78’LİLERDEN… 29 Yıl Sonra 16 Mart Katliamı

PAYLAŞ

1978’in 16 Mart’ı… İstanbul Üniversitesi merkez binasından çıkan  öğrenciler her gün kendileriyle sivil faşistler arasında barikat oluşturan polisleri bulamadılar. Okul çıkışında her defasında kırktan aşağı polis bulunmadığı halde, bu kez ancak dokuz polis vardı. Okulun önü boştu ve Beyazıt Meydanı’na biriken faşistler slogan atıyorlardı.  Yan taraftaki Eczacılık Fakültesi’nin önüne yönelmişlerdi ki, içlerinden biri “bomba” diye bağırdı. Arkasından bomba ve yoğun  silah sesleri duyuldu. Hatice Özen, Baki Ekiz, A.Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl olay yerinde, Cemil Sönmez kaldırıldığı hastanede öldü. Elli kişi de yaralandı.

 “Bomba atılacağı biliniyordu”. Bu cümle  28 yıldır karanlıkta tutulan 16 Mart katliamını özetliyor. O günden bugüne herhangi bir hukuksal-toplumsal aydınlatma  yaşanmadı. Katliamın failleri yargılanamadı.Elbette böyle olacaktı.Bomba atanları yakalamaya çalışan polisleri durduran polis komiseri Reşat Altaylı idi.Hani 1992  16 Nisanında Çiftehavuzlarda Sabahat Karataşlar ı katleden timin başında bulunan emniyet amiri.Hani Hrant Dink’in öldürüleceğine dair tüm istihbari bilgilere rağmen üç maymunlari oynayan Trabzon emniyet müdürü.

Unutma ve unutturma tercih edildi.

Hiçbir şey unutulmuyor ama…. İnsan unutmuyor!

10 yıl sonra, bir 16 Mart günü katliamda yaralananlar, katliamı hafızalarında canlı tutabilenler, ölenlerin dönem arkadaşları bir araya geldiler ve davanın peşine düştüler.
Yeni tanıklar bulundu. Dosyalar kaldırıldığı tozlu raflardan indirildi. Bu  çaba sonunda amacına ulaştı; 1995’de yeni bir iddianame hazırlandı.
Mahkeme nasıl mı sonuçlandı? Kamuoyunun yok sayan ilgisizliğine rağmen sürüyor. Bu dava  “Zaman aşımı”na uğramayacak. Çünkü soykırım, katliam, işkence ile ilgili davalar insanlık suçudur…

***

16 Mart katliamı kendi başına bir hadise değildi. O yıllarda halk ‘tribünden sokağa inmeye’  kendi kaderi üzerinde söz ve karar sahibi olmaya başlamıştı.Türkiye gibi her şeyin devletle başlayıp devletle bittiği bir ülkede, bu çok tehlikeliydi. Bu yönlü gelişmenin önünü kesmek için akla gelebilecek en insanlık dışı şey uygulanırdı.
Hele emperyalist güçler “istikrarlı Türkiye” adı altında Amerikancı koyu bir faşizmin egemen olduğu bir Türkiye istiyor ve Türkiye’ye “istikrarsızlaştırma” siyaseti dayatıyorlarsa, içerdeki işbirlikçi egemen güçlerin kendi halkına ve gençliğine yapamayacağı kötülük yoktu.

Meclisin Demirel’e, sokağın faşistlere bırakıldığı Komünizme Karşı “Milliyetçi Cephe” bunun için kurulmuştu.

Hükümet ortağı olan faşistler, açık ve gizli militer  güçlerin desteği ile  İstanbul’dan başlayarak Anadolu’daki liseleri, üniversite ve yüksek okulları işgal ettiler. İlerici öğrenciler okullara alınmadı. “Tarafsız” öğrenciler Ülkü Ocaklarına gitmeye, aidat ödemeye, faşist propagandayı dinlemeye zorlandılar. Uymayanlar dövüldü, okullara alınmadı. İleri gidenler  öldürülmeye başlandı. “Öğrenim özgürlüğü”, özellikle  “can güvenliği” yakıcı hal aldı ve giderek toplumun uyanık kesimlerinin ana sorunu haline geldi.

Toplumsallaşmaya başlayan harekete karşı 1978 başlarında ihtiyar kurt Celal Bayar  “Endonezya tipi katliam” isteyecekti. İçlerinde Çatlı’larında bulunduğu katliamları örgütleyecek ekipler de hazırdı. 16 Mart katliamından başlayarak, Ankara’da Balgat ve Bahçelievler, Sivas, Maraş ve Çorum katliamları birbirini takip edecekti. Sadece bu mu? Abdi İpekçi, Doğan Öz, Kemal Türkler, Bedrettin Cömert,  Ümit Doğanay gibi toplumun sinir ucu şahsiyetler yok edilecekti.

İlerici, devrimci halk güçleriyle tüm köprüler atılmış, fiziki yok etme tercih edilmişti. Sessiz kalmak, geri çekilmekte çözüm değildi. Faşist güçlere karşı evimizi, mahallemizi, okulumuzu, işyerimizi savunmaktan başka bir seçenek bırakılmamıştı bize…

Nispeten istikrarlı ve geleceğinden umutlu olan bir toplumu, Türkiye’yi istikrarsızlaştırma siyasetiyle bozma, darbe koşullarını yaratma ve toplumsal psikolojiyi yeni duruma hazırlama amaçlanıyordu.

İşte 16 Mart ve diğer katliamları, 1974-80 yılları arasında öldürülen beş binin üzerinde gencin hesabını buralarda bir yerde aramak gerekiyor.

***

O dönem açığa çıkarılamadı. O dönemin tetikçileri, asli failleri, ilgili tüm iç ve dış çıkar çevreleri açığa çıkarılamadı. Sağıyla soluyla beş binin üzerinde genç, Türkiye’yi bugünkü karanlık ve tehlikeli noktalara sürükleyen kıyıcı egemen sınıfların sözde yüksek siyasetleri sonucu öldü. 

Türkiye toplumu farkında olsun veya olmasın bunun suçluluğuyla derinden derine kıvranıyor. Toplum bu yönlü bir sorgulama, yüzleşme ve arınmayı başaramazsa, bilelim ki  rahatlayamayacak ve Türkiye’ye sağlıklı ve işleyen bir demokrasi yerleşemeyecek.
          
Kıyıcıların ölümleri üzerinde “yüksek siyaset” yaptığı  gençler bizim arkadaşlarımızdı. 80 öncesinde öldürülen 5000 in üzerinde insanın hesabının verilebildiği özgür ve demokratik bir Türkiye’ye ulaşmak idealiyle,onları, yaşadıkça unutmayacağız.

____________

* 78’liler Türkiye Girişimi Sözcüsü

CEVAP VER