni yetme bir ülke olan ABD, 1783 yılında, yeni bir denizci devlet kimliğiyle, dünya denizlerinde gemileriyle salınmaya başlar..


25 Temmuz 1785’te,  ABD bayraklı ilk gemi olan Boston limanına  bağlı, Kaptan Isaak Stevens’in idaresindeki Maria, Atlantik’te Cadiz açıklarında , Cezayir sularında Osmanlı gemileri tarafından ele geçirilir.


Sonra  Philedelphia limanına bağlı, Kaptan O’Brien’in Dauphin adlı gemisi de ele geçirilir.  1793 Ekim ve Kasım aylarında 11 ABD gemisi daha Osmanlılarca ele geçirilir.


ABD Kongresi, 27 Mart 1794  yılında, Osmanlı denizcilerine karşı koyacak güçte savaş gemileri inşa edilmesi  veya satın alınması için, Başkan George Washington’a 700.000 altına yakın  harcama yetkisi verir.


Osmanlıların  oluşturduğu bu deniz tehdidi sayesinde, ABD donanmasının temelleri atılır. 5  Eylül 1795’te ABD, bu tehdide karşı bir anlaşma yapmayı kabul eder. Bu anlaşmaya  göre ABD, Atlantik’te ve Akdeniz’de  ABD sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, Osmanlılara peşinen 642.000 altın ve  yılda 12.000 Osmanlı altını ve 216.000 dolar vergi ödemeyi ve Cezayir’deki esirleri iade etmeyi kabul eder.
 
Dili Türkçe olan ve  22 maddeden oluşan bu anlaşmaya, Başkan George Washington ve Cezayir Beylerbeyi  Hasan Dayı imza koyarlar.
 
Böylece ABD, yıllık  vergiye bağlanmış olur. Bu, ABD’nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille  imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden  tek Amerikan belgesidir.
 
ABD tarihinde, kendi  dilinde olmayan tek uluslararası anlaşma Türkçe’dir ve ABD’nin tarihinde vergi  vermeyi kabul ettiği tek ülke Osmanlı  İmparatorluğu’dur….


ABD Başkanı George Washington Osmanlı  imparatoru tarafından muhatap görülmemiş ve anlaşma Osmanlıların Cezayir Beylerbeyi  tarafından imzalanmıştır.


Bu anlaşmanın orjinali Foreign Office Archives Washington’dadır.



BENLiK


Kendimizi bildik bileli
Bu kısır dava,
Banal bir şarklı mıyız, sanal bir garplı mı ?
Anlaması zor, yorumlaması bedava.


Ne Karadeniz kadar karanlıktayız,
Ne Akdeniz kadar ak ve engin,
Ne Kafkaslar kadar yüksekteyiz,
Ne Balkanlar kadar sarp ve ruhsuz,
Ne Ortadoğu kadar ortalık malıyız,
Ne batı kadar duygusuz.
Bir tükürük atımı kadar yakınız AB’nin kıtasına
Hepsinden birazız , hepsi olmalıyız.


Çelişik oraya rest, buraya blöf , AB’ye yakarış.
Orda üç kuruşluk adamlar,
Boyları üç karış,
Kendi ufuklarına toslamışlar.
Bizde boş ufuklar dolu, karış karış.
Onlarda içi geçmiş, yaşlı nüfus
Bizde, için için kaynayan genç ulus
Bu yarış nasıl yarış ?
Kimle nereye varış ?


Ruh evriminde çoğunluktayız
Ve Türkiye kadar dünyalı
En az onlar kadar bir noktayız
En az onlar kadar kainat malı.


Ama, maddenin çekim alanına kapılmış olan dünyamız, yanardöner fırıldaklar gibi fıldır fıldır dönmekte son sürat. Bu kaypak hızı yakalamak ancak güç kullanarak mümkün ve o güç sahnede… O güç elinde ip, topaç gibi döndürüyor dünyayı ve yine güçlü olan zayıfı yenebilmekte, Demek ki bozulmamış hiç dengesi doğanın… Hem de bunca deformasyona rağmen, bunca çevre katliamına rağmen…


Doğayı ve doğanın bir parçası olan insanı yok edebilen zihniyetleri kınamak, insanlığını hissedenlerin görevi olmalı. İnsan haklarından söz edenler ne kadar insan ve ne kadar haklı?  Haksızlıkların  hamiliğini üstlenen ve kendi utanç tarihlerini unutan ve bugün hala göz yumabildikleri ırk kıyımlarının yüzlerine vurulması gereken sözde uygar dünyalılara kısa bir sitemim var.


Uygar dünyayı siz temsil ediyorsanız eğer, ya ben uygar değilim, ya da dünya yuvarlak…


Geri mi döndü hırs haçlılarla,
Ve arzın muhteris sahipleri,
Ellerinde kızılderili kanlarla
Boyunlarında İngiliz ipleri


Kim bombalıyor derinlerden arzı ?
Geleceğin yüreği buruk,
2025 yılında ıraklar çorak
Yerleşip çeşme başına keyfince
Bugünden… Babil sadece durak.
Su daha hassas zamandan, denge ince…
Amerika bize ezelden ırak.
Ya petrol aşkı dinince,
Ve su kaynağı kıymetlenince.
Ya, hele hele şimdi kurak,
Bor madeni işlenince ?


Metin Sözüçetin


 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.