30. yıl çalışması için notlar….

12 Eylül protestoları henüz bitmemişken kafamdaki düşünceleri paylaşayım dedim.

30. yıl her sene yapılandan daha farklı ve büyük olmak zorundadır, çünkü 30 yıl demek, o gün doğan bir çocuğun bugün orta yaşa adım atması demektir. 30 yıl bir kopuşu sembolize eder. Bu kopuşa karşı bizim yapabileceklerimizde var!

30. yılında 12 Eylül ve etkisi her yönü ile masaya yatırılmalıdır. Peki, masaya nasıl yatırılacak?

Öncelik ile yaşamın her alanı etkiliyor diyorsak, o halde yaşamın her alanı masa üzerinde olmalı, bu bir bütün olması anlaşılır olmayı yok edeceği için konuları parçalayıp, ayrı ayrı ele alıp, en sonunda ise bu parçaları birleştirerek bir bütün yaratabiliriz.

Yaşamın her alanı sadece politika ve medya değildir, o halde her parçayı isimlendirmek gereklidir.

İlk aklıma gelen, 12 Eylül’de en çok kaybettiklerimize bakarken, sağlık, eğitim, insan hakları, çalışma yaşamı, örgütlülük, gençlik, kuşaklar arası iletişim… gibi uzatabiliriz. 12 Eylül sonrası yaşanan toplumsal olaylar, bankerler, bankaların iflası ve ekonomik kriz. Özelleştirme…

Eğitim alanında devlet eğitim sisteminin çökertilmesi ve özel okulların teşviki. Üniversite sınavları ve merkezi sınavların yaygınlaştırılması ile birlikte dinci vakıfların denetiminde eğitimin yaygınlaştırılması. Eğitime bütçe derken dinci eğitime bütçe ayrılmış olmuyor mu?

Sağlık sektörünün çöküşü ve ilaç firmaların denetiminde popüler sağlık ve yeni kurulan plaza sağlık evleri… sağlık, parası olanın kullanabileceği bir global endüstri oldu. Bunun sakıncaları?

Şehirleşme ve şehirleşmenin yarattığı sosyal dünya. Kapkaç, tinerci çocuklar ve hayvanların sokaklarda küpeleri ile başı boş dolaşmaları…

Medyada büyük değişim ve medya içindeki değişimin günlük yaşama yansıması… gazetecinin tetikçi olarak kullanılması ve yapışık basın!…

Özel TV’lerin yaygınlaşması ve TV dili üzerine tartışma yaratılmalıdır, çünkü TV dili günlük yaşamı belirleyen konuma gelmiştir. Günlük konuşmaları bile biçimlendiren yayıncılığın global olarak üretilen programların yerele yansıması…

Yayıncılıkta kültürlerin yansıması. 12 Eylül Kürtçe ve benzeri dilerlin yasaklanması ve bu dillerde yayıncılık mücadelesi… Lazca ve Kürtçe dergiler çıktı ve basımından tüketimine kadar yaşanan sorunlar…

12 Eylül ve Kürt sorunu ve de bunun yansıması olarak PKK…

12 Eylül ve sol. Neden 12 Eylül sonrası sol gerektiği gibi direnç gösteremedi. Cezaevleri ve sonrası süreçte, ülke büyük hapishaneye dönderildiğinde, neden kazanılmış alanlar elde tutulamadı? Sol 12 Eylül ve sonraki sürece nasıl bakıyor? Bu konuda sol partiler birer bildirge sunacağı dizi toplantılar yapılması gereklidir. Sol partiler tartışma podyumu olmadan sadece kendi dünya görüşlerine uygun olarak 12 Eylül ve sonraki süreci kendi pencerelerinden anlatacağı bir zemin yaratılması gereklidir. Serbest olarak verilecek sözler ve oturumlar sonunda bir ortak masa etrafında biz ne yapabiliriz sorusuna yanıt aranacak bir oturum ile sonuçlanabilir.

Yukarıda saydığım ve ilk aklıma gelen konular için, kitle örgütleri ile birlikte 30. yıl nedeniyle bir çok şehirde ama ortak bir eylem yapılabilinir.

30. yıl nedeniyle karikatür, fotoğraf ve resim sergisi için geniş kitlelere duyuru yapılıp, daha çok sanatçının katılacağı sergiler düzenlenmelidir.

Öykü ve şiir yazarları bir çok şehirde 12 Eylül ile ilgili eserlerini okuma etkinlilikleri yapılmalı ve bu etkinlikler sonuçta kitap olarak yayınlanmalıdır. 12 Eylül’den bugüne kadar yazılmış çalışmalar için bir antoloji yapılmalıdır. Bu konuda aklıma Ahmet Yıldız gelmektedir, çünkü antoloji yayıncığı konusunda son yıllarda önemli çalışmalar yapmıştır. Elbette başka şairler ve öykü yazarları da bu çalışma içine dahil edilip, 30 yıl çalışmalarına yetiştirilmelidir.

30. yılında 12 Eylül ve onun etkisi içinde roman ve edebiyat konusunda araştırma ve toplantılar yapılması özendirilmelidir.

30. yılında 12 Eylül ve sinema konusu tartışmaya açılmalı ve yapılan çalışmalar film gösterimleri ile sunulmalıdır.

Kısa metrajlı film ve belgesel çalışması 30. yılın en önemli ayaklarından olmalıdır. Çalışma yapan sanatçılar ile birlikte izleyici ile buluşacağı ortam yaratılmalı ve arşiv çalışması için neden belgesel çok önemli olduğu konusu tartışmaya açılmalıdır. Arşiv mi belgeseli yaratır, belgesel mi arşivi yaratır?

30. yıl çalışımlarına şimdiden başlar isek, seneye daha düzenli ve daha büyük bir protesto etkinliği yapmış oluruz.

30. yılında 12 Eylül müzesi için taleplerde bulunalım. Mamak, Metris ve Diyarbakır… bu cezaevleri müze olmalıdır dışında, nerede idam olmuş ise, nerede ölüm yaşanmış ise, nerede işkence yapılmış ise o mekanların hepsi içinde müze talebinde bulunalım. 12 Eylül müzesi bugünkü kuşağın geçmişi daha iyi anlamasını sağlayacak en önemli araçtır. O yüzden bir an önce bunun ile ilgili bir çalışma birimi kurulmalı ve gerekli duyurulara hemen başlanmalıdır.

not: yularıdaki yazı Devrimci 78’liler Federasyonu için kaleme alınmıştır. bizimde yapabileceğimiz şeyler var derseniz, görüşlerinizi paylaşın, ortak bir şekilde bu görüşleri daha da genişletelim ve bize yakışan bir protesto eylemi gerçekleştirelim… bu çalışamlar tek bir şehir için değil, bütün protesto olacak şehirler ile ortak bir platform içinde yapılmasının dah auygun oluncağı düşünülerek yapılmıştır. 12 Eylül Diyarbakır’da da protesto edilmelidir, tıpkı İstanbul, Mersin, Ankara, İzmir ve diğer şehirlerde olduğu gibi… 12 Eylül izini silmek istiyorsak öncelikle yüzleşmek için zemin yaratmalıyız…

http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.