2800 yıllık Hitit yazıtının bulunduğu yerde taş ocağı açtılar!

YUSUF YAVUZ /  AÇIK GAZETE – Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine bağlı Karaburç ve Karaburna köyleri sınırlarında açılan taş (bazalt) ocağına karşı köylüler eylem yaptı. Taş ocağı önünde toplanan Karaburç köylüleri, koyunları, eşekleri ve traktörleriyle eylem yaparak taş ocağı faaliyetinin durdurulmasını istedi. Burada yapılan basın açıklamasında 2017 yılında ÇED Gerekli Değildir Kararı verilen taş ocağının ruhsat sahası içerisinde Karaburna köyü sınırlarındaki Hitit kalesinin de bulunduğuna dikkat çekilerek ÇED raporunun masa başında hazırlandığı öne sürüldü. Karaburna köyündeki Hitit dönemi yazıtı, M.Ö. 8. Yüzyıla tarihleniyor ve burada bulunan kalenin onarımıyla ilgili bir anlaşmayı içeriyor. Yazıta zarar verecek olanlar ise Ay tanrısının lanetine uğramakla tehdit ediliyor.

BİR YANDA TARIMSAL İTHALAT BİR YANDA MADENCİLİK YIKIMI

Türkiye geçmişte kenti tüketimine yeten buğday, badem, ceviz ve kırmızı et gibi birçok tarımsal ürünü ithal eder hale geldi. Tarım ve Orman Bakanlığı bir yandan bu ürünlerin üretiminin artırılması için destek programları uygularken diğer yanda da üretim alanlarına birer birer maden ruhsatı verilmesi Türkiye’nin arazi planlamasından uzak, çelişkili tarım ve madencilik uygulamalarını gözler önüne seriyor.

BAĞCILIK, HUBUBAT VE HAYVANCILIK MERKEZİNE TAŞ OCAĞI İZNİ

Nevşehir-Hacıbektaş’a bağlı Karaburç ve Karaburna köyleri de bu çelişkiden payına düşeni alan yerleşimlerden. Bağcılık, hububat üretimi ve hayvancılık yapılan bu köylerde son yıllarda ceviz ve bademin yanı sıra arıcılık da gelişiyor. Her iki köyün de sırtını yasladığı bazalt kayalıklar köylülerin su kaynaklarını da besliyor.

TAŞ OCAĞI RUHSATI KÖYÜN ÇEVRESİNİ KUŞATIYOR

Ancak bu iki köyün tam ortasında, Karaburç köyünün çevresini kuşatacak şekilde yaklaşık 100 hektarlık (1000 dönüm) bir alanda maden ruhsatı verildi. Kayseri kökenli özel bir firmaya verilen maden ruhsatı,  bölgedeki bazalt taşlarının çıkarılmasına yönelik taş ocağı izniyle sonuçlandı. 2029 yılına kadar ruhsat süresi bulunan taş ocağı için Nevşehir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü de ÇED Gerekli Değildir kararı verdi. İlk aşamada ruhsat sahasının yaklaşık yüzde 10’luk kısmında faaliyete başlayan taş ocağına köylüler tepkili. Köylülerin iddiasına göre ruhsat, ÇED ve işletme izni süreçlerinde halka bilgi verilmedi.

TÜRKİYE KORONA’DAN EVE KAPANIRKEN TAŞ OCAĞINA RUHSAT VERİLDİ

Üstelik korona virüs salgınının en yoğun olduğu günlerde 2 Nisan 2020 tarihinde Nevşehir İl Özel İdaresi tarafından taş ocağına “İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı” verildi. Ruhsat sahasının bir kısmında işletme açılmasıyla taş ocağından haberi olan Karaburç köylüleri, tarım alanları, su kaynakları ve hayvancılık faaliyetleri zarar göreceği için 25 Eylül’de dava açarak projeyi yargıya taşıdı.

Platform üyesi Mehmet Yüksel

HİTİT KAYA YAZITLARI TAŞ OCAĞI TEHDİDİ ALTINDA 

Volkanik bir kayaç olan bazalt, inşaat sektöründe ve sokak, yol düzenlemelerinde mıcır olarak kullanılıyor. Karaburna ve Karaburç köyleri, adını bu siyahi volkanik kayaçlardan alıyor. Ancak bir zamanlar Hitit uygarlığının bu kayaçlara bıraktığı izler ve yazıtlar binlerce yılı aşıp günümüze ulaşırken bugün bir kaç yıl işletilecek taş ocağı uğruna yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bir bakıma Anadolu’nun en köklü uygarlıklarından biri olan Hitit’lerin bugüne bıraktığı mektuplar olan bu yazıtların olduğu kayalıklar, kırılarak asfalt yapılmak üzere yollara serilecek.

KARABURÇ KÖYLÜLERİ HAYVANLARIYLA BİRLİKTE EYLEM YAPTI

Karaburç köylüleri taş ocağı faaliyetinin durdurulmasını istiyor. Bu amaçla önceki gün koyunları, eşekleri ve traktörleriyle birlikte taş ocağı sahasına gelerek eylem ve basın açıklaması yaptılar.

‘2800 YILLIK HİTİT KALESİ DE MADEN RUHSATI ALANI İÇİNDE’

Köylüler adına konuşan Karaburç Köyü Doğayı Koruma ve Geliştirme Platformu’ndan Dönsel Can, “Kadimden bu yana atalarımızın yaşadığı bu topraklar sadece bizlerin değil yüz binlerce canlının yaşam kaynağıdır. Kırılarak mıcır haline getirilmek istenen bu kayalar, onlar için taş bizim için ise yaşamın ta kendisidir. Üstelik 2800 yıllık Hitit Kalesi de maden ruhsat alanının içinde bulunuyor. Bir maden ocağının yaşamımızı zehir etmesine izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

‘BU KÖYÜ ÇOCUKLARIMIZA BULDUĞUMUZ GİBİ BIRAKMAK İSTİYORUZ’

Karaburç Köyü Doğayı Koruma ve Geliştirme Platformu’ndan Mehmet Yüksel ise bu yapılanın talan olduğunu belirterek şunları söyledi: “Biz köylülerin bundan hiçbir şekilde haberi yok. Bunu sonradan hayretler içinde öğrendik ve mücadele etmeye başladık. Mücadelemiz tamamen hukuki zeminde. Köylülerimizin katılımıyla bir platform kurduk. Burada sadece insanların değil, yaban hayatının, havanın suyun da hakkını korumaya çalışıyoruz. Haklı mücadelemizin herkes tarafından, devlet kurumları tarafından görülmesini istiyoruz. Haklı olduğumuz kadar güçlü de olmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. Bu köyü çocuklarımıza bulduğumuz gibi bırakmak istiyoruz” dedi.

AV. TEKİN: ‘MASA BAŞINDA MADEN SAHASI İLAN EDİLMİŞ KÖYÜMÜZ’

Karaburç köyünden Avukat Mevşir Tekin de 25 Eylül’de köyün maden alanı ilan edilmesi ve ÇED Gerekli Değildir kararına karşı Kayseri Bölge İdare Mahkemesi’nde dava açtıklarını belirterek şöyle konuştu: “Duygularım çok yoğun, babamın anıları var, benim anılarım var bu kayalarda. Her bir kayaya elimiz, yüreğimiz dokundu. Sizlerin ekonomik beklentilerinden çok daha fazla şey anlam ifade ediyor bu kayalar bizim için. 1996 yılından kalan kitabi bilgilerle, masa başında maden sahası ilan edilmiş köyümüz. Çok üzgünüz ve öfkeliyiz. Adaletin kestiği parmak acır, şayet adalet keser ise parmağımız değil kalbimiz acıyacak. Lütfen bu talanı durdurun.”

KÖYLÜLERİN ORTAK AÇIKLAMASINDA ‘YOK SAYILMAK’ ÖNE ÇIKIYOR

Karaburç köylülerinin ortak basın açıklamasında öne çıkanlar arasında en çok yerel halkın tüm bu madencilik çalışmaları sırasında bilgilendirilmemesi yer alıyor. Açıklamada, “Büyük bir kamu yararı olmadan toplumun ekolojik düzenini bozan maden ocaklarının cahillik ve çağdışılık olduğu, insanı yok saymak anlamına geldiği vurgulanarak şu ifadelere yer veriliyor:

‘RUHSAT VERİLEN ALANIN YÜZDE 80’İ MERA,  GERİSİ ÖZEL MÜLK’

“Karaburç köyü için bin dönümlük bir alanda işletme ruhsatı verilen bu madenin proje bedeli sadece 650 bin TL’dir. Bu para ile çoğu yerde ancak bir ev alınabilmekte iken burada yüzyıllardır yaşayan bir toplum için evlerinin yıkılması anlamına gelmektedir. Ayrıca maden ruhsatlı alan içerisinde evlerimiz ve tarlalarımız da bulunmaktadır. Proje Tanıtım Dosyasında maden ruhsatlı alanın tamamının Hazine arazisi olarak belirtilmesine rağmen, yüzde 80 oranında mera, geri kalan yüzde 20 alanın ise kişisel mülk, tarla, ev ve arsa olduğunu görüyoruz. Baştan savma hazırlandığı aşikâr olan Proje Tanıtım Dosyasına Maden İşleri Genel Müdürlüğü ve Nevşehir Valiliği’nce ‘sehven’ onay verildiğini düşünmekteyiz.”

‘KORUNMASI GEREKEN TOPRAK NEREDE, ÖĞRENMEK İSTİYORUZ’

Taş ocağındaki işçilerin de iş güvenliğinden yoksun bir ortamda çalıştıklarına dikkat çekilen açıklamada madenin üzerindeki 10 cm’lik verimli toprak tabakasının daha sonra tekrar serilmek üzere muhafaza edilmesi gerektiğinin proje dosyasında belirtildiğinin altı çizilerek, “Bu toprağın nerede depolandığını merak ediyoruz ve öğrenmek istiyoruz” denildi.

‘KÖYÜMÜZDEKİ HAYVANLAR MADENDEN ÜÇ KAT DAHA DEĞERLİ’

Maden şirketinin sorumsuzca davranarak proje alanının dışına çıktığı öne sürülen açıklamada, zarar arazinin yarısının ruhsat sahası dışında kaldığına dikkat çekilerek, “Yetkililerin bunu görmemesi ve müdahale etmemesi bizler için hayal kırıklığıdır. Üç beş kişinin kazancı uğruna bir toplum, kültür, tarih, binlerce hektar tarım ve mera alanları taşan edilmektedir. Anadolu’muzun kadim nimetleri olan üzüm bağları ve buğday tarlaları ile ün salmış bu köylerde ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan tarım alanlarımız risk altındadır. Sadece köyümüzdeki 1616 küçükbaş hayvan bile bu madenden 3 kat daha değerlidir. İnsan yaşamı, yaban hayatı, su kaynakları, tarım; kültürel, sosyal ve psikolojik faktörler göz önüne alındığında bu madende hiçbir kamu yararı yoktur. Bugünden tezi yok bu talanın durdurulması gerekmektedir” ifadelerine yer verildi.

CUMHURBAŞKANINDAN VALİLİĞE, ‘BU TALANI DURDURUN’ ÇAĞRISI

Taş ocağına karşı yargı sürecinin başlatıldığına değinilen Karaburç köylülerinin açıklamasında, Türkiye’nin birçok bölgesinde eş zamanlı olarak süren madencilik yıkımlarına karşı yükselen ortak duygular vardı: “Burada doğduk, burada ölmek istiyoruz. Bu madenin köyümüzde yaşamı tamamen bitireceğinin farkındayız. Bu haklı mücadelemizde devletimizin ilgili kurumlarına bu talanı durdurması için sesleniyoruz. Çağrımız Sayın Cumhurbaşkanı, TBMM, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İç İşleri Bakanlığı ve Nevşehir Valiliği’nedir: Kayalar bizim suyumuzun kaynağıdır. Su olmadan yaşam olmaz. Buğday olmaz, üzüm olmaz. Kayalar yaban hayatının sığınağıdır. Yaban hayat olmadan çiçek açmaz, bal olmaz. Kayalar ve meralar koyunlarımızın otlağıdır. Koyun olmadan et olmaz, süt olmaz. Kayalar köyümüzün kalbidir. Kalbimizi kırmayın, köyümüzü bizden almayın. Köylerimizi, doğamızı ve yaşamımızı herkesten habersiz, sessizce masa başında hazırlanan bir parça kâğıt üzerindeki ruhsata hapsetmeyin. Lütfen sesimizi duyun, bu talanı durdurun.”

BU YAZITA ZARAR VERENLERİ AY TANRISI CEZALANDIRACAK

Bazalt ocağı için verilen yaklaşık 1000 dönümlük ruhsat sahasının içinde kaldığı belirtilen Karaburna Kaya Yazıtı, eski bir kale kalıntısının doğusunda yer alıyor. Kayalık üzerine Luvi hiyeroglifi ile yazıldığı belirtilen Karaburna Yazıtının, Kral Sipi ile Ni’nin oğlu Sipi arasında buradaki kalenin onarılmasıyla ilgili bir sözleşme olduğu belirtiliyor. M.Ö. 8. Yüzyıla tarihlenen yazıtta, bu yazıta zarar verecek olanlar uyarılarak Ay Tanrısının intikamı ile tehdit ediliyor. Yazıtta adı geçen Sipi’nin yerel bir yönetici olduğu tahmin ediliyor. Daha fazlası için: (www.hittitemonuments.com)

Önceki haberİskoçya’da bağımsızlık tartışmaları yeniden gündemde
Sonraki haberAnket: Biden Trump’ın 10 puan önüne geçti
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.