27 Mayıs 1960 sabahı

Ama olmadı, ben ve arkadaşlarım başka türlü uyandık o sabah. Sabah dediğime bakmayın, üç üç buçuk gibiydi saat, Alay Kumandanımız Kur. Alb. Bahattin Ertürk, galiba 5/6 ay evvel Kur. Alb. Osman Köksal ile değiştirilmişti, Teğmen Gültekin Yalçınkaya “ Kodumu oturtan Boksör” Denetiminde üç aydır iki manga asker, özel eğitim görüyorduk, nedenini bilmiyorduk, o sabah öğrendik.


Bir manga “ADNAN MENDERES”İN bir mangada “CELAL BAYAR” için son barikat olarak yetiştirilmiş özel timdik. Adnan Menderes köşkünde olmadığı için, bizi Ogün, seçimi bir türlü yapılamayan Cumhurbaşkanlığı köşkünün önüne mevzilendirdiler. Biz hala hiçbir şeyin farkında değildik, “BİZ KİMDİK”  Ben, Çavuş arkadaşlarım, Ayhan Şekeral, Alâeddin Yavuzkasap, Necdet Ergenç, Yusuf Kutluyurdu erlerden, Sedat Akdemir, Mahmut Çaydaş daha ismi aklıma gelmeyen bir sürü arkadaş. Kumandanımız Osman Köksal, bölük komutanımız Dursun Soysal, üst teğmen Sabahattin Gülseren, ast subay başçavuş İbrahim Küçük. Ve bizim Prof. Dr. Hasan Anamur’un dayısı “MUNİS FAİK OZANSOY” dayı pür telaş içindeydi, her halinden belli oluyordu. Gün ağarmaya başlamıştı, herkes endişe içindeydi. Saati pek hatırlamıyorum, saat kullanmasını hala sevmem, hiç kol saatim olmadı desem yalan olmaz. Her neyse Köşke doğru nizamiyeden içeri giren bir tank görüldüğünde, başımızda bulunan bütün kumandanlarımız yok olmuştu, en yüksek mülki amir ben ve çavuş arkadaşlarımdı, birbirimize baka kaldık. Nasıl davranmamız lazım geldiğini birbirimize sorarken, TANK artık köşkün önündeydi,


Tank’ın önünde sonradan İzmir valisi olan Burhanettin Uluç paşa, bir Albay,  Erenköy’den tanıdığım as teğmen, at hırsızı Yüksel ağabey ve üç dört tane harp okulu talebesi, hiç unutmam Burhan paşa kime ateş edeceksiniz çavuşum diyerek “yanağımı okşayarak” indir silahını aşağı dediğinde donup kalmıştım. Hemen arkasından ben köşke giriyorum on beş dakikaya kadar Reisicumhur ile çıkmaz isem, köşkü benimle birlikte berhava edin dedi. Albay on beş dakika çok paşam on dakika yeter, bir harp okulu talebesi on dakikada çok albayım beş dakika yeter diyince, ben ve arkadaşlarım şaşkınlıktan dona kalmıştık. Bir Ülkenin Cumhurbaşkanı hakkında bakkaldan peynir ekmek almak gibi kararlar veriliyordu.
 
Burhan paşa hakikaten Celal Bayar ile on dakikada çıktı, Munis dayıyı da beraberinde aldılar götürdüler.


Munis dayı altı ay Yassıada, bir ay balmumcu sonrasında Demirel’in müsteşarlığı, daha sonrada UNESCO Paris, büyükelçi olarak, devlet adamlığını sürdürdü. Ve 74 senesinde vefat etti. Allah rahmet eylesin nur içinde yatsın, ismi gibi çok “MUNİS” bir insandı.


Ankara da bayram yaşanıyordu, ben Ayhan Şekeral ile şehrin çeşitli semtlerinde, Muhafız Alayı ile telsiz kontağı kuruyorduk. Türkiye’yi kurtardığımız için bazen yanaklarımız ruj izleri ile doluyordu. Galiba Haziran ortalarında Alay karargâh bölüğü olarak, Bölük kumandanımızın isteği üzerine, hariciye köşküne yerleşen “CEMAL AĞANIN” üç takım olarak, Tutumu altı saat, nöbetini tutmaya başladık. Tam bir paradoks Celal Bayar’ı teslim edenlere, Cemal ağayı teslim ettiler, ya neler yaşadık biz.


Yani bir takım 28 kişi sabah saat altıda alıyoruz nöbeti, öğlen 12 de bırakıyoruz, gece 12 de tekrar nöbet boyna dönüyoruz işte, ha bu arada ben takım kumandanı ve mutfak çavuşuyum. Yani sizin anlayacağınız, “Mabeyinci başı” Cemal paşa zehirlenmesin falan filan. Gece 12 de aldığımız nöbetlerde “Şükrü Tunar’ın” Oğlu Nezih Tunar’la et sote yapıp yiyoruz. Askerlik ne yapacaksınız. Bir gün sabah altıda nöbetten döndüğümüzde, ben dahil herkes bu yorucu maratondan bitap düşmüştük. Hepimiz gittik köşkün çamlarının arasına arazi olduk. Saat’in kaç olduğunu anlamadan dürtülmeye başlamıştım. Saatle de aram hiç iyi olmamıştı zaten “Önder Çvş. Önder Çvş.” Uyan Bölük kumandanı takımı arıyor senide öldürecek. Hemen yemekhanenin arkasında içtima et takımı, Gittik bölük kumandanın gözünde komünist, Sabahattin üst teğmenin gözünde vatan haini, nede olsa Celal Bayar zamanında Florya köşkü var mazimizde, tamam dedim yassı adaya sürülüyoruz. Yüzerek Erenköy’e kaçarım hayallerinden binbaşının tokadı ile uyandım. Tabi akabinde içeri postası, askerlik de hapishane istirahat sürgün seyahat derler, iki gün deliksiz uyudum. Artık nöbet ten yırttım derken. Yazıcı irfan geldi, Divanı harbe vereceğini söyleyen bölük kumandanı, nede olsa askeri idarenin devlet başkanı olan, adamın nöbetinden kaçmıştık. İfademi okuyunca yazıcı İrfan’a demiş ki, Yok oğlum, yok bu komünist Divana harbe falan verilmez, avukat gibi namussuz,  biz güme gideriz “ifademde iki saatten fazla nöbet tuttuğumdan bahşetmiştim. İç hizmet kanunu askerlikte, nöbet soğuk yüzünden aşağı düşer, fakat iki saatin üstüne çıkmaz der. Çok disiplin cezası yattığım için, iç hizmet kanununu defalarca okumuştum. Oğlum lafını ve komünist demesini çok kullanan bir adamdı “DURSUN SOYSAL” nede olsa “KUNURİ” gazisi idi.


Çakılma faslından sonra “yani selam verme” Bana dedi ki şu nöbetçi çavuş kolluğunu koluna tak ben çıkar demeden çıkarma, galiba 6 ay kadar nöbetçi çavuşluğu tuttum. Cezam böyle kesilmişti. Diğer çavuşlar sayemde nöbetten kurtuldular. Askerliğimin bitmesine bir ay kala, beni alay içinde nöbeti devrettiğimiz ikinci bölüğe sürmüştü bölük kumandanımız. Elinden gelse bu güzel Yurdumun en ücra köşesine sürecekti. Fakat zamanında yaptığım erken asker olma işi kurtarmıştı yakamı bu sürgünden, Çünkü Milli Müdafaa Vekâletinin özel emirleriyle futbolcu olarak çağırılmıştım askerliğe, ama bir sürü arkadaşımı, yurdun çeşitli yerlerine sürmüştü. Bunlardan bir tanesi hala görüştüğüm Muharrem Duman isimli arkadaşımdır. Evet, sevgili okurlar, bu yazı bitmez uzar gider, hem 27 Mayıs da geliyor, yayın yönetmenimiz Faruk Eskioğlu meraktan çatlamıştır, nerde kaldı bu Önder Elitez’in yazısı diye, Nerden bilsin bizim “KALKAN BELEDİYESİ” ile 25 Nisan dan bu yana boğuştuğumuzu, Denizlerimiz kirlenmesin diye savaştığımızı, Belediye yüzünden tesisimizin kepenklerini kapattığımızı yakın zamanda açlıktan öleceğimizi… Evimizin ismi “TÜRK EVİ” ismimiz “ÖNDER” olduğu için herhalde. Aynı zamanda “ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİNİN” evraklarını karton kutuya koyarak kapattığını.  Vakıf binası olan bu yeri okey salonu haline getirdiğini, Kendini Kalkan Padişahı gören, İmam hatip kökenli Mustafa Şalvarlı öyle zannediyor. Etrafındaki “LALE” devri çocukları aynı düşünceler içindeler. Ne günler gördüm ben. Bir devrin “REİSİCUMHURUNUN” Nasıl devrildiğini anlatıyorum. Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli. Bakalım gün ola harman ola, kalın sağlıcakla.


Önder Elitez
KALKAN TÜRKEVİ                                                                                                              oe@kalkanturkevi.com                                                                                                               www.kalkanturkevi.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.