Bütçe uğurlu olsun da, kime? 

2011 Bütçesi uğurlu olsun da, kime?

Her yıl bütçesi yılbaşı olayı gibi insanları heyecanlandırır. Yılbaşı heyecanını da, yeni yıl bütçesi heyecanını da hiçbir zaman anlayamamışımdır. Her ikisi de sadece bir takvim yaprağı değişiminden başka bir şey değildir. Ne yılbaşında bir takvim yaprağının kopmasıyla ne de partili devlet başkanı hâkimiyetindeki parlamentoda kabul edilen (zaten reddedilme olasılığı yok ki!)   2011 Mali Yılı bütçesiyle önemli bir değişme olacak gibi geliyor bana. Tren kendi menziline doğru yol alırken, yine fiyatlar artacak, yine işsizlik yüksek düzeylerde seyredecek, yine komşu devletlerle çatışma içinde olacağız, fakat yine Türkiye’ni ekonomik zirve yapıyor savları ile kulaklarımız işgal edilecek, yine partiye ve siyasete mali destek sağlamaya yönelik rant yaratırken gelecek nesilleri borçlandırıcı anlamsız projeler peşinde koşulacak ve kesinlikle yine mali işlerden sorumlu malum zat dolarla ilgili olmadığını hiç, ama hiç çekinmeden ve sıkılmadan televizyonlardan dillendirecektir. İlk bakışta karmaşık gibi görünen, fakat biraz detaylı düşününce birbirini tamamlayan tüm savları da yine canım halkım samimiyetle dinleyip, işsizlik ödeneği ile yetinip, sıcak yuvasında sıcak yatağına girecektir. Ne yapalım, böylesi güzel halkıma da böylesi hükümet basamağını aşarak devlete muktedir olmaya çalışan siyasi erk yaraşır. Ne de olsa iktidar olmadılar mı?

İktisat fakültelerinde Bütçe başlığı altında tüm bir dönem okutulan ders vardır. Bu derste bütçe konusu işlenirken bütçenin, demokrasinin ve halk iktidarının en önemli ve tarihsel aşaması olduğundan söz edilir. Bir zamanların krallar ya da imparatorların devlet olgusu ile özdeşleştiği ve buna dayanarak devlet hazinesinin kendisine ait olduğu tezine dayalı krematistik bütçe sisteminden günümüzün demokrasi sistemine geçişin önemli işareti olan kameralistik bütçe sistemine geçişin medeniyet tarihinde önemli bir kilometre taşı olduğu anlatılır. İktidar gücünün kraldan ve padişahtan asıl sahibi olan halka geçmesi olarak anılan siyasi demokrasi, her ne kadar ekonomik demokrasi ile taçlandırılmamış olsa da, bir nebze halk iktidarı anlamında bütçede söz hakkının parlamentoda olmasıyla sembolize edilmiştir. Gelir dağılımı ve ekonomik güç sorununu bir an bir tarafa bırakarak, ulusal gelirden ne kadarının siyasi erk eli ile ve nerelere kullanılacağına karar verme yetkisi, devlet başkanının değil, malın mülkün asıl sahibi olan halkındır. Bütçenin hazırlanışı ve onanışı safhasında yetki kullanma biçimi devlet biçiminin çok net göstergesidir; siyasi anlamda demokratik bir yönetim mi yoksa çeşitli biçimlerde diktatöryal bir yönetim mi?

Bütçe dersinde üzerinde basıla basıla durulan ikinci önemli ilke de, Birincisi ile ilgili ve devamı olarak, bütçede alenilik ilkesidir. Şöyle ki, eğer bütçe toplumsal malvarlığının bir bölümünün siyasi erk tarafından kullanımı ise, kullanılan her bir ünite paranın nereye ve ne maksatla kullanıldığı açık net biçimde gösterilmelidir ki, halkın temsilcileri olan parlamento üyeleri ona göre kararlarını versin ve siyasi erke kullanım yetkisi versin. Bütçe harcama kalemlerinde fonksiyonel ayırıma riayetten vazgeçilmiş olması harcama kalemlerinin nihai hedeflerinin net şekilde anlaşılmasını engellemektedir. Aslında bir melek olan şeytan da böylesi habasetleriyle insanlığın başına ekşimiştir. Bütçenin yeni tasnifinin kanuni olması ve bir sorun çıkarmaması için bir gün önce kanun çıkarılmış ve bütçenin parlamentoya sunulması da bir–iki gün geciktirilmiştir. Öyle ya, işler usulüne uygundur; yani bütçe mer’i kanuna uygundur. Hukukçuların, en başta da Anayasa Hukuku hocalarının işleri çok zor, ya da ortada bir anayasa olmadığına göre belki de Anayasa Hukuku dersini de kaldırmak gerekmektedir.

Bütçede uyulması gereken bir diğer ilke de birlik ilkesidir. Şöyle ki, tüm harcama ve gelirler bir cetvelde gösterilmelidir ki, toplumsal malvarlığının ne miktarının siyasal erk tarafından kullanıldığı kesin olarak görülebilsin, anlaşılabilsin. Özal zamanındaki fonların bütçe birliği ilkesini ihlali gibi, zamanımızda da Varlık Fonu gibi ucubenin de fonlardan daha feci şekilde bütçe birliğinin ihlali olarak görülmesi gerekir. Bütçede birlik ilkesi ihlal edildiğinde harcamalarının nerelere yapılacağından haberdar olamayacağımız gibi, zaten olmamıza da fazla gerek yok galiba; bu konuda halk kayıtsız, siyasi erk de bu kayıtsızlığı tepe tepe istismar ediyor.. Daha buralara gelmeden, Sayıştay hesaplarının açık olmaması gibi durumlara da halkımız ne denli vakıf ki!

Bu siyasi rejimde bütçenin parlamentodan geçmesinin fazla bir anlamı var mı? Bütçe hazırlama merkezi ve onama merkezi olarak parlamento tek yetkilinin başatlığı ve denetimi altında ise ve böyle bir parlamentonun halkı yetkili şekilde temsil etmediği ortada ise, bu bütçeparlamentodan geçse dahi, hacmi ve kalemlerinden bağımsız olarak, demokratik olarak görülemez. Parlamentoya geldiğimizde de,başkanlık iktidar partisi mensupları dışında diğer partiler niçin böyle bir ortamda rol alıyorlar ki, anlaşılır gibi değil! Zaten vatandaş olarak da harcamaya hâkim olma gibi bir hevesimiz yok, iktidar saltanatı sürdürülürken ekmek bile askıya çıkmışken, oy oranları futbol takımı tutarcasına değişmemektedir. Ne var ki, futbol takımı küme düşerse halka zarar gelmez, ama siyasi kadronun hataları ile ülke küme düşerse siyasi kadro da dâhil herkesbu hezimetin altında kalır.

Yeni bütçe ile hiçbir şey değişmeyecek değil, değişecek, fakat daha kötüye gidiş olacak. Tüm kurumları tahrip ederek ülkeyi buralara taşımada azami gayret saf eden siyasi erk şimdiye kadar ne yapmaya kadir idi ise, bundan sonra bundan da daha kötüsünü yapmaya kadir olacaktır. Çünkü giderek yoksullaş(tırlıl)ıyoruz.  Geçen yılki programa göre 2023 yılında fert başına gelirimiz 25 bin dolar olarak öngörülmüş iken, son programa göre bunun yarısı yani 12 bin dolar dolayında bir değer öngörülmektedir. Siyasi partiler birbirilerini seçim kaybederken başkanın değişmediği savı ile eleştirmektedirler. Eğer bu savda bir geçerlilik payı varsa, denebilir ki, onsekiz yıl tek parti olarak iktidarda olan bir parti ülkeyi yoksullaşmaya sürüklemiş ve adeta mahkûm etmişse, değil sadece başkanı, tüm partililer silinme hezimetine uğramadan siyaset sahnesindenkendi edepleriyle çekilip, vicdanları el veriyorsa, huzur içinde(!) bir emeklilik yaşamına başlamalılar. Aksi halde, giderek yoksullaşan bir siyasi iktidarın nelere sürükleneceğini düşünmek dahi istemiyorum.

Çöküş aşamasında siyasi iktidar bir yandan siyasi tabanını tutmaya, diğer yandan da göstermelik olarak olağan işleri yürütmeye çalışacaktır. Birbirini dışlayan bu iki görev arasında durum şuna gebedir; siyasi kadro siyasi tabanını kaybetmemek için mutat işlerinde nicel ve nitel erimelere göz yumacaktır. Yaşanan işsizlik ve yoksulluk cehenneminde her emekçinin ya da sendikanın kendinden başkasını görmemesi kendi sonunun yaklaştığını en bariz göstergesidir. Emekçilerin bilinçli/bilinçsiz yalnızlığını çözebilecek tek çıkış yolu sendikaların birleşip başkanlar düzeyinde tepeden karar almalarıdır.

Var olan siyasi iktidar bu girdiği yoldan dönmeyip, hatta düşme korkusu ile durmayıp ya bir çatışma ya da son anda anlamsızca ortaya attığı, tam da eğitimin çökertildiği aşamada, hiçbir müşavere yapılmadan ve samimi öz-düşünce geliştirilmeden,ajanların promptora yansıttığının okunduğusürpriz(!) ifadelerle ya da yeraltı zenginliklere umudunu bağlayarak toplumu uyutmaya çalışacaktır. Böylece millet yerli ve milli gibi içi boş kavramlarla avutulur. Dış borçlar da önce konversiyonla iç borca dönüştürülüp, vadesi geldiğinde de konsolidasyonla vadesi uzatılarak meseleye çözüm sağlandı görüntüsü verilecektir. Bir ülke halkı bir kredi kartının borcu diğeri ile kapatılmaya zorunlu bırakılırsa, o ülkenin hükümeti de bu sisteme bağlı kalarak, sorunu çözdüğüne hem kendisini hem de halkını kandırır.

Toplum tüm dokularıyla gerilemekte, hatta çöküş sergilemektedir. Bazı çök(tür)üşler gözle görünür niteliktedir. Bunların başında, siyasilerin kâbusu olan hukuk ve eğitim sistemleri gelmektedir. Siyasi okun şimdilerde de Anayasa Mahkemesine yönelmesi hukuk sisteminin yapılandırılmasına ve ayağa kaldırılmasına değil, sertleşen ve daha da sertleşecek hükümet yapısında bizatihi siyasilerin korkularına yöneliktir. Eğitim, medya vs çökerken, giderek hızlana ekonomik çöküş de orta sınıfı alt sınıflara itmektedir. Adaletin çökmesi ve orta sınıfın erimesi korkunç gidişatın işaretleridir. Cumhuriyet haftasında böyle bir yazıyı yazmanın kader olmaması gerekirdi. Bu kaderi ülkeye yaşatanlar tarihin bir aşamasında bunun hesabını halklara ve kendi vicdanlarına vermeye mecbur kalacaklardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.