“7” (şekspir müzikali)

“7” (şekspir müzikali)

0
PAYLAŞ

Haluk Bilginer ismini duymayan kaldı mı? Kalmayan mutlaka vardır, çünkü izleyip görmeyenler boldur bu ülke topraklarında. Haluk Bilginer müthiş üretken biridir. Tiyatro adına ne varsa, denemekten çekinmeyen bir Don Kişot (Don Quixote) ruhu vardır, onu da sahneye koyduğu oyunlar ile göstermekten çekinmez.

Tiyatroda kolaj olur mu? Olmaz diyorsanız, yanılıyorsunuz, çünkü Şekspir Müzikali bu önyargınızı alt üst edecek ve olabileceğini izlerken göreceksiniz. Kolajlayan ve sahneye koyan Kemal Aydoğan ve ona çevirileri ile destek veren ve sahnede seyirci ile yüz yüze gelen Haluk Bilginer ortak üretimine, bir çok emekçide destek vermiş.

Sahne düzenlenmesi içinde, çalgıcılar ince bir tülün arkasında sahne ile uyum içindedir. Zaman zaman oyuna dahil olurlar, çoğu zamanda ritimleri ile oyunun içindedirler. Tolga Çebi’nin besteleri ile kucaklaşır seyirci ile. Tülün üzerine her döneme ait semboller yansır, o semboller oyunun dönemi hakkında bilgi verir.

Yaşamın 7 evresinin en büyük yardımcıları soytarı kızlardır. Haluk Bilginer değimi ile soykarı’lar. Soykarılar oyunun seyrini belirlerler. Her sahnede, oyunun bir sahne eseri olduğunu hissettirir. Danslar ve müzik, kostüm bütünlüğü içinde sanki yıllardır görüyormuş gibi hissediyorsunuz. Oyunun akışını, sahne üzerinde kostüm değiştirmeyi, akıcılığını ve devreleri bir birine bağlarlar. Bir maskenin arkasındadırlar. Pandomim sanatının sesli hali gibidirler. Kolajın en önemli ayrıntısı onlardadır.

Bebeklik döneminden, ölüm sahnesine kadar izlenen bir yoldur. Geriye dönüşler olmaz, yaşamın doğal çizgisi gibidir.

Her dönem içinde mesajlar saklıdır, o mesajları çaktırmadan sunulur ama son sahne içinde doğrudan anlatılır. Abartının bol olduğu ama abartının sırıtmadığı ve doğal karşılandığı oyunu zevk içinde izlenir. Gülünür, düşünülür, sonunda ayakta alkışlanır. Emeği geçenlerin tümüne ayrım yapılmadan sunulur alkış. Öne çıkan popüler kimliği ile Haluk Bilginer’dir ama onun ustalığı karşısında her daim ayakta alkış yapılır.

İzlerken, seyircileri izledim bir yanda da. İzleyicin tepkisi, kıyafeti, salona uyumu ile birlikte. Tiyatro için özen ile giyinen, günlük kıyafetleri ile gelenler, meslekten olanlar, olmayanlar. Salon dışarıdaki dünyanın seçilmiş ayrıcalıklı kesimini temsil ediyorlar. Parası olan ve daveti olanlar orada izleyici koltukları üzerindeler. Oyunu bir eğlence aracı olarak görenler, mesaj bekleyenler, oyunu eleştirici göz ile hataları aramak için uğraşanlar, oyunun içinde oyuncu gibi hissedip, birlikte şarkı söylemeye kalkanlar. Her şeyden rahatsız olanlar, kendisini göstermek isteyenler. Oyun salonları içindeki izleyiciler homojen olamaz ama bir an gelir ki, homojenleşirler. Homojenleşme, alkışın salona yayılması anında olur. O an seyirci hangi kimliği taşıdığını unutur, oyun ve salon ile birleşir.

Oyun, dış dünyadan koparır insanı. Oyun bittikten ve alkışlandıktan sonra koşturan insanları görürsünüz. Neden koştuklarını anlamazsınız ilk anda ama dışarıya çıktığında görürsünüz ki, arabaların park yerinden çıkışın yaratmış olduğu kaosu yaşarsınız. Neden koştukları ortadadır, acele ederler, bir an önce oradan ayrılmak için. Ne kadar çok acele ederlerse, o kadar zaman kaybettiklerinin farkında değildirler. Oyunun mesajı bir anda unutulmuştur.

İçeride ayakta alkışladıkları oyuncular yoktur, onlar ile konuşmak isteyen, kutlamak isteyenler yoktur.

Salonun durduğu yerin çelişkisi karanlığı delen ışıklar ele verir. İstanbul, çelişkileri iç içe yaşatır. İç içe ve bir duvar ayırır. Duvarın dışı ayrıdır, içi ayrı. İçinde dışarısı ile ilgili mesajlar verilir, mesajlar alkışlanır. Fakat değişen bir şey olmaz, çünkü yaşam koşturmadır ve koşturma anında, biraz önce katıldığı düşünce yoktur.

Oyunu izlerken muhbir gazetecilerin olmadığını gördüm, çünkü muhbir muhabirler, oyunda cinsellik görür ve mahalle baskısı yerine, devlet ve belediye baskısı için bir haber yaparlardı. Oyunlar içinde cinsellik var diyerek yaptıkları haberler sonucunda, tiyatroların kapısına mühür vurulması için bahaneler çabuk bulunur. Bir bakmışsınız yangın tüpü yok olur, bir bakmışsınız yangın merdiveni! Kapatmak istedikten sonra bahane mi yok, bir oyunu ve oyuncuyu jurnallemek için neden mi bulunmaz. Bir kelimeyi cımbız ile al, al sana vatan haini, İslam düşmanı damgasını! Sonra demokrasi havarileri ile birlikte, bu yapılan provokasyonlar demokrasiyi yok etmek isteyenlerin oyunu dersiniz. Sanki ülkede demokrasi varmış ve onu korumak gibi durum varmış gibi. Olmayan demokrasinin iktidar kavgasında taraf olmanız beklenir! Muhbir gazeteci iş bulur, muhbirliklerine yeni patronun çıkarı yönünde yapmaya devam eder.

Oyun, eğlencelik bir müzikaldir ve o eğlence içinde isteyen istediği mesajı alabilir. Her açıdan sade ve güzel bir oyun seyretmek için Oyun Atölyesi’ni ziyaret edin derim… Henüz bir muhbir oyunu ve oyunun içeriğini jurnallemeden önce…


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

BİR CEVAP BIRAK