AB ve küreselleşme

derinleştirilmesi yönündeki çabalar çalışmalar istenilen neticeleri vermiyor.AB’de bugün 95 milyon işsiz sayısı var.Enerji konusundaki bağımlılık,üyeleri yeni kararlar almaya yöneltiyor.Özellikle Çin markalı ucuz ürünler Dünya piyasalarında ,birçok pazarı zorluyor Avrupa’da rekabeti yaratıyor.Uzakdoğu ile ekonomik rekabete girmek için çeşitli çareler yollar deneniyor.Fransa’da sınırlı çalışma koşullarının getirilmek istenmesi sıkıntı yarattı.AB’nin Çin ve enerji açıgı bakımından ihtiyaç duydugu. Rusya’ya karşı sessiz ve bağımlı kalması mecbur olması, ciddi anlamda sonuçlarının yansımalarını görmek mümkün.Bunun yanında AB’nin itici güçleri olarak gösterilen Almanya,Fransa ve İngiltere zaman zaman sorunların tartışıldıgı noktada birarada olamıyorlar buluşamıyorlar.Fransa ve Almanya bunu bazı alanlarda yapabiliyorlar,değişimsel konuları paylaşabiliyorlar ama,İngiltere bunun bu buluşmanın çogu kez dışında kalmayı yeğliyor.Sorunlar karşısında Fransa ve Almanya’nın aksine İngiltere’nin bu tutumu farklılığı kendini gösteriyor,buda ciddi anlamda sorunlar doğuruyor.Bununda yansımalarını ve titreşimini Türkiye’yi ilgilendirdigi biçimde bir kenara almanın doğru olacagı kanısındayım.Ülkemizide yakından ilgilendirdigi ciddi sorunları unutmamak gerek.


Ülkemizde Küreselleşmenin etkileşiminde gündeme getririlen sosyal güvenlik ‘reformu’yasaları,dünyadaki diger örnekleri gibi pek başarılı olmadı,AB’ne yönelik kısacık zaman dilimlerinde alınan uyumsal adı verilen bu yasalar’reform’adı altında gösterilmek istenildiyse’de inandırıcılıgını savunmanın yanında yinede başarılı olmadı.Özellikle Türkiye’nin bu noktada ABD ve İRAN arasında gittikce gerginleşen ortamda gösterdigi politikada çok önem taşıyor.Türkiye’nin Gürcistan ilişkileri iyi giderken,Tiflis’in sıkıntı yaratan çözüm bekleyen ama bir türlü sonuçlanmayan sorunlarıda bu anlamda Türkiye’ye yansıyor.
Küreselleşmenin asıl hedefininde yoksul ülkeler oldugunu unutmamak gerek,Küreselleşmeden yoksul ülkeler asıl zarar görüyor,Ekonomi Profesörü PRANAB BARDHAN Küreselleşmenin tek başına yoksullugu artıran faktör olmadıgını,gerekli uluslararası dayanışmanın verildigi taktirde,yoksul ülkelere yarar getirebilecegini ifade etmiştir.Küreselleşmenin popülasyonunun içinde bocalayan ülkelerin 1981 ve 2001 yıllarını gösteren tablosunda sonuç içler acısıdır.AB ve Küreselleşmenin getirisinde acaba görüntü ilerki yıllarda nasıl olacaktır?


Türkiye AB üyesi olmaya aday bir ülke ,şimdi AB’nin Küreselleşme politikasını çok iyi analiz etmesi gerek.Uluusal sorunlarıda aşmadan yeni pazarlar aramak,sonunda olumsuz uluslararası rekabetin içinde kendinizi bulursunuz ve çıkamazsınız.Bununda sonucunda hazırlanan tuzagın içinde ortasında bulursunuz kendinizi ,ve yönettiginiz ülkenizi.Küresel etkileşmeden özellikle Çin’in olumsuzluklar yaşadıgını düşünecek olursak,Küreselleşmenin amacının ne kadar açık ortada olduğunu görmek mümkün,1978 de Çin’de çıkarmak zorunda kaldıgı toprak ‘reformu’ ülkede söz sahibi olan(MAO) dönemi komünistlerin dagılmasına sebep oldu.Küreselleşmenin yoksulu  yoksul,Zengini daha zengin yapacak bir politikanın ürünü oldugunu savunsakta,yoksullugun içine düşmemenin  rasyonalizmini elimizde tutmanında becerisini göstermeyi uluslararası etkileşimin getirisinde olmayı bilmek çok önemli.Bunu kendilerinde ülkeyi farklı modellere sokmaya çalışanların,iyi görmesi gerekiyor sanırım.Hala AB’ye girecegimizi söyleyenler,Küreselleşmenin ekonomik degişiminin yanında,Küreselleşmenin kültüründen yada Kültürün küreselleşmesini iyi görmeleri gerek.Dünya sisteminde hegonomik gücü elinde tutanlar,kendi kültürlerini tanıtmanın hayali içindeler,hala AB hayalini görenler Türkiye’yi bu tehlikenin dışında tutmaya çalışmalılar.Küreselleşmenin siyasi boyutunun yanında,Kültürel boyutununda iyi görülmesi gerek.Aslında bugün gelinen noktada,Türkiye hala bu Kültürel ve Sanatsal tıkanmışlığın içinden kurtulamadı,bunun en son örneğinide Almanyada geçtiğimiz günlerde yapılan,60 Frankfurt kitap fuarında gördük.Sadece sözde kalan bir sürü resim gösterildi,Türk sanatı ve kültürü edebiyatının yansımaları,yinede gelecek etkinliklere bırakıldı.Dünya edebiyatıyla Türk edebiyatının buluşabilmesi çok zor,bunun nedenlerini ise sanatın içine ederim diyen bir sistem anlayışının değişmeyen anlayışında aramak gerek.Cumhurbaşkanı gül açılış konuşmasında,ve DER SPİEGEL’e yaptığı açıklamalarda beklenenden uzaktı.Bugün nüfusu (5) milyon olan 120 ülke var,Türkiye bu 120 ülke arasında dışa açılamamanın her türlü noktasında,hala 100 sırada bulunuyor işte asıl acı gerçek burada.Son günlerde AB içinde olabilmek adına sergilenen çalışmalara baktığımızda, Türkiye hala ciddi anlamda uluslararsı kültürel sanatsal değişimlerin önemini kavrayamamış durumda.Sadece birkaç etkinlikte stant açmakla bu değişim sağlanamaz.Yılda kaç önemli etkinlik ve fuarlar yada festivallere katılıyoruz acaba?AB sürecinde işte Kültürel ve sanatsal etkileşimin burada önemi ortaya çıkıyor, kendilerinde hala 14’LUİ ruhunu taşıdığını sananların bu gerçeği çok iyi görmeleri gerek.Sadece siyasal imtiyazlılıklarının güvence altında tutulması adına,ülkeyi bir MİTOZASYON’A sürüklemenin sonuçlarını acaba kabul edebileceklermi?Türkiye’yi Dünyanın tüm değişimsel gerçekleriyle buluşturmak istiyorsak,Atatürk gerçeğini artık tüm saygınlığıyla yansımalarından yola çıkarak çıkarak,bunu uluslararsı alanda dünyayla kaynaşmasının önemini unutmamalıyız.Küba’nın unutulmaz devrim şehidi DR.CHE GUEVARE 1967 yılında Bolivya’da öldürüldüğü zaman,çantasından Atatürk’ün NUTUK kitabı çıkmıştı.Ülkesinin uluslararası saygınlığında çağdaş değişim içinde yerini almasında Türkiye’de ve dünyada en büyük devrimin adı Atatürk demişti,işte Atatürk-Türkiye bu değişmezliği unutmamalıyız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.