“2013 yeni bir başlangıç dönemi”

-21 Aralık’ta ne oldu? Dünyamız yeni bir döneme girdi mi?

Tarih vermek istemiyorum, tarihlere takılmak da istemiyorum ama çok yoğun bir dönemden geçtik. 2012’de çok ciddi sallandık, iyice bi silkelendik, hani halının tozunun silkelenmesi gibi. 2012’de herkes sağlam bir sopa yedi. Hepimiz yedik. 2008’de başlayan bir hareketti, 2012’de birinci etap tamamlandı. Dört yıllık bir enerji etabıydı. Amaç şuydu; insanoğlunun o yüksek egosundan, yüksek nefsinden, ben bilirim, ben çözerim, ben hallederim duygusundan çaresizliğe sürüklenip, çaresizliği tatması ve maneviyata yönelmesiydi. Birinci operasyon bitti. 2013 insanların yeni bir başlangıç dönemi. Birinci operasyondan uyananlar için 2013 bereketli bir yıl olacak. Bu yıl bu kişilerin farkındalık yılı. Bu yıl insanların mutlu olacakları, hayatlarına bir şeyleri çekecekleri yeni bir başlangıç yapacakları bir yıl. Ama kimler için? Bu dört yıllık süreçte çile çeken, duvara vuran, köşeye sıkışan, hakikaten canı yanan insanlar için. 2014, 2015, 2016 ve 2017 çok daha zor ve çalkantılı geçecek. Bu ikinci dört yıl daha derin uykudakilerin, daha sert sallanacakları daha sert bir dönem olacak.

-İlk etabı atlatanlar şanslı diyebilir miyiz?

Birinci etapta hafif uykudakiler uyandı. 2014’te ve daha sonraki yıllarda derin uykudakilerin daha sert bir şekilde uyandırılacaklar. 2013 yılı dinlenme yılı, bir nefes alma yılı. Ama rahatı görüp yan çizmek yok… Bu yıl kişiler artık kendilerine, kendi iç dünyalarına, kendi maneviyatlarına dönmek zorunda. Rahatladık diye yayılmak yok. Şimdi tam atılım yapma zamanı. Yani kalbini arındırma, kırgınlıklarını bırakma, öfkelerini bırakma, kendini affetme, insanları affetme dönemine girdik. Bu dönemde bunu başaranlar bundan sonra rahat edecekler. Olumsuzluklardan korunmak istiyorsanız, hakikaten herkesi affetmemiz gerekiyor. Bütün hesaplaşmalarımızı bırakmamız gerekiyor. —

-Bu dediklerinizi yapmak da çok kolay değil, özellikle de affetmek…

Biliyor musunuz; aslında affedilecek bir konu da yok. Çünkü hepsi bizim uyanışımız için çalar saatin bir parçası aslında. Beni uyandırmak için çaba gösteren birine ben neden kırılayım ve neden onu affedeyim ki… Tam tersine onu affetmeye çalışmak yerine ona teşekkür etmem gerekir. Hele de en yakınımızdakilere… Özellikle en yakınımızdakiler sert vuruyor ki, canımız daha çok yansın.

-Buna rağmen ya yine de uyanamazsak…

İkinci ve üçüncü etaplarda daha sert sınavlar geliyor, ta ki sen “yeteeer” diye çığlık atıp bağırıncaya kadar.

-Uyanana kadar dövüleceğiz anlaşılan…

Evet, anlayana kadar, artık “yeter, teslim oluyorum” diyinceye kadar dövüleceğiz. Sistem sana diyor ki, akışına bırak, akışa güven, çünkü sistem zaten çalışıyor. Bu dünyada insan hiçbir şey yapmasın 100 yıl içinde dünyada bütün ağaçlar, doğa kendini düzeltir, her şey yoluna girer. Aslında her zaman yolundaydı, onu bozan biz olduk. Bizim endişe, kaygı ve korkularımız her şeyi bozdu. 2013 şimdi kişilerin kalplerini arındırma, kendilerini arındırma, maneviyata yönelme dönemleri. Bu maneviyatı beş vakit namaz kılmak, ibadet etmek olarak anlamamak gerekir. Namaz kılarsan, ibadet edersen avantajı var, enerji alanın daha temiz ve daha geniş olur. Bu senin seçimin, senin çalışma şeklin.

Ben Hıristiyanlara, Musevilere de aynı şeyi söylüyorum. Dininiz size ne söylüyorsa tekrar bir gözden geçirin diyorum. Ama eski usul gözden geçirme değil, biz hep korkularla dinlere bakmışız. Şimdi ibadetlerimizi korkuyla değil aşkla yapma zamanı.

Her konuda bunu yap. Oto galerin mi var, araba satmaya çalışma.” İnsanlar bu arabayla keyifli bir şekilde geziyor, işlerini hallediyor” diye zihninde canlandır. Müteahhit misin, ev satmaya çalışma, “insanlar benim evlerimde bolluk bereket içinde oturacaklar” diye zihninde canlandır.

Sevgiyle yaklaş, affet ve kabule geç. İşin zor tarafı kabule geçmektir. Ego bunu engelliyor. “Bu sana yapılır mı” diyor. Çünkü bir şey yaparken farkında olmadan karşılık beklemişiz. Adına da fedakarlık demişiz. Fedakarlığın açılımını lütfen şu şekilde düşünün; feda + kar. Ben dualarımda “Allahım beni fedakar insanlardan koru” diyorum. Fedakar insan senin hayatına hızla girer, senin için her şeyi yapar ama sonra bekler. Sen ona arzu ettiğini ya da hayalindeki veremezsen, ya seni kötüler ya kendini kötüler, ya seni yok eder ya kendini yok eder. Özveri fedakarlıktan farklıdır, özveride karşılık beklemek yoktur.

-Biliçaltımız nasıl çalışır?

Anne karnına girdiğimiz üçüncü aydan itibaren bilinçaltımız kayıt tutmaya başlar, bebek bunu hatırlamaz fakat annenin bütün yaşadıkları çocuğun bilinçaltında kayıt altında tutulur. Bilinçaltı kayıtları öyle bir tutuyor ki çok enteresan. Bilinçaltı okuldaki dersi kaydediyor, bilinçaltı iş yerindekini kaydediyor, bilinçaltı eşinle olan diyalogunu kaydediyor, bilinçaltı her şeyi 24 saat kaydediyor. Size bilinçaltıyla ilgili bir çalışma anlatayım, bu bilimsel bir çalışma… Bir adam evinden çıkıyor ve arabayla işyerine gidiyor. Sonra uzmanlar alıyor ve evden gelene kadar kaç direk gördün diye soruyorlar. Adam “ben nereden bileyim” diyor. Derin bir hipnoza alıyorlar ve tekrar soruyorlar. “237 direk” diyor. Tek tek sayıyorlar gerçekten evinden iş yerine kadar 237 olduğunu görüyorlar. Bilinçaltımız yolda giderken bizim görmediğimiz her şeyi kaydeder. Bu odaya girdiğiniz anda bu odadaki bütün mobilyaları saydırır, tabloyu görür, tüm renkleri fark eder bilinçaltımız. O yüzden bilinçaltını boşaltmak yerine olumsuz hatırları temizlemek daha doğrudur. Güzel olaylar ve başarılarımızın sertifikaları bilinçaltımızda kalsın. Boşaltırsak onlar da gidecek. Boşaltmak değil, olumsuzları temizlemek önemli.

-“Evrenin İlahi Dili” adlı kitabınızdan öğrendiğimize göre önce çok sıkıntılar yaşamışsınız, sonra şansınız dönmüş. Sonra uyanış döneminiz başlamış ve hayatınız düzelmiş. Kendi kendinize uyanmadınız herhalde, kimlerden ders aldınız?

Birçok yerden eğitim aldım. 1975 doğumluyum ve 4 yaşındayken annemle meditasyon yaptığımı hatırlıyorum. Büyük yastıklar üzerine bağdaş kurar otururdum, annem “iki kaşının arasına odaklan, bak bakalım ne görüyorsun” derdi. İlk hocam annem oldu. Annem 30 yıldır şifacı. Kendi şifa tekniğini kendi geliştirdi. Ben İngiltere’den de, Türkiye’den de, Kıbrıs’tan da birçok yerden birçok eğitimler aldım. Fakat aldığım eğitimleri direkt kullanmıyorum, harmanlıyorum, önce kendimde kullanıyorum. Birçoğu bende işe yaramadı, çünkü ben inatçı, kaprisli, alıngan, Türk geni taşıyan biriyim. Bu tekniklerin çoğu Avrupa’daki daha romantik, daha duygusal, daha az inatçı insanlara göre düzenlenmiş. Şimdi sen bu tekniği al bir Karadenizli de uygula. Başarılı olamazsın. Çünkü çok güçlü karakterleri var. Benim de güçlü bir karakterim var. Yurtdışından aldığım eğitimde dozlar hafif geliyor. Bu yüzden kendi tekniklerimi geliştirdim. Aldığım eğitimleri annemle kendimde harmanlayıp çalıştırdık ve Kendi tekniğimi geliştirdim. Bu tekniğin içinde belli dozda tasavvuf, aşk, bilimsellik ve teknik var. Bende işe yaradı. Ben daha kimseyle paylaşmadan insanlar bana gelip sormaya başladılar. Mesela “alınganlığını nasıl yendin” diye sormaya başladılar. Hayatımda pek çok şeyi deneyimledim. Para probleminiz mi var, o gün para problemi olan birçok insan karşınıza çıkacaktır. İlişkinizde sorun mu var, karşınıza ilişkisiyle sorunu olan insanlar çıkacaktır.

-Bir de nefes koçluğu yapıyorsunuz? Nefes almayı bilmiyoruz muyuz?

Bilmiyoruz. Ağızdan nefes alıp ağızdan nefes veriyoruz. Burnumuzu ve diyaframımızı kullanamıyoruz. Burundan alınan nefesler de kısa nefesler oluyor. Daha derin nefes alın ve yavaş yavaş verin. Burundan nefes alıp burundan verdiğinizde kafanızdaki karışıklıklar bitiyor, burundan nefes alıp ağızdan nefes verdiğinizde içinize giren sıkıntı gidiyor. Yani sıkıntın varsa ağzından nefes vereceksin, kafan karışıksa burundan nefes vereceksin.

-Peki sağ tarafa yatmakla sol tarafa yatmak arasında uykuda doğru nefes açısından fark var mıdır?

Sağa yattığınızda kalbi rahatlatıyorsunuz. Sağa yattığınızda sol burun deliği açılıyor ve sağ beyin lobuna gidiyor oksijen. Yani mantık susuyor, ruhsal huzur yükseliyor, rahat uyku uyuyorsun. Sola yattığınızda sağ burun deliği açılıyor ve sol beyin lobuna oksijen gidiyor, mantık devreye giriyor ve düşünmekten kaliteli bir uyku uyuyamıyorsun. “ersinden mi kalktın” derler ya, sağ burun deliğinden nefes almışsın demektir. Burun çok önemli bir organ. Müthiş bir dizayn. Düşünsenize hangi hava koşulunda olursanız olun aldığınız hava ideal ısıda giriyor ciğerlerinize. Ağızdan nefes aldığınızda bu böyle olmuyor. Burundan nefes alıp burundan nefes verebiliyorsanız sorun yok ama eğer burnunuz tıkalıysa tıbbi destek alın ve profesyonel bir nefes koçundan eğitim alın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × one =