Aşağı Yürozon’da siesta…

Sebep tamamen duygusal… yani ekmek elden su gölden… Suya yakın olmanın sulandırdığı Akdeniz akşamları bir başka oluyor da o yüzden… Siesta ile fiesta’nın pasta’yı parmaklamasıdır bu… İşadamları bilir, İstanbul’dayken üretken olan kafalar Bodrum’a, Göçek’e inince basmaz olur…Bir rehavet bürür ve esir alır atalete teşne iradeyi…

Genlerdeki atalet DNA’sını kronikleştiren lay lay lomlu güney ikliminde, güneşten mi neden bilmem rengi ruhsarı bronzlaşmış olan bizim paralelin benzer özellikleri sırıtır… Kafanın genelde farklı ve dinamik çalışması, ama bazen de hiç çalışmamasıdır bu… Güneyde ağaca bakılır, kuzeyde ormana… Güney genine asalaklık sarmalı da eklendiğinde, Eurozone çatlağının o coğrafyadan zortlama ve aynı paralele yayılma sebebi de oluşur zincirleme… Buna, üretken düşünememeye bağlı damar daralması teşhisi de konabilir, beyin jimnastiği yapılmadığı için beyin kası gevşekliği tanısı da yaftalanabilir… Bu gevşeklik tüm vücudu daraltır sonunda… Meydan ağaçlara kalır, bir güzel orman olur yaşananlar…da, zaman değişmez Akdeniz olmaz…

Kuzey Avrupalılar’da pratik zeka asla güneyliler kadar gelişmiş değildir ama, duygusallık olmadığı için, kolektif zeka ile bu açığı kapatırlar. Güneylilerde ise ekip çalışması kısırdır ama duygu dalgalarına bağlı sezgisel etki, med cezirsel bireysel yeti ve dozaj ötesi fırsatçı zeka vardır, yaslanmayı ve günü kurtarmayı iyi bilirler, ama sistematiğe bağlamayı beceremediklerinden takım oyununda istikrarlı değillerdir.

Başka bir deyişle kuzeylilerdeki robotik disiplin uymaz güneylilere… Onlar gibi androit olmazlar, zapt-ı rapta alınamazlar ama ayağa pas yapamazlar, anca ayağa paspas olurlar… Ama Yunan adalarında, en lüks mekanlarda hala Yunanlılar yer içerler, salaş kitibiyoz mekanlarda ise Almanlar tek bira ile idare ededururlar… Oysa Yunanlıların hayatını finanse edenler Almanlardır… Da, kıyakçılığın sonu ayakçılıkdır… Güneyli şerbetlidir, efsunludur da… ben asıl, bu kriz vakalarına fransız olan kuzeylilere gülerim, kriz vuku bulduğunda…

Ağustos böceği misali, buzuki eşliğinde sirtaki oynamaktan arta kalan zamanlarda siesta yapagelen Güzel Helen’in toprakları, suyun öte yanında sallandığı vakit, bunun bel büküşü, Yüce Zeus’un takdiri ile, sömürgeciliğin atası olan Portekiz’de ilahi adaletin bir nevi tecellisi hüviyetinde çarpar okyanusa. Ordan medlenip Endülüs’de raks ederek İspanyol arenalarına düşer ve çizmenin kenarında patlar Vezüv gibi… Ki bu patlayış henüz Pompei kuvvetinde değildir… Pompei kenti ile Berlusconi Sultası’nın ahlak anlayışları Neron kıvamında örtüştüğünden yandı gülüm Avro’nun aurası…

Kuzey Avrupalılar ile Güney Avrupalılar arasındaki hayat görüşleri, mantık kıstasları, duygusal zihinler, pratik zekalar ve vizyonlar müthiş farklılıklar arzeder. Hiçbir benzer tarafları olmayan iki kesimi aynı çatı altında toplarsan, o çatı zaman içinde sızma yapar, sonra şakır şakır akar, zemini çürütür, ardından da çatıyı çökertir… Çatıya zift de döksen bunlar zifti de içerler…

Çıkar birlikteliklerinin malzemeden çalınarak temellendirilmiş suniliği ve sağlam ortak payda olmadan, üretimden değil de tüketimden pay kapan hazırlopçuların ağızlarının payının verilmesiyle, disiplinsiz Güney Avrupa’nın, disiplin otistiği Kuzey Avrupa ile bir gün ayrışacağı kaçınılmazdır… Alınan tedbirler ve pompalamasyonlar sadece suni bir tenessüftür… Avrupa, kuzeydeki solunum cihazına bağlanmıştır, Birliği ise bitkisel hayata girmiştir. Vücudun güneyi felçtir, sadece beyin çalışır durumdadır… O da daha fazla taşıyamaz hantal bedeni ve alır başını gider birgün…

Geride, bu doğal ayrışma sürecinden ortaya çıkacak olan reaksiyonel ve fonksiyonel iyotları kestirmek lazım. Birisi İngiltere’dir, ki AB içinde olurken, daha çok ABD içinde barınan çok yönlü diplomasisi ile her zaman olası fay kırığının dışında tutabilmiştir kendisini.

Diğer iyot Türkiye’dir, AB’ye girememenin kesilmemiş faturalarıyla müflis mukadderattan yandan yandan sıyırırken, Ortadoğu’daki AB’ye, yani Arap Baharı ihalesine sokulmuştur. Bu iki iyottan biri Kuzey Avrupa’nın tüm karakteristiğini taşır ama tarihi dokusunda çok ulusluluk tecrübesi vardır. Diğeri Akdenizliliğin kısmi karakteristiğini taşır ve tarihinde yine çok ulusluluk tecrübesi vardır…

Zaten Dünya’nın çokuluslu tek sentez devlet halinde yeniden yapılandırılma dizaynı sahneye konmakta ve bunun kulis hazırlıkları prova edilmekte… Adına illuminati mi dersiniz, Niribu mu, siz bilirsiniz, biri dünyevi temalıdır, diğeri Dünya ötesi… ama senaryo budur, yazan anonimdir, aktör çoktur, iyi oynayan rolü kapar… Oynayamayan dayak yiyen figüran olur… Sahne çakılıp, perde kapanana kadar yürrü ya kulum, Yürozon’dan aşağı Bahar kavşağı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen − one =