50 yıl sonra Moskova, Kızıl Meydan ve…

50 yıl sonra Moskova, Kızıl Meydan ve…

0
PAYLAŞ
İsmail Bayer
İsmail Bayer
İSMAİL BAYER – 50 yıl sonra, nihayet Moskova’ya gelebildim. Sıcak bir yaz günü. İlk günün akşamı, Kızıl Meydan. Kremlin ışıklandırılmış. Asırlar boyu ne gizleri saklıyor. Çar ve Çariçeler. Bolşevikler – Lenin ve sonrası, bugün. Neleri yaşadı.
İnsanlar cıvıl cıvıl. Dünyanın her bir tarafından gelmiş, ellerinde fotoğraf makinaları ve telefonlarla, çevreyi belgeliyenler. Onları umursamadan eğlenen Rus gençleri. Sanki bu meydan da, daha önce yaşanılanlar hiç yaşanmamış gibi.
Aziz Vasili Katedrali ışıklandırılmış. Bütün görkemi ile meydana hakim. Ben neler neler gördüm der gibi, gururla insanları seyrediyor. Geçmişe ve geleceğe meydan okuyan sadece o sanki. Yalnız, mağrur ve güvenli.
Kremlin’in duvarları önünde, anıt mezar ve Lenin’in mozelesi. Bir gün sonra sabah gördüğüm de, neredeyse bir kilometre kuyruk, içeri girmek, Lenin’i görmek isteyen dünya vatandaşları.
Karşı da görkemli başka eski tarihi bir bina. İçeri girince şaşırmamak elde değil. Burası neresi, Kızıl Meydan mı? Birden değişik bir dünyadasınız. Aslında değişik de değil, her ülkede gördüğünüz manzara, burada karşılaşınca şaşırıyorsunuz sadece. Dünyanın markaları, adeta resmi geçit yapıyor. Ayakkabı, çanta, elbiseler, kozmetikler. Sadece size Rusya’yı hatırlatan ise hediyelik eşyalar.
Kızıl Meydan’a Aziz Vasili Katedrali tepeden nasıl bakıyorsa, restore edilen bu eski bina da, burası yaşam ben de diye mutlu. Çılgınca bir alışveriş. Lenin’in mozelesi’nin karşısında, Kızıl Meydan da alış veriş merkezi.
Yıllar önce seyrettiğim bir film aklıma geliyor. “Elveda Lenin”
Kızıl Meydanı görünce düşüncem ise, herhalde mozelesinde, “Lenin Ağlıyor” diye düşünmekten de, kendimi alamıyorum.
Ve dünya da, hangi, dil, ırk ve renk, yönetim şekli olursa olsun, tarih boyunca, bu ülkeler için sınır tanımayan iki şey var. Din ve sonra da Kapitalizm.
Bolşoy Tiyarosu’nun karşısında yalnız bir adam, güzel bir yontu. Gözleri çakmak çakmak diyorum, etrafı seyrediyor. Sakallarını kaşıyacak belki. Parkın hemen içinde, yolun kıyısında, ne düşünüyor acaba Karl Marks. Avrupa kültürü içinde yetişmiş, İngiltere de kapitalizmin ulaştğı süreç de, işçi sınıfı için tasarladığı devrim, Rusya’da köyüler tarafından, bir anlam da feodaliteye karşı gerçekleştiriliyor. Lenin, kendisinden öğrendiklerini yaşama geçirmeğe çalışmış. Kuzeyden, batıya, doğuya ve güneye doğru yayılarak, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni geçekleştirmiş. Ancak, bir yüzyıl dahi tamamlanmadan dağılmış. Biraz üzgün olmalı.
Kızıl Meydan’da yatan Salin’e, acaba o da kızıyor mu. Ya da Troçki sen kalsaydın, bir başka olurdu diye aklından bir şeyler geçiyor mu, belirsiz.
Gençler, geçerken söyle bakıyorlar sadee Karl Marks’a. Asıl dikkatli bir şekil de bakan, inceleyen, izleyen, fotoğraf çeken ise sadece dünyanın değişik ülkelerinden gelen turistler.
Metro’ya indiğiniz de ise farkl bir dünyadasınz. Her durak da farklı bir sanat. Müze mi demeli, galeri mi demeli, sergi salonu mu demeli. Estetiğin ve güzelliğin yansıması. İnsanlar her gün, bu sanat eserleri arasından gelip gidiyorlar. Güzellikleri bundan mı, düşünmeden edemiyor insan.
Kızıl Meydan çevresi, adeta yerin altı üstü alış veriş alanı haline gelmiş. El sanatlarının değişik örnekleri. Ve çoğunlukla iki resmin ye aldığı hatıra eşyaları. Putin’in siyah gözlüklü resmi ve yine Putin’in belden üst yapısı çıplak, sporcu vücudu. Güçlü Rusya’yı temsil mi ediyor acaba!
Br başka gece, zaman yeni bir güne geçmiş saatlerde, ışıklar altında Moskova. Tepedeyiz, Moskova ışıl ışıl.  Ben söyliyeyim 500, siz söyleyin 1.500 ve belki daha da fazla, değişik markalarda son model ve lüks motorsikletler. Sürcülerin kıyafetleri de özel ve marka, pahalı değişik giysiler. Sanki özel bir bayram kutlanıyor. Biraz ötede, bir rock grubu adeta sokak konseri veriyor. Ortada dans eden genç kızlar. Genç kızların kıyafetine bakıyorsunuz, öylesine değişik, güzel, frapan. Sanki bir baloya gider gibileri de var, podyum da yürüyen mankenler gibi olanları da, güzelliklerini sergilemekten de çekinmeden, cesurca giyinip, dolaşıyorlar, dansediyorlar. Gözünüzü tırmalayan, görüntü kirliliğini yaratan, tek bir şey bile yok. Gülen eğlenen, danseden insanlar.
Ve hemen bitişik sokaklar da, küçük kamyonetler içinde getirlip, kurulmuş olan seyyar nargileleler. Satış için değil, içmek için. Tömbeki kokusu yok yalnız, değişik meyva tadları arasında ne var bilemiyoum.
Gündüz aşağıya indiğimizde, bir başka tasarım harikası müze de, 360 derece dönerek ikinci dünya savaşının sürecini adeta sizlere izletiyorlar. Müzecilik, resim, heykel, müzik, görüntüler. Tarihi yaşatmaya çalışıyorlar. Nereden, neler feda derek geliyoruzu belgeliyorlar. Borodino Panoraması, Moskova da en az iki-üç saat ayrılarak, gezilmeli, yaşanmalı.
Moskova’da tarih, sanki Çarlık Rusyası, din ve İkinci Dünya Savaşı sonrası. 1917 Ekim Devrimi’ni, yaşamamışlar gibi bir izlenim bırakıyor insanda.
Batı’nın bir dönem simge haline getirdiği, Arbat Sokağını geziyoruz. Orası da, bir alış veriş merkezi haline dönüşmüş. Daha çok sanat ve hedyelik eşya ağırlıklı bir pazar. Resimlerin adeta sokak da sergilendiği bir alan. Geçen yüzyılın sonunda, batının bizlere sunduğu, düşüncelerimizde geliştirdiğimiz izlenimleri bulmak bile zor Arbat Sokağı’n da.
O da ne, Arbat Sokağı turunu böyle tamamlamak da varmış. Kısmet. Her şeyi ile tekmil, işkembe çorbası. Sirkesi, limonu, pul biberi, sarımsağı ve çıkış da ağzınıza atmak için karanfili bile var.
Moskova şehri adeta br şantiye sokaklar. Uzun dönem Beledye Başkanlığı yapan kişiyi nihayet yeni değiştirmişler. Giden ile ilgili, bizim büyük şehirlerimizde anlatılanlar, yakınmalar aynı. Yeni Belediye Başkanı, caddeleri genişletip, trafiği açacağım diye işe başlamış. O yüzden caddeler sokaklar hep kazılmış, güya caddeleri genişletiyorlar. Yoksa iş günü, araçların bir yerde bir yere ulaşması, saalerce dur kalkla devam ediyor.
Ama bu şehiri güzelleştiren, bir sanat galerisinden geçer gibi yolculuk yapılan metrolar, hangi dönem de ve nasıl olmuş acaba! Düşünüyorlar mı bilemiyorum.
Moskova sokaklarında Çinliler’e karşı bir tepki var. Türk olduğumuzu söylediğimizde, yüzünü buruşturan bile bir tek insana rastlamadık. Sıcalıkla ve gülümsemeyle karşılıyorlar. Siyasal alanda ki gerginlik, ülkelerin insanları arasına yansımamış da diyebiliriz, bu bizi sevindiriyor.
Stalin’in yaptırdığı, değişik yerlede ki yüksek, kızkardeşler binaları bu gün çok farklı bir kullanım içinde. Yüksek gökdelenlerin inşaatları da devam ediyor. Türk firmalarının adını da görüyouz.
Yapılar da işçiler çalışıyor. Yollarda da, işçiler çalışıyor. İşçiler hep çalışıyor. Moskova’da da çalışıyor. Nazım’ın dediği gibi, yapıcılar burada türkü söylemiyor yalnız. Ama yapılar yükseliyor, yollar yeniden yapılıyor. İşçiler çalışıyor.
Ve bu yol bizi, Nazım Hikmet’in mezarına doğru da götürecek.
__________________
MOSKOVA.  2 Ağustos 2016. Salı.  ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK