40 yıla ulaşan, sendikacı bir dostu uğurlarken

40 yıla ulaşan, sendikacı bir dostu uğurlarken

0
PAYLAŞ
İSMAİL BAYER – 1970’li yılların ikinci yarısında tanımıştım onu. İşveren Sendikası’nda çalışıyordu. Hukukçu. Avukat. Sakin, yavaş konuşması güven uyandırıyordu… Ankara’da Mithatpaşa Caddesi üzerinde, kamu işveren sendikası TÜHİS… Bir denetim, ya da bir dergi almak için gitmiştim…
Orada başlıyan ve İstanbul Nişantaşı’nda son görüşme. Sancar Bayazıt. Güzel insanlar bir bir ayrılıyor aramızdan. Acı haberi yurt dışında aldım. Son yolculuğuna eşlik edemedim. Bu yazı ile uğurlamak istiyorum şimdi. Bir ara, Adana’da son istirahat yerinde  ziyaret etmek üzere.
TÜHİS’den ayrıldıkdan sonra, Çimento İşveren Sendikası’nda sürdürdü, çalışma yaşamını. Ankara’dan İstanbul’a uzanan, uzun bir sendikal yaşam süreci.
Ankara’da, İzmir Caddesi’nde, bir iş merkezinin ikinci katı. Bir sekreter, bir muhasebeci ve bir odacı. İşverenler Sendikası içinde, Türkiye İşçiveren Sendikaları Konfederasyonu’na bağlı küçük bir sendika. Çimento sektöründe sınırlı işyerlerinde, toplu iş sözleşmeleri yapan bir sendika.
Dostluğumuz yavaş yavaş ilerledi. Sendikası dışında da buluşuyorduk. İkinci buluşma yeri, Maltepe’de Cansızoğlu’na ait işyeriydi. Çay, kahve, bazen öğle yemeği. Sonra bir dost daha katıldı aramıza. İsim olarak bildiğim, Balıkesir Cumhuriyet Savcısı olduğu sırada tanıdığım, Yargıtay Üyesi seçilmesi sonrasında da Ankara’ya taşınan Nevzad Odyakmaz. O da Maltepe’de oturuyordu.
Benim Erzurum sürgün günleri başladığında, hafta sonu gelişlerim ve sohbet sırasın da başladı, orta bir çalışma yapma fikri. “Kıdem Tazminatı” ortak kitabmız, Maltepe buluşmalarının bir ürünüdür. Sene 1985.
Yavaş yavaş sendikanın örgütlenmesini genişletti. Sendika sonra, Maltepe’de Ayol İşhanı’na taşındı. Bir iki daire sonra üç daire oldu. Ekip de genişlemeğe başladı. Sosyal bilimciler, hukukçular. Sendika büyürken, kadro da büyüyor ve genişilyordu.
Yaşamı, sendikal yaşam ile özdeş ilerliyordu. Maltepe’de ki yer, bir çok ortak dostların buluşma merkezi haline dönüşmüştü diyebiliriz.
Sendika da büyüyor ve sosyal yaşamda yerini daha etkin almağa başlıyordu. Yayınlar, sendikal değerendirme toplantıları, sempozyumlar ve düzenli aylık bir dergi çıkarıılması. Bazı toplantılarına katıldığım gibi, dergi içinde yazılarım da yer alıyordu. Sunumlar ve  yazılar da en ufak bir müdahalesi bile olmuyordu.
Yurt içinde ve yurt dşında da, bazı toplantılarda yine beraber olduk.
Gaziosmanpaşa’da bir yer aldı sendika daha sonra. Güzel bir sendika binası inşaatı gerçekleşti. Kütüphanesi, arşivi, konferans salonu, çalışma alanları. Hep sürdü dost ilişkimiz.
Sendika sonra, İstanbul’da Boğaz’da da bir yer aldı. Oranın düzenlenmesine de büyük bir emek verdi. Sendika, İstanbul’a taşındı.
Koşuşturma, trafik derken, yeni yerinde bir ziyaret ne yazık ki gerçekleşmemişti. Eskisi kadar olmasa da, İstanbul’da ve geldiğinde Ankara’da yine görüşmelerimz sürüyordu. İş Müfettişliği dönemim, Çalışma Genel Müdürlüğü dönemim, emeklilik dönemim. Bir çizgide gelişti dostluk, hiç kopmadan.
Bir aile dostluğu içinde de çoçuklar büyüdü. İki oğlunun düğününde de vardım, benim kızımın düğününde de o vardı.
Ankara-Bodrum-İstanbul arasında, tam emekliliğinin tadını yeni çıkarmaya başlamıştı. Yine çalışmaya sınırlı da olsa devam ediyordu. Avukatlık. Danışmanlık gibi.
Temmuz ayı başlarıydı. Bodrum’dan aradı. Ankara’ya geliyordu bir-iki günlüğüne, görüşecektik. Geldi görüşemedik. Biraz rahatsızım geri dönüyoum, bir daha ki sefere dedi. Ağusos ayı için gün bile belirlemiştik. Sonra Bodrum da hastanede olduğu haberi geldi. Yurt dışındaydım. İstanbul’a geldiğini, hastanede olduğunu söyledi telefonda, sesi biraz titrek geliyordu. Yurt dışından döner dönmez Nişantaşı’nda Hastanede ziyaret ettim. Biraz zayıflamış ve yorgundu. Teşhisi tam koyamadıklarını belirtti. Küçük oğlu Amerika’dan gelmişti yanındaydı.
Konuştuk, bunu atlatırsın deyip, güncel gelişmeleri, çalışma yaşamında ki sorunları, sendikalar üzerine sohbet de ettik.
Sonra telefonla alıyordum haberleri. İçime bir sızı düşmeğe başlamıştı. Kaybedeceğiz galiba diye.
Eylül, yaprak dükümü, hazan mevsimi biraz da, boşuna dememişler.
KİPLAS ve eski TİSK Başkanı Refik Baydur’u son yolculuğuna göndermek için Teşvikiye Camisi avlusundayız. Işıklar içinde olsun. Son yolculuğuna gönderdikden sonra, yine Hastane’ye gittim, Sancar Bayazıt dostumu görmek için. Haberler pek iyi gelmiyodu. Büyük oğlunun akademisyen gelini yanındaydı. Özenle. Hep yanında olmuştu zaten. Ziyaretçi kabul etmiyorlardı. Bir sorayım, belki sizi görmek ister dedi. Gelsin deyince, girdim odasın, yatakdaydı. Pırıl pırıl bir beyin, konuşması gayet düzgün. Gözler de konuşmasına eşlik ediyordu adeta.
Konuştuk biraz ama. İçim cız etti. Bazı geçmiş olsun dilekleri vardı. İletemedim. Refik Baydur’un cenazesinden geliyorum diyemedim. Görüşeceğiz dedim. Gülümsedi. Ben görüşeceğimiz konusunda, endişeliydim doğrusu. Acı hafif bir gülümseme ile başını salladı. Görüşemiyeceğimizi biliyordu sanırım.
Gözlerle selamlaşarak ayrıldık. Son bakışlar.
Dağ gibi güzel bir insan. İki ay içinde, yolun sonuna gelmişti.
Fazla bir zaman geçmedi. Eylül ayını bitirememişti. 1 Ekim Cumaresi sabahı, Viyana da aldım üzücü haberi.
Son yolculuğuna uğurlamaya gelemedim onu. Hastane de son bakış, vedalaşma görüntüsü, şimdi de gözümün önünde.
40 yıla ulaşan bir dostluk da, son nokta konulmuştu.
Nevzad Odyamaz üstadım önce, sonra Sancar Bayazıt. Maltepe’de ki günler. Kitap hazırlıkları. Uzun çay ve yemek sohbetleri gözümün önünde.
Ankara, Mithatpaşa Caddes’nde başlıyan ve İstanbul Nişantaşı’n da noktalanan bir dostluk. Şimdi anılar yaşıyor artık.
Ankara Kocatepe Camisinden, Adana’ya uzanan son yolculuğu.
Eşi, oğullar, gelinleri ve torunlarının acısını paylaşmaya çalışarak, sabırlar dileyerek.
Adana da ziyaret etmek üzere. Güzel günleri anarak, Işıklar içinde olması dileğiyle.
_______________
Ankara. 4 Ekim 2016. Salı.  ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK