AB, TSK ya da Avrupa sınırları aşınır mı?

Açıklamaları ve ilişkileri ile sürekli tartışma yaratan Avusturya Parlamentosu Başkan Yardımcısı Martin Graf gene skandal olarak değerlendirilen açıklamasıyla şimşekleri üzerine çekti. Graf, açıklamasında Avusturya’nın Tirol eyaletinin güneyinde ve İtalya sınırı içinde bulunan Südtirol bölgesinin tekrar Avusturya’ya katılması için referanduma gidilmesini talep etti. Avusturya’nın sağ eğilimli gazetesine yapmış olduğu bu açıklamadan sonra dananın kuyruğu koptu. Avusturya’nın bütün siyasi partileri ağız birliği etmişçesine Graf’ı kışkırtıcılıkla suçladılar.

Nedir bu Parlamento Başkan yardımcısı tarafından dile getirilen Südtirol sorunu? Coğrafi olarak İtalya’nın kuzeyi, Avusturya’nın ise en batı ucunun güneyinde kalan bölgedir. 1915 yılından itibaren çeşitli sorunlara sebep olan Südtirol bölgesi, 1918 yılında İtalyanlar tarafından işgal edilmiş, 1920 yılında ise İtalya’ya katılmış, 1939 yılında ise Adolf Hitler ile Benito Mussolini arasında yapılan anlaşmayla insanların İtalya’ya mı yoksa Hitler Almanya’sına mı katılmak istediklerini beyan etmeleri istenilmiş. Halkın büyük bir çoğunluğu Hitler Almanyasına katılmayı kabul ederek, kuzeye gelmişler.
1946 yılında ise Alman ve İtalyan Dışişleri bakanları Karl Gruber ve Alicide de Gasperi özerk bir Südtirol konusunda anlaşmışlar. 1956 yılında ise Südtirol Kurtarma Komitesi (BAS) kurulmuş ve çeşitli eylemlere düzenlemişler ve yüzlerce kişinin ise ölümüne sebep olmuşlar. BAS üyelerinin bir kısmı tutuklanmış ve yıllarca hapishanelerde yattıktan sonra yine hapishanelerde hayatlarını kaybetmişler.

1960 yılında zamanının Avusturya Dışişleri Bakanı Bruno Kreisky, Südtirol sorununu Birleşmiş Milletlere taşımış. 1972 yılında ikinci kez özerk bölge olarak kabul edilmiş, ancak bu özerklik ilk defa 1992 yılında hayata geçirilmiş.
İtalya topraklarında bulunan bu bölge hakkındaki yıllar öncesinin sorunu şimdi Avusturya Parlamentosu Başkan yardımcısı Martin Graf tarafından tekrar gündeme getirilmiş oldu. Daha önce de “Faşizmin tarifinin yeniden yapılması” ve İsrail Kültür Cemaati’nin başkanı olan şahsı “Sol terörün koruyucu babası” olarak tarif eden Parlamento Başkan Yardımcısı Martin Graf kimseden destek bulamadı. Graf destek bulamadığı gibi, kendisi ile hemfikir olmayan siyasi çevreler kendisine görevinden istifa etmeli çağrısında bulundular.

Südtirol hakkında bu halk oylaması çağrısı ise Avusturya’da çeşitli siyasi çevrelerden protestolarla karşılaşırken, kendi üyesi olduğu Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) tarafından bile destek bulamadı. Graf’ın halk oylaması yapılması gerekli açıklamasına önce Tirol eyaleti valisi tarafından “gerçekçi olmayan, sorumsuzca yapılmış bir açıklama” biçiminde ret cevabı geldi. Daha sonra ise Avusturya Halk Partisi (ÖVP) üyesi ve Avusturya Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger, Graf’ın açıklamasını partizanca bir tutum dedikten sonra “FPÖ’ nün parti politikası” biçiminde değerlendirdiklerini, açıklamayı kabul etmediklerini belirtti. ÖVP’li parlamento eski başkanlarından, Avusturya Sanayiciler Odası Başkanına kadar geniş bir yelpaze tarafından Martin Graf’ın açıklaması “kışkırtma ve sorumsuzluk örneği” olarak değerlendirilerek ret edildi.
Graf’ın partisi aşırı sağcı ve ırkçı FPÖ ise kendi parlamento başkan yardımcısının açıklamasına mesafeli yaklaştı. Ancak partilerinin başkanı Heinz- Christian Strache 2007 yılında böyle bir halk oylamasına gidilmesi gerektiğini savunmuş ve Graf’ın açıklamasının öncüsü olmuştu.

Avusturya Sosyal Demokrat Partisi tarafından da yapılan açıklamada “Umarız ÖVP bütünüyle Graf’ı desteklemekten uzaklaşır da, kışkırtıcı açıklamalar yapan Graf’dan ülke kurtulur” dedi.

AB, Türkiye ve TSK

Avusturya’nın Temmuz ayındaki gündemine şimdilik bu olay damgasını vururken, Türkiye konusu da Avusturya basınında tekrar tekrar gündeme geldi. Avusturya gazetelerinin İstanbul temsilcileri Türk Silahlı Kuvvetlerine dil uzatmaktan geri durmazken, “Kürt açılımı” konusunu işlerken TSK düşmanlığı Türkiye’deki yandaş ve dönek medyadan Avusturya medyasına da sıçramış oldu. Önce sol eğilimli olarak bilinen gazete TSK’nin mensubu emekli generallerin yargılanmasından dolayı bayram etti. Daha sonra ise sağ eğilimli gazetenin İstanbul temsilcisi bu kutlama kervanına katıldı. Albay Cemal Temizöz’ün tutuklanmasını ve yargılanmasını gazetesinde döne dolana işledi. Cemal Temizöz, gizli tanıklar “Tükenmez Kalem” ve “Sokak Lambası” nın iftiralarına dayanarak suçlanmıştı. Avusturya hukuk sistemini ayrıntılarıyla bilmeye gerek yok. Avusturya’da da yaşamış olan gazetenin İstanbul temsilcisi, gizli tanıklığın Avusturya’da bir hukuk skandalı olacağını da çok iyi bilirdi. Yalnız ya eline birileri tarafından verilen metni olduğu gibi gazetesine aktarmış olacağından, ya da Türkçe bilmediğinden “Tükenmez Kalem” ve “Sokak Lambası” adlı gizli tanıkların kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını gördükten sonra ifadelerinden vazgeçtiklerini takip edememiş ve gazetesindeki yazısında belirtmemiştir. Aksi durumun açıklaması sadece ve sadece kötü niyettir.

Bu konudaki gazetemizin aşağıdaki haber linkini tıklayarak, söz konusu haberi okumanızı öneririm:

http://www.acikgazete.com/guncel/2009/07/30/die-presse-turkiye-de-teroru-yaratanlardan-dokunulmazlik-zirhinda.htm Yabancı gazete ve gazetecilerin TSK’ni teröristlikle suçlayarak düşmanlık yapmaları herkes için yeterli derstir. Eklenecek söz kalmamıştır.

AB ve Türkiye

Türkiye ile ilgili diğer bir konu ise her zaman bildiğimiz Avrupa Birliği ve Türkiye üyeliği konusu oldu. Son Avrupa Parlamentosu seçiminden yaralı çıkan Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) üyesi Hannes Swoboda “Yakın zamanda Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliğinin mümkün olması için hiç bir neden görmemekteyim” demiş. Swoboda bu düşüncesini açıklarken kendisini Alman Hıristiyan Demokrat Partisi AP milletvekili ve Alman Başbakanı Merkel’in dışişleri danışmanı Elmar Brok da desteklemiş. Hatta açıklama ortak açıklama olarak duyurulmuş. Sağcı ve solcu bilinen politikacılar “Avrupa Birliği ve Türkiye arasında ortaklık görüşmeleri başlayıp da karışıklık ortamına sürüklenmeden, fırsat verin bize, biz kabul edilebilinir bir çalışma hazırlayalım” demişler. Brok ucu açık, sonuçsuz ve tatmin edici olmayan görüşmelere “Böyle devam ettiğimiz sürece, Türkler arasında Avrupa Birliği’ne güvensizliğin artacağı ve Türkiye’nin başka çareler arama tehlikesinin de büyüyeceği bir gerçektir” demiş. Ayrıca hem Brok hem de Swoboda Türkiye Avrupa Birliği için “haddinden fazla önemli bir ülkedir” dedikten sonra “Türkiye’nin de kabul edeceği alternatif biçimler bulmak” gerektiğini belirtmişler. Avrupa Parlamentosu milletvekili olan Elmar Brok, diğer 27 AB üyesi tarafından kabul edildiği takdirde Türkiye’ye ortak pazar ve Şengen üyeliği 2016 yılında mümkün olabilir derken, Swoboda da bu düşünceye destek vermiş. Bunun için ise Türkiye’nin kendi sınırlarını üçüncü ülke vatandaşlarına güvenilir hale getirmesi şartı koşulmaktadır. Hannes Swoboda da buna Türkiye’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın kabul edeceğini belirtmiş.

Kırk yıldır Avrupa Birliği Türkiye’ye karşı iyi ve kötü polisi hep oynadı. Şimdi bu görev hem sağdan hem de soldan politikacılar tarafından tekrar oynanıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.