36 sene sonra Konsolosluk’ta yeni bir şey yok

36 sene sonra Konsolosluk’ta yeni bir şey yok

0
PAYLAŞ

Bu süre zarfında, sadece Türkiye`li değil Londra`da yaşayan ve 120 değişik dil konuşan göçmenler için, elinden geleni yapmaya çalışan,karınca kararınca Londra belediye başkanının danışma panelinde haklarımız için mücadele eden bir Londralıyım.

Mayıs başında, eski tip pasaportumun süresinin dolduğunu farkettim ve yeni tip pasaport almanın şartları için internetin başına geçtim. Telefonla danışma yapmak icin aradigimda, konsoloslugun websitesinden herseyi ogrenebilecegimi ve yeni sisteme gore oradan randevu ayarliyabilecegimi soylediler. Ancak konsoloslugun web sayfasindaki bazı sayfaların guncellendiği ibaresi nedeniyle, randevu almakda bir hayli zorlandım. En sonunda, 28 Mayıs, saat 11 için randevu aldım. Bank Holiday (İngiltere’de resmi tatil) sonrası, memur arkadaşlar da dinlenmiştir diye düşünerek, saat 10.50`de konsolosluğun önüne vardım. Ama, yolda giderken gördüğüm bir şeyden bahsetmeden geçemiyeceğim. Yolda bir kadın yağmurda şemsiyesini açmış köpeğiyle yürüyordu ve şemsiyeyi köpeğin üstüne doğru tutmuş, onu yağmurdan koruyordu. Baktığımı görünce gülümsedi, köpeğin de bana dönüp kurumlu kurumlu bir bakış attığını hissettim. Belki de bana öyle gelmistir.

Neyse, oraya vardığımda, Konsolosluğun önünde 10 kadar vatandaşımız yağmurda üşümüşler ki ; hafiften titreyerek bekleşiyorlardı ve iki kişi de kapıda benim önümdeydiler. Kapıdaki görevli kadına dertlerini anlatmaya çalışıyorlardı. Görevli kollarını kavuşturmuş, belli ki o da üşüyordu. Sıradaki ikinci vatandaşın konuşmasına kulak misafiri oldum. 60 yaşlarındaki vatandaş,Londra`da çalıştığına dair bir belgeyi onaylatmak istiyordu sanırım. Heyhat! Bugün beklediği o işi olmayacaktı çünkü, o işe bakan memur tatile çıkmıştı. Başka biri onun işine vekalet edemez miydi acaba? “Hayır” efendim, 10 Haziran’dan sonra gelin” cevabıyla adamın yüzünün aldığı hali görseniz, sarsıldığını anlardınız. Bir şey diyemedi ve ben lafa girip saat 11`de randevum olduğunu belirttim.

Cevap: -“Giremezsiniz, içerisi dolu efendim” oldu. Yağan yağmura doğru yüzümü çevirip “Lahavle” çektim ve sordum. “Niye saat 11`e randevu verdiklerini” ve “ne zaman beni içeri alacaklarını” sordum. Cevap “Ben bilemem” olunca. Aklıma az önce gördüğüm kadın ve köpek geldi ve sinirlerim hafif gerildi. Sesimi yükseltip, bu durumun sebebini ve sebeb olan sorumluyla görüşmek istediğimi bildirdim. Doğru, kapıda üşüyen görevlinin ne hatası vardı değil mi?

Kadın görevli: – “Yerimiz küçük” dedi. Ben bir yerden duymuştum, en pahalı alınan pasaport Türk pasaportuydu. Ayrıca diğer işlemler de pek ucuza yapılmıyordu hani. “Lütfen sorumlu biriyle görüşmek istiyorum” dedim. Nicin 36 yıldır geniş bir yere geçilmediğini, soracaktım kendimce. Görevli “Peki” dedi, ismimi öğrenip hızla içeri girdi ve 20 saniye sonra ismim çağrıldı. İçerde resepsiyondaki görevli yüzünü monitordan ayırmadan, “Alirıza Altay mı?” dedi. Ben “Aksoy” deyince, “Tamam pasaport sırasına geç” dedi. Geçtim, daha doğrusu geçmek istedim. Çünkü sırada bir düzine içeri girebilmiş şanslı vatandaş, sıra bekliyordu. Camekanların ötesindeki görevliler, ofluya pufluya (gerçekten mubalağasız) canla başla görev yapmaya çalışıyorlardı.

İçerisi kalabalıktan geçilmiyordu. İnanın, yolculuk ederken kullandığım metro vagonu daha havadardı. Bu duruma katlanan vatandaşlarımiz gibi ben de £172 ödeyip, – ki ben de bir bordro mahkumuyum sınırlı gelirim var- herşeyiyle 200 sterline mal olacak bu pasaport çilesini çekecekmiydim? Hayır, o anda pasaportumu yenilemekden vazgeçdim ve dışarı çıktım. Yağmur da yürürken şöyle düşündum. “Görünen o ki, hizmette 36 yıldır pek bi değişiklik yoktu ıstırap devam ediyordu ve peki insanımızın değeri neydi?.”

Binaya dönüp baktım, 36 yıldır bu aynı binada görevliler değişmişti ama hizmette yeni bir şey yoktu.

Bugün Londra`daki Türkiye`li sayısı yarım milyona ulaştı, bu insanlarımızın 36 yılda konsolosluk işlemlerine ödediği miktar, inanın konsoloslugun geliri 20 misli artmıştır. Cünkü o zamanlar nüfusumuz 20 bin kadardı. Alınan harçlardan bir kısmı ayırılıp, halkın da desteğiyle geniş bir bina alınamazmıydı?

Bu yağmurda vatandaşına sokakda beklemeyi reva gören sorumlulara insaf dileyerek ve buna rıza göstermek zorunda kalan vatandaşa veya turiste de sabır dileyerek, konsoloslukta senelerce öfkesi burnunda ağır çalışma koşullarında görev yapanlara hayret edip bu günlere geldik. Hala yeni bir şeyler istemenin, söylemenin zamanı gelmedi mi sizce? Ben “Yeter artık!” demek için bu yazıyı yazarken, bir arkadaş “gazeteye gönderirsen hakkında soruşturma açarlar” diyordu. Açılırsa açılsın, bir şeyler değişecekse ve bunun için birileri bedel ödeyecekse, bunlardan biri de ben olmaya razıyım.
Siz ne dersiniz? Yoksa hala yağmurdan korunan köpeğe şaşırarak bakmaya ve yağmurda ıslanmaya devam mı edeceğiz? Dilerim 36 sene sonra bir başka vatandaş böyle bir yazı yazmak zorunda kalmaz.

Devletin sadece almak için değil hizmet için var olduğu günler dileğiyle.

BİR CEVAP BIRAK