2009’a girerken

PAYLAŞ

Bir takvim yaprağının düşmesi ile herşeyin âniden değişmesi söz konusu olmadığına göre, Kasım ayından Aralık ayına geçerken ne değişiyor ya da aynı kalıyorsa, 2008 Aralık ayından 2009 Ocak ayına geçişte de durum aynıdır. Ama, ben de usule uyarak, kısaca 2008 yılını değerlendirip, 2009 yılından neler beklediğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Önce dünyada olup bitenlere bakacak olursak, 2008 yılında, siyasal alanın Ortadoğu sorunları ile çalkalandığını görürüz. Afganistan olaylarına ilâve olarak, Osetya ve Gürcistan çatışması, perde arkasında ABD Rusya çatışması idi. Rusya’nın görece üstünlük sağladığı bu çatışmada, ABD Türkiye’yi devreye sokarak, dolaylı olarak durumu yatıştırmaya çalıştı. Nitekim, Kafkaslardaki durumun ciddiyeti Türkiye’nin ABD nezdinde yıldızını yükseltti ve Kürdistan oluşturma projesi şimdilik ertelenmiş gibi gözükmektedir.

Ekonomik alanda ise, geçmişte de tartıştığımız üzere, ABD’de başgösteren konut alanında yaşanan ipotekli kredi müessesesinin çöküşü ve finansal alanda yaşanan krizin reel sektöre yansıma korkusu karşısında Batılı ekonomilerin tam bir birlik içinde duruma çözüm arama çabaları ortaya çıktı. 1929 Krizi’nden farklı olarak (o krizde banka işlemleri durdurulmuş idi), bu krizde banka işlemleri durdurulmadı ve devletler piyasayı paraya boğmaya yöneldi. Spekületif nedenlerle petrol fiyatı da varil başına 140 dolara kadar yükseldikten sonra, yıl sonuna doğru 40 dolar dolaylarına gerileme gösterdi. Bu gelişme, önceleri Rusya’ya büyük avantaj sağlamış iken, sonraları durumu ters çevirdi. 
 
Türkiye’ye geldiğimizde, çevresel bir ekonomi olarak, gecikmeli de olsa, küresel krizi  oldukça şiddetli hissedeceğimiz gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuz görüldü. Bu durum karşısında sermaye bazı dayatmalarda bulunurken, siyasîler işi hafiften almaya, emekçiler ise neredeyse tam bir sessizlik ve teslimiyet içinde beklemeye koyuldu. Henüz kriz tam olarak yansımadan, binlerce emekçi kapı dışına koyulmaya başladı, bankalar kredi vermede daha titiz olmaya ve borçları biran evvel tahsil etmeye yöneldi. Böylece işler sarpa sarınca, IMF ile anlaşma yolu arandı ve öyle gözüküyor ki, IMF’nin bazı dayatmalarına teslim olunarak, yeni bir stand-by yapılacak. Ekonomik göstergelere geldiğimizde ise, ne enflâsyon, ne büyüme oranı ne de bütçe büyüklükleri ile ilgili tahminler yıl sonu gerçekleşmeleri ile uyumlu gözüküyor. Zira, % 4 olarak tahmin edilen enflâsyon % 10’ların üzerinde, yine % 4 olarak tahmin edilen büyüme % 2,5 ile 3 dolaylarında, %  9 dolayında verilen resmî işsizlik ise, gerçekte % 18’ler dolayında seyretmektedir.

2009 yılına yöneldiğimizde dünyada ve Türkiye’de tatsızlık manzaralarının daha da derinleşeceği anlaşılmaktadır. Dünya Bankası verilerine göre Dünyada genel büyüme % 2 dolayında olacak, belki bu oranın da gerisinde bir büyüme, hatta daralma yaşanacağı tahmin edilmektedir. Bu tahminleri yapmak şu açıdan zor olmaktadır; ekonomik seyir mekanik olgular kadar bireysel ve toplumsal psikolojilerden de etkilendiği için ve psikolojik tepkilerin tahmin edilmesi ise güç olduğundan, geleceğe ait ekonomik seyir tam olarak öngörülememektedir. Dünya enerji ve özellikle de su sorunu önümüzdeki yılın ciddî konuları olmaya devam edecektir. Küresel ısınma sorunu ve buna karşı alınması gerekli önlemler de yine önemli gündem maddeleri arasında yer alacaktır. Öyle anlaşılıyor ki, son küresel krizden çıkış emekçilerin ve yoksulların zaferi ile değil, güçlü sermaye kesiminin zaferi ile gerçekleşecektir. Güçlü sermaye, karşıt sermaye unsurlarını ve emekçileri baskılayarak ve daha da güçlenmiş olarak krizden çıkacaktır. Bu kriz, “Emeğin Avrupası”nın emekçi yapılarını da iyice hırpalayarak, sermayenin önünün açılmasında önemli bir adım oluşturacaktır. Krizden güçlü sermaye grupları karşıtlarını değersizleştirerek eski duruma göre daha güçlenmiş olarak çıkacağından, son kriz içinden geçilirken ABD, AB ülkeleri ve Japonya arasında canhıraş bir mücadelenin cereyan edeceği sezilmektedir. 

Türkiye’ye geldiğimizde de, benzer sorunlar yanında, yerel seçimler ve son seçimlerden beri (1,5 yıl) seçmen sayısının nasıl olup da 6 milyon arttığı önemli bir sorun olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu anomali Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yüksek Seçim Kurulu’nu karşı karşıya getirmiş bulunmaktadır. Kapatılan bazı belediyeler ve yeni kurulan belediyelerin yerel seçimlerdeki konumu etrafında oluşan bu sorunun nasıl çözüleceği merak konusudur!
 
Ekonomik olaylar çerçevesinde ise, bir yandan IMF ile görüşmeler sürdürülmekte, diğer yandan da 2009 Bütçesi görüşülmekte ve neredeyse karara bağlanma açamasına gelinmiş bulunmaktadır. 2009 Bütçe tahminlerine göre 2009 yılında büyüme % 4, enflâyon % 7,5 olacak. 2008 yılında giderek gerileyen GSMH değeri, ilk dokuz ayı % 3,5 ile tamamladıktan ve üçüncü çeyrekte ancak % 0,5 oranına ulaşmışken, 2009 yılında nasıl olup da % 4 büyüme hızını yakalayabileceğ kuşkuludur. Enflâsyon için de durum farksızdır. Carî açık konusunu tahmin etmek ise, bir yandan ihracatın daralıyor olması, diğer yandan petrol fiyatının geriliyor ve ekonominin küçülmesi karşısında oluşlacak farklı yönlü etkilerin net sonucunu tahmin etmek olası görülmemektedir. İşsizlik rakamlarına gelince, kayıt dışılığa ilaveten TÜİK’in tanımlamalarına bağlı olarak resmî istatistiklerin doğru bilgi verememeleri nedeniyle, küresel krizin ve ekonominin verimsizliğinin etkisiyle işsizliğin ne kadar artacağını ve kesin rakamı bilmek olası dedğildir.

Krizler kapitalizme içkin olduğu kadar, kapitalizmin etrafı çökerterek kendi yolunu aşmada da önemli bir araçtır. Başbakan’ın krizleri fırsata çevirme söylemi iki açıdan doğrudur. Birincisi, sermayenin sözcüsü olarak, krizden güçlü sermayenin avantajlı çıkacağı; ikincisi ise, AKP’nin sözcüsü olarak, kötü giden ekonomik duruma kriz perdesi çekilerek, durumu kurtaracakları ve siyasal avantaj sağlayacakları savı doğru gibi gözükmektedir. Bu arada, yükselen işsizlik, değersizleşen bazı sermaye grupları ve genel olarak gerileyen ekonomi fazla önemli olmasa gerek!
Tüm dostalara mutlu ve sağlıklı yıllar dilerim!

__________________

* Prof. Dr.

CEVAP VER