AB sürecini sürdürebilir miyiz?

PAYLAŞ

 Bu süreç devam ettirilebilir bir özellik arz etmiyorsa, bunun nedenleri nelerdir?
 Türkiye’nin içinde bulunduğu aşamada, bu tür sorular ve onlara verilecek yanıtlar, bizce büyük önem taşıyor.
Her şeyden önce, eğer AB süreci, bazılarının iddia ettiği gibi bir değişim dönüşüm süreci ise, ortaya konması gereken bazı gerçekler var.
 Azıcık olsun sosyoloji okumuş olanlar bilirler ki, toplumsal değişim ve döşümler dışarıdan ya da yukarıdan dayatmalarla ve taleplerle gerçekleşen olgular değillerdir.
 Herhangi bir değişim dönüşüm sürecinin başarı ile gerçekleştirilebilmesi için, onun, toplumun içsel talepleri yüzünden ortaya çıkmış olması gerekmektedir.
 Bu değişim dönüşüm programı, toplum tarafından benimsenmiş ve içselleştirilmiş ise başarılı olabilir.
 Bu süreci yürüten siyasal iktidarın, herkesçe meşru kabul ediliyor ise, başarılı olma şansı vardır.
 Söz konusu değişim süreci, tüm toplum kesimlerinin ortak iradesini yansıtıyor ise, gerçekleştirilme olanağına sahiptir.
Diğer bir ifade ile, bu yöndeki bir toplumsal talep, eğer mümkünse toplumun tamamının, değilse, büyük çoğunlunun konsensüsü ile ortaya çıkmış olmalıdır.
 Yani bu süreç, toplumun tabanından gelen bir değişim ve dönüşüm talebi ile üst üste çakışmalıdır.
 Şimdi, bu sosyolojik gerçekler çerçevesinde, Türkiye’nin AB sürecine baktığımızda, ortada ciddi sorunlar görünüyor.
 Toplumun geneline baktığımızda, bu yönde herhangi bir heyecan, isteklilik, hazırlık ve çaba görünmüyor.
 AB süreci, tüm diğer AB ülkelerinde de olduğu gibi, halktan kopuk bir proje olarak, siyasal iktidarlarca yürütülüyor.
 AB, bir süreliğine, medyada ve diğer zeminlerde gerçekleştirilen propagandanın da etkisi ile, ülkede yaşanan sorunlardan bıkmış insanlar için bir umut ışığı gibi görülmüş olabilir.
Ancak, işin tüm boyutları ile ortaya çıkmaya başlamasından sonra, AB sürecine yönelik toplumsal desteğin önemli oradan dibe vurmuş olması olasılığı çok yüksek görünüyor.
 Türkiye’de, AB süreci, siyasal partilerin muhalefette iken çeşitli şekillerde eleştirdiği, ancak, iktidara geldiklerinde, bir önceki iktidardan daha iştiyaklı sürdürdükleri bir süreçtir.
 Bu durum bile, aslında, AB sürecinin halklardan kopuk olan ve onlara dayatılan bir proje olduğunun kanıtıdır.
 Bugüne kadar, Türk halkının,  bu süreç hakkında ne düşündüğü sorulmamıştır.
 Sürecin ne başında, ne de sonunda, örneğin, bir referandumla, halkın bu konudaki fikri alınmamıştır.
 Ortada sadece, kerameti kendinden menkul kamuoyu yoklamaları vardır.
 Dolayısıyla, Türk halkının, AB sürecini, kendiliğinden istemediğini ortaya koyan fotoğraf, bu sürece taraftar olduğunu ortaya koyan fotoğraftan daha net ve belirgindir.
 Toplumun, bu konudaki sessizliği, büyük bir ihtimalle, etkisi altında kaldığı, AB yanlısı medya propagandasının bir sonucudur.
 Aksi halde, “Türk halkı, hem AB sürecini istiyor, hem de onun için hiçbir şey yapmıyor ve yapacakmış gibi de görünmüyor” çelişkisini açıklamamız gerekecektir.
 Önümüzdeki süreçte, şu ana kadar belirgin bir eyleme dönüşmemiş olan, bu konudaki toplumsal kanaat,  er ya da geç ortaya çıkacaktır. 
 Türk halkının, yaşanmakta (ya da daha doğru bir ifade ile yaşatılmakta) olan, bu AB sürecine, ne istekli, ne de niyetli olmadığı, hiçbir araştırmaya gerek duyulmayacak biçimde ortadadır.
 Eğer, bugün ülke siyasetine yön verenler, bu gerçeğin aksini düşünüyorlarsa, bir referandumla, halkın AB süreci ile ilgili ne düşündüğünü, ivedilikle öğrenmelidirler.
 Yoksa, halkın iradesine rağmen, dış baskılar yüzünden, söz konusu süreci, büyük bir azimle sürdürmek doğru olmayacaktır.
 AB sürecini daha fazla sürdürmeden, halkın bu konuda ne düşündüğünün sorulması ve öğrenilmesi gerekmektedir.
 Aksi halde, toplumsal bir talebe dönüştürülememiş bir değişim projesinin, başarılı bir biçimde sürdürülmesi, zaten mümkün olmayacaktır. 
 Önümüzdeki günlerde, siyasal ve toplumsal tavizler gerektiren AB sürecinin, çözücü ve tahrip edici boyutu daha da belirginlik kazandığında, toplumun nabzını tutmak  kaçınılmaz olacaktır.
 Şimdiye kadar, gerçek boyutları toplumdan bir sır gibi saklanan, sadece olumlu tarafları gösterilen AB sürecinin, toplumun desteklemediği bir başkalaşım (değişim-dönüşüm değil) süreci olduğu anlaşılacaktır.
 Toplumun, kendiliğinden talep etmediği, bilinçli bir şekilde desteklemediği bu başkalaşıma hazır olmadığı da ortaya çıkacaktır.
 Türk toplumu, demokratikleşme, çağdaşlaşma ve zenginleşme yaftası arkasına gizlenen AB sürecinin, aslında, kendi yaşam tarzını, ulusal değerlerini, inançlarını değiştirmeyi zorunlu kıldığını gördüğünde, gerçek tepkisini ortaya koyacaktır.
 Üstüne üstlük, aynı süreçte, ulusal bütünlüğünün ve ulusal kazanımlarının tehlikeye girdiğini anladığında da, tepkisi daha büyük olacaktır. 
 Dolayısıyla, AB sürecinin, mevcut hali ile,  sürdürülebilir olmadığı anlaşılacaktır.


 * Bu yazı boyunca kullanılan “AB süreci” kavramı ile, zaten gerçekleşmesi mümkün görünmeyen, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği değil, tam üye yapılacağı vaadi ile maruz kaldığı süreç kastedilmektedir.  

CEVAP VER