22

22

0
PAYLAŞ
Sinan Olcayto
Sinan Olcayto

Tüm dünyada gazeteler ve TV’ler, vatandaşını korumakla yükümlü bir Türk polisi’nin Ankara Rus büyükelçisini öldürdüğünü duyurdu. Mevlüt Mert isimli bu genç eylemi Halep ve Suriye’de savaşan guruplar adına düzenlemişti. Rus konsolosun cansız bedeni önünde “yanlış” elini kullanarak tekbir getirip, eylemi niçin yaptığını haykırıyordu.

Bu Mevlüt Mert denen genç adam, polis olabildiğine göre en az lise mezunuydu ve henüz 22 yaşındaydı. Yani cahil biri değildi. Daha çocuk sayılabilecek bir yaşta suikast planı yapmış ve uygulamıştı. Gece, eylemi yapacağı galerinin önündeki otelde oda tutmuş, sabah ömründe son kez yapacağını bildiği traşını olmuş, duşunu almış ve otel odasından çıkmış.

22 yasında son kez aynanın karşısına geçmiş ve bir ideal uğruna ölmeye gitmiş bir gencin hissettilerini düşünün bir an. İşte bunu bir insana yaptırabilecek tek şey inançtır. Demek ki Mevlüt gerçekten o inanca sahipmiş. Bu inanç hele bir de ihanete uğramışlık hissiyle yoğrulmuşsa o zaman Mevlüt’ün niye elinde tabancayla Modern sanat sergisine gittiğini anlayabiliriz belki.

Peki bu vatandaşımızın sorunu neydi ve niye böylesine kızgındı?

Mevlüt Mert, Işid’in dünya litaratürüne kazandırdığı terimlerden biri olan “yalnız kurt”du. Görünüşe göre eylemi kendi planlamış, öfkesini ve hayal kırıklığını bir şekilde şiddet eylemine dönüştürmüştü. Ama unutulmaması gereken bir diğer konu, Mevlüt yalnız değil. O’nun arkasında 10’binlerce Mevlüt var ve şu an sınır kapımızdan 100’er 100 içeri giriyorlar. Hatta onlar şimdiden 22 yasındaki bu genci bir efsane haline getirdiler bile. Bu adamların hepsi de Halep’de savaşı kaybedip ya da kaybettirilip, ihanete uğramışlığın acısıyla gelen çoğu azılı katil.

Hatta bu katillerin çoğu da Mevlüt gibi 22 yasında, hatta daha genç. Onlar sadece yaşadıkları yerlerden koparılmış, bir ideal uğruna sırtları sıvazlanarak savaşa gönderilmiş çocuklar. Hepsinin ortak tek bir noktası var o da “inanç”. Bu inanç onları hem öldürmeye hem de ölmeye gönderen bir inanç.

Işid de böyle kurulmuştu

Başta AB ve ABD olmak üzere pek çok batılı ülke, ortadoğu dinamiğini anlayamadan, labaratuvarlarda oluşturdukları stratejeler yüzünden bu coğrafyada tam bir bataklığa saplandı. Çıkarları için truva atı terör örgütleri kurup yurt dışından eğilimi olan, radikal, inançlı gençleri bir araya toplayarak buralara yerleştirdiler.

Hatta bu iş öyle sarpa salmıştı ki geçen seneye kadar her ülkenin desteklediği kendi terör örgütü olmuştu. Bu kargaşada artık kimin kimi vurduğu bile belli olmamaya başlamıştı. AB bu duruma bir çare olarak en güçlü örgüt olan EL-NUSRA cephesi etrafında bir birleştirme kararı aldı. Yeni birliğe Fetih ordusu adı verildi ve Suriyenin “Fethi” için bu 22 yasındaki çocuklar cepheye sürüldü.

Ancak yine işler planlandığı gibi gitmedi. Bir anda Rusya’nın ağır abi olarak Suriye’ye girmesi yine AB’nin çuvallamasına yol açtı. AB, hem Türkiye’nin enerji politikası hem de Rusya’nın sıcak denizlere inme ideali yüzünden 1 sene içinde 2 ağır darbe yemiş oldu. Türk-Rus iş birliği sağlandığında Suriye’de savaşan teröristlere de artık gerek kalmamıştı. Rusya rica etti Türkiye bu gurupların ipini çekti. On binlerce katil bir anda yapayalnız bırakıldı. Aynı ihanete uğramış Iraklıların bu atmosferde Işid’i kurduğunu hatırlarsak bizi bekleyen senaryoyu biraz olsun tahmin edebiliriz.

1)İhanete uğramışlık

Suriye’deki bu guruplardan silah bırakmaları ve “bu işi” unutmaları istendi. Bir dava için bir araya gelen bu adamlar birden bire ortada kalıverdi. Çoğu bir arkadaşını çatışmada kaybetmiş, bazıları yaralanmış bazıları ise ömür boyu sakat kalmışlardı. Hem Suriye, hem Rusya hem de en kötüsü Işid ile savaştırıldılar. Bulundukları ülkelerden alınıp getirildiler, eğitim aldılar, kıyafetler verildi. Hazır olduklarında da ellerine silahlar tutuşturulup, sırtları sıvazlanarak savaşa gönderildiler.

Savaşa gitmek kolay değildir. Ciddi bir motivasyonunuz olmalıdır. Ölmek, öldürmek Hollywood filmlerinden farklıdır. Bu adamlar o inançla gittiler ve yaşadıklarını beyinlerinden silecek ilaç henüz icat edilmedi. Dolayısıyla bu adamlar savaş öncesi kişiliklerinden daha farklı birer insana dönüştüler. O travma ve ruh hali ile yaşamlarına devam etmek yolunda önlerine pek çok zorluk çıkacak.

2) Hayal kırıklığı

Bu zorlukların da en büyüğü, yaşadıkları ihanet ve terk edilmişliğin yarattığı hayal kırıklığı olacak hiç kuşkusuz. “O zaman biz niye savaştık” “Bacağımı niye kaybettim?” “Mevlüt niye oldu?” diye soracaklar kendilerine. Nereye gidecekler, ne yapacaklar. İdeallerinin masada kaybetmeyi nasıl hazmedebilecekler? Bir ideal için canını bile ortaya koymuş kim olsa ister istemez hayal kırıklığı yaşar.

3) Öfke

Tabii bu hayal kırıklığı da zamanla öfke’ye, öfke de bazı şartlarda intikam alma reaksiyonuna dönüşecektir. Yaşayan kişilerin yaşadıklarının farklılığına göre mutlaka aralarından bunun hesabı sormak isteyenler de çıkacaktır ve tabii tabii faturalar da birilerine kesilecektir. Cebinde bir kimliği ve hayatta bir geleceği olmayan bu insanların yapabileceklerini hayal bile etmek bizi ürkütmeli. Hayal kırıklıkları, hayal edilen şeyin gerçekleşmemesi üzerine duyduğumuz histir. Hepimiz bu hissi yaşadığımızdan bu adamlar için empati yapmamız daha kolay olacaktır.

Sonuç

Bu hayal kırıklıklarından birini yaşayan Mevlüt Mert görünüşe göre Türkiyenin ilk sansasyonel yalnız kurt eylemine imza attı. Ve aynı kendisi gibi 10 binlerce Mevlüt sınırımızda içeri giriyor. Hatta onların hepsi Mevlüt’den daha eğitimli, daha tecrübeli ve daha donanımlı. Ortak noktaları ise yalnız bırakılmışlığın verdiği büyük öfke. Sokaklarınız yakında binlerce azılı katille dolacak.

İşin bir diğer korkunç tarafıysa eğer Işid Rakka’yı kaybederse yaşanacak. Böyle bir şey olursa 100 bine yakın sivil mültecinin Türkiye’ye geleceği tahmin ediliyor. Ancak bu sefer gelecek olan mülteciler tamamen Işid destekçisi siviller. Büyük çoğunluğu genç ve çocuk olan bu sığınmacıların Türkiye dinamiklerine bir dinamit etkisi yapacağı da kuşkusuz. Hatta bir süre sonra Misak-ı Milli sınırlarımızda El-kaide-Işid-Pkk çatışmaları görmemiz bile hayal değil. Hatta bazıları Istanbul kıraathanelerinde yasanıyor. AKP hükümeti dış politikasını “kervan yolda düzülür” mantığına dayattığından, herhangi bir stratejiye sahip olmamasının cezasını çekiyor. Bu fatura da tabii ki yine halkımıza çıkacak.

www.sinanolcayto.com

BİR CEVAP BIRAK