Çağan Irmak: Hep kendi yazdıklarımı çekeceğim

Avrupa’ya açılan Issız Adam’ın yönetmeni Çağan ırmak, Londra’da editörümüz Faruk Eskioğlu ile sohbet etti.

– 78 kuşağından birisi olarak Çemberimde Gül Oya’da kendimi buldum. O dönemin parkalı yakın bir tanığı olarak çok doğru aktarıldığını söyleyebilirim. Sonra “Yol Arkadaşım”da çıtayı daha da yükselteceğinizi düşünmüştüm.
– Çemberimde Gül Oya benim en sevdiğim dizimdir. Benim için önemli olan hem yazıp hem çektiklerim. Yol Arkadaşım’da sadece senaryo danışmanlığı yapıyorum.

-Issız Adam’da diğer filmlerinizden farklı bir konuyu işliyorsunuz.
– Evet, şu zamana kadar yaptığım bütün herşey Egeli “çocuk Çağan Irmak”ın hikayeleriydi. Şimdi ilk defa büyümüş kentli bir adam var. 20 yıldır büyük kentte yaşıyorum. Issız Adam, bu da son 20 yılımın filmi…

– Bazı sanatçı ve yazarlar bazen yaşamlarını sürdürebilmeleri için bazen istemeseler de popüler işler yaparlar. Böyle kaygılarınız da var mı sizin?
– Hayır yok. Issız Adam benim filmografimde yeterince iyi bir film sadece ama en iyi filmim değil. Seyirci en çok bunu sevmişse buna da kabulüm.

– Issız Adam’ın ilk yarısında olağan bir serüveni izlerken ikinci yarıda birden hızlandı. Bu çatıyı özellikle mi kurdunuz?
– 80 sonrası gençliğin filmi. Tüketildiler, tükettiler… Şimdi bir kritik var. 1980’e kadar anlattı Çağan Irmak deniliyordu. Şimdi de 80 sonrasını anlatıyorum. 80’de çok ağır bir darbe yaşadı Türkiye. 80’den sonra gençler de nereye ait olduklarını ve nerede olduklarını bilmiyorlardı. Bu onların suçu değildi ama…

– Türkiye’de film çekmenin zorluğu nedir?
– Matematik olarak hiç bir zorluğu yok. Manen nereye ait olduğumuzu bulmamızla ilgili zorluğumuz var. O zorluk orada. Kendi yolumuzu bulmamızla ilgili. Bir dönem geçireceğiz ve bu yolu bulacağız.

– Sizin tarzınız bir hikayeyi okurlarımız size nasıl ulaştırmalı?
– Şimdi insanların seçimleri var. Kimi biraz burnunun dikine gider bu hayatta ve sadece kendi yazdıklarını çeker. Sonunun felaket olacağını bile bile. Ben hani eğer sonum felaket de olacaksa bile hep kendi hikayelerimi anlatacağım. Yani sonu eğer bitmek olacaksa, şunu derim “Benim yolculuğum buraya kadar” der ve çekilirim.

– Bundan sonraki projeleriniz neler?
– Önümüzde iki proje var. Karanlık diye bir karakomedi – psikolojik gerilim. Sonra da “Nar” diye Türk-Yunan göçüyle 1924’lerde geçen mübadeleyle ilgili bir hikaye var. Kostüme tarihi drama… Yani kostüme tarihi drama her zaman insanları tarihe şüpheyle yaklaştıran bir şey olmuştur. Ben o riski almayı seviyorum.

– Yönetmediğiniz zaman nasılsınız? Zamanınızı nasıl değerlendiriyorsunuz. Kızgınlarınız nedir? Nasıl küfür ediyorsunuz?
– Mesela asistanlarıma “İnşallah bir gün sizin de sizin gibi bir asistanınız olur” derim… Beslendiğim şeyler sokak. Çok kitap okurum. Biraz fazla iç enerjim var. Onu da sporla dengeliyorum.

– Türkiye’de çile çekiyor musunuz? Aydın yakınmanız var mı?
– Hiç bir zaman. Şunu biliyorum ki ülkesini eleştiren birisi emin olun ki ülkesini en çok sevendir. Eleştiriden korkmaz. Ben ülkemi herşeyiyle birlikte çok seviyorum.

– Genelde iyimser misiniz?
– Olmak zorundayım. Ben biraz bunları Ulak’ta da anlatmak istedim aslında.

– Peki rolleri değiştirseydik bana ne sorardınız?

– “15 yıldır dümdüz durmaya çalışıyorsunuz. Yorulmadınız mı?” diye sorardım.

– Peki ben sorayım…
– Yorulmadım…

FOTOĞRAF: Faruk Eskioğlu (solda) ve Çağan Irmak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

8 − five =