”Güney Kıbrıs’taki Vroişa (Yağmuralan) kaderi n’olcak?”

”Güney Kıbrıs’taki Vroişa (Yağmuralan) kaderi n’olcak?”

0
PAYLAŞ
Vroişa (Yağmuralan) Derneği Başkanı Esat Mustafa

Londra’da kurulu Vroişa (Yağmuralan) Derneği’nin Başkanı Esat Mustafa yaptığı açıklamada Kıbrıs’ta olası görüşmede Vroişa (Yağmuralan) köyünün kaderini sordu…

Başkan Esat Mustafa’nın açıklaması aynen şöyle:

Dillirga bölgesinde kaybedilen topraklarımız:

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Tapu ve Kadastro Dairesi kayıtlarına göre, Yağmuralan (Vroişa) sınırlarına ait olan ancak 1964 yılında tamamen kaybedilen toprak alanı 35,890 dönümdür!
Bir bölümü KKTC, diğer bölümü de GKRY sınırları dahilinde olan, Kıbrıslı Türklere ait Dillirga bölgesinin sınırları dahilindeki toplam toprak alanı 100 bin + dönümdür!
Görüşme masasında bu toprakların akıbeti ne olacak?

Toplum liderlerini en çok meşgul eden “Toprak ve Mülkiyet” konusunun görüşüldüğü Kıbrıs müzakerelerinde, 15 Mart 1964 tarihinden bu yana terkedilmiş halde olan, Lefkoşa kazasına bağlı, zengin Baf Ormanları ortasında bulunan, Dillirga bölgesinin en son köyü ve tapu belgelerinin tümünün Kıbrıslı Türklere ait olduğu Yağmuralan köyünün toprak alanı ile ilgili kapsamlı bir analiz yaptığımızda, aşağıdaki sonuçlara ulaşırız:

Köyün terkedilmesinden 40 yıl sonra, 15 Şubat 2004 tarihinde kurulan ve İngiltere’de faaliyet gösteren Yağmuralan Derneği’nin talebi üzerine, dönemin GKRY İçişleri Bakanı Andreas Christou tarafından imzalanıp dernek başkanına gönderilen 12 Ocak 2006 tarihli, iki sayfalık köy raporunda, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Tapu ve Kadastro Dairesi’nin verilerine göre, Vroişa köyünün sınırları dahilinde bulunan arazinin toplam alanı 48,020 dekardır. Bu da yaklaşık olarak 35,890 dönüme eşittir. (NOT: 1 dönüm = 1.338 dekardır). (Çok geniş bir ormanlık alanı kapsayan Vroişa topraklarının tapuları, Osmanlı idaresi döneminde, Rum Ortodoks Kilisesi tarafından, Türk çobanlara karşı Lefke’de açılan davanın, çobanların lehine sonuçlanmasıyla kazanılmıştı!).

Ayni raporda, tamamen Kıbrıslı Türklere ait olan tapulu toprak alanının 920 dekar (688 dönüm) civarında, geri kalan toprak alanının orman veya hali arazi olduğu da ifade edilmektedir.

2008 yılında, derneğin talimatı üzerine, bir Amerikan arkeoloji şirketi tarafından Yağmuralan köyünde GPS sistemi ve uydu görüntülerinden elde edilen değerlerle yapılan bilimsel araştırmalardan derlenen rapora göre, Yağmuralan köylülerine ait tapulu arazinin alanı, Yağmuralan toprakları 191 ve köy dışında bulunan Lakkodes toprakları da 21 olmak üzere, toplam olarak 212 dönüm veya 284 dekardır. Aradaki fark (920 – 284 = 636 dekar, yani 475 dönüm) şöyle açıklanabilir:

Vroişa sakinlerine ait, Osmanlı İdaresi döneminden kalan, ancak İngiliz İdaresi döneminde hayvanları yok edildikten sonra tamamen terkedilen ve günümüzde tek bir sahibinin bile hayatta olmadığı kayıtlı topraklar, Süleymaniye köyünden 2km mesafede olan, Süleymaniye ile Vroişa köyü arasında bulunan ve Latin İdaresi döneminde çok önemli bir yerleşim birimi olup “Kapparias” olarak; Osmanlı İdaresi, İngiliz İdaresi ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde de “Kapparga” olarak bilinen bölgede yer almaktadır.

Vroişa köyüne yerleşmeden önce, Türk çobanların Kapparga bölgesinde yüzlerce dönümlük tapulu arazisi ve hayvanlarının korunduğu ağılları da bulunmaktaydı. Yaşanan kuraklıktan kurtulmak için, 1850’li yıllarda Vroişa’ya yerleşen Türk çobanlar, iklim şartlarının çok kötü olduğu kış mevsimlerinde, hayvanlarını Kapparga’da bulunan ağıllarda korurlardı. Bu topraklara ait kayıtlı bilgi ve belgeler hem GKRY ile KKTC tapu dairelerinde bulunmakta, hem de Yağmuralan Derneği’nin arşivlerinde korunmaktadır.

Tapu ve Kadastro Dairesinde kayıtlı, 636 dekar olarak açıkta bulunan, Vroişa sakinlerine ait söz konusu tapulu topraklar, Dillirga’nın Kapparga bölgesinde bulunup, çobanların tek geçim kaynağı olan hayvanlarının İngilizler tarafından zorla tüketildiği 1940 yılından bu yana, tamamen terkedilmiş ve unutulmuş durumdadır. Bu topraklar kayıtlı olmasına rağmen, Kapparga adını günümüz haritalarında görmek artık mümkün değildir.
1878’de Kıbrıs’ı Osmanlılardan kiralayan İngilizlerin ada üzerinde uygulamaya koyduğu orman politikası, Baf Ormanları ortasında yaşayan ve hayvancılıkla geçimini sağlayan Türk çobanları bölgeden tamamen uzaklaştırmak amacıyla, ellerinde bulunan on binlerce dekarlık tapulu toprak alanının zorla kamulaştırılmasına ve köylülerin 284 dekarlık küçük bir alana hapsedilmesine neden olmuştu. Buna rağmen, Kapparga bölgesinden başlayarak, yol mesafesi 30km olan ve bölgenin en yüksek noktası olan Zaharu tepesine, yani Baf kazası sınırına kadar uzanan zengin orman ürünlerinin bakımı, korunması ve çalıştırılması, sadece Yağmuralan sakinlerine aitti. Kıbrıslı Rumların o bölgede ayni haklardan yararlanması mümkün değildi.

Burada göze çarpan en önemli nokta, İngilizlerin Türk çobanlara ait Vroişa bölgesindeki toprakların büyük bir bölümüne zorla el koymasından sonra, ellerinde çok az kalan tapulu topraklara rağmen, köylülerin bölgedeki meşru haklarının, Osmanlı İdaresi döneminden kalan, çok daha geniş bir alana yayılmış olması ve bu alanın, Yağmuralan köyünün tapulu toprak alanının 169 katına eşit olmasıydı!

21 Aralık 1963 tarihinden bu yana kaybedilen bu hakların, Kıbrıs müzakerelerinde, karşı taraftan talep edilmesi ve mağdurların ailelerinin adil olarak tazmin edilmesi, Yağmuralan Derneği’nin vazgeçilmez bir talebidir!

Temiz havası, sağlıklı yaşam tarzı, doğal güzellikleri, bol su kaynakları ve çok zengin orman ürünleriyle tanınan Yağmuralan köyü, 1964 yılında Rumlar tarafından tamamen yakılmış ve köye ait okul ile cami ve Orman dairesine ait tüm konutlar da dahil, tüm binalar yerle bir edilerek, köylülerin taşınmazlarıyla kültürel miras değerleri tamamen tarihe gömülmüştü. Buna ek olarak, köylülere ait çok önemli bir gelir kaynağı olan bağlık araziler de yok edilmiş ve diğer meyve ağaçları da kesilerek, Yağmuralan köyü bilinçli olarak yaşanamaz hale getirilmişti.

2008 yılında Yağmuralan köyünde uzmanlar tarafından yapılan bilimsel araştırmalar, 1974 olaylarından sonra, köyün toplam 212 dönümlük tapulu alanının 117 dönümünün, yani %55’inin, GKRY tarafından, çam ağaçlarıyla ormanlaştırılarak, mal sahiplerinin mülkiyet haklarının ikinci kez çiğnendiğini ve 1961 yılında imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Yağmuralan köyünde tekrar ihlal edildiğini ortaya çıkarmıştır.

Toprak konusu ile ilgili diğer bir önemli husus, deniz sahilinden başlayarak, Yeşilırmak, Kurutepe, Günebakan, Ammatyes, Süleymaniye ve Yağmuralan köyünün Baf sınırına kadar uzanan, yaklaşık 50km uzunluğundaki yüzbinlerce dekarlık kesintisiz alan, 1960 anayasasına göre tam bir Türk bölgesi olup, bu topraklara Erenköy, Mansura, Selçuklu, Alevkaya ve Bozdağ köylerine ait topraklar da eklendiğinde, Dillirga bölgesinde Kıbrıslı Türklere ait toprak alanı 100 bin dönümden fazladır!

Yağmuralan Derneği, Kıbrıs müzakerelerinde, atalarımızdan miras olarak kalan ve çok değerli olan Dillirga topraklarının Rumlara peşkeş çekilmesini asla kabul etmemekte, tam aksine, 1964 yılında terkedilen ve Rumlar tarafından yakılıp yıkılan Dillirga köylerinin günümüz standartlarına uygun restore edilerek, mal sahiplerine iade edilmesini; ayrıca, müzakerecilerimiz tarafından, masa başında Karpaz bölgesindeki Rumlara bir tampon bölge verilmesi düşünülüyorsa, buna karşılık olarak, Dillirga bölgesinde, 11 Türk köyünden oluşan ve çok geniş bir alanı kapsayan ayrı bir tampon bölgenin de Kıbrıslı Türklere verilmesini talep etmektedir.

Günümüzde önemli olan ve toplumumuzu yakından ilgilendiren konu, Kıbrıs müzakerelerinde harita, toprak ve mülkiyet konuları görüşülmeden önce, müzakereci heyetimiz tarafından, Dillirga bölgesine ait toplam mal varlığımız ve kullanım kayıplarımızdan kaynaklanan 53 yıllık zararlarımız hakkında nasıl bir çalışma yapıldığı ve hangi somut verilere dayanarak bu topraklar üzerinde, Rumlarla pazarlıklar yapılıp, kararlar alındığıdır.

Yağmuralan sınırlarına ait toprak alanının GKRY tarafından 48,020 dekar olarak yeniden teyit edilmesinden sonra, 1964 yılından bu yana en temel insan hakları çiğnenerek, mülkiyet mağduru olan ve yeni bir hayat arayışı için, nüfusunun önemli bir kesiminin yurt dışına göç etmek zorunda kaldığı Yağmuralan göçmenlerinin bireysel ve toplumsal kayıplarının müzakere masasında adil ve etkili olarak nasıl savunulacağı, onlar için nasıl bir adalet talep edileceği ve kaybedilen hak ve özgürlüklerin kategoriler altında kurulacak komisyonlarda, bireysel başvurularla nasıl karşılanacağı konularında, toplumumuz haklı olarak endişelenmektedir.

Yağmuralan Derneği, muhtemel bir siyasi çözüm neticesinde, Yağmuralan göçmenlerinin mağduriyetlerinin adil olarak karşılanmaması durumunda, kurulacak yeni bir devlet rejimine karşı, her türlü haklarını kullanarak ve yargı yoluna başvurarak, yasal süreç başlatmak zorunda kalabileceğini, kesin bir tavırla ifade etmektedir.

 

BİR CEVAP BIRAK