‘ABD Anayasası Patara’dan’

Steven J. Solarz, eski bir ABD Kongre üyesi. ABD’nin,  özellikle Asya- Pasifik ülkeleri, Afrika ve Ortadoğu politikaları konusunda ağırlığı olan bir isim. Aktif siyasi yaşamı boyunca 104 ülkede çalışma yürütmüş bir siyasi figür..


Solarz’ın adı, geçtiğimiz ay New York Times’da yayınlanan Türkiye ile ilgili, daha doğrusu Patara ile ilgili bir makalede anılınca dikkatler üzerine çevrildi. New York Times’ın haberinde, ABD Anayasası’nın köklerinin Patara’daki Likya Federasyonu’na dayandığı, Anayasa kurucularının, Likya Federasyonu’ndan esinlendiklerini ve Anayasa’nın kabulünün 220. yılı olan 2007’de Patara’da da kutlamalar yapılması için Steven J.  Solarz’ın,  Amerikan Kongresini sponsor olmaya ikna etmeye çalıştığı dile getiriliyordu.


Steven J. Solarz’ı, Antalya/ Kalkan’daki evinde bulduk ve Patara’dan, Kalkan’a; Ortadoğu’dan Kafkaslara kadar uzanan bir söyleşi yaptık.



– Eğer yanlış bilmiyorsam akademisyen bir kimliğiniz de var ve özellikle Asya Pasifik ülkeleriyle ilgili  kitaplar yazdınız.
– Temsilciler Meclisi’nde 2 yıl boyunca,  Asya ve Pasifik’le İlişkiler Alt Komitesi’nde başkanlık yaptım. Daha önce de Afrika komitesinde yapmıştım. Amerika’nın dış politikası ile ilgili dergi ve gazetelerde çeşitli makaleler yazdım. Ama henüz kitap yazmadım. İnşallah burada yazarım.


– Clinton döneminde, ABD’nin  Ortadoğu politikaları konusunda önemli girişimleriniz oldu. Sizce Ortadoğu’da gelinen noktada ABD istediğini aldı mı?
– Asya’da ABD’nin hararetle desteklediği önemli gelişmeler yaşandı; örneğin Filipinler’de, Güney Kore’de, Tayvan’da ve  Endonezya’da diktatörlük rejimlerinden demokrasiye geçildi. Fakat Asya’da hâlâ yüz yüze olduğumuz ciddi durumlar var. Biz tabii etrafımızda olan her şeyi kontrol altında tutabilecek durumdaki bir imparatorluk değiliz. Örneğin, ABD K. Kore’deki nükleer silah üretiminden son derece rahatsız; bunu bölgenin barışı ve istikrarı için bir tehlike olarak algılamakta. Yine  Çin’in aralarındaki görüş ayrılıklarını gidermek için Tayvan’a karşı güç kullanmamasını arzuluyoruz. Her şeye rağmen son yirmi yıl içinde Asya’da genelde çok olumlu gelişmelere tanık olduk. Ortadoğu ise tabii daha karmaşık bir tablo. Irak’ta çok belalı bir durumla karşı karşıya olduğumuz aşikar. Bu durum, Irak halkının istikrarlı bir demokrasiye sahip olmasını tehdit etmekte. Bir Filistin Devleti’nin kurulup İsrail ile yan yana,  barış içinde yaşaması, bazı Filistin kaynaklı terör eylemleri ile tehlikeye girmekte. Suriye Lübnan’dan çekildi, ki bu tabii çok olumlu bir gelişme. Ama Lübnan’daki istikrarsızlıkta hâlâ parmakları var. Son Hariri suikasti bunu gösteriyor; yakın bir zamanda bu suikastle ilgili BM soruşturmasıyla bu konuda daha çok şey öğreneceğiz. Türkiye’de çok olumlu gelişmeler yaşandı. Türkiye AB ile üyelik müzakerelerine başladı. Bu süreçte ülkenin yararına pek çok iktisadi, siyasi reform gerçekleştirildi. ABD ile ilişkiler, Irak’la ilgili bazı hususlar haricinde, bence gayet sağlam bir noktada.


Yani bölgede olumlu ve olumsuz pek çok gelişme yaşandı. Ama şu bir gerçek ki Irak’ta kalıcı, sağlam bir demokrasinin hayata geçmesi ve Irak’ın toprak bütünlüğünü


kollaması, hem ABD’nin hem de Türkiye’nin çıkarınadır. Hem bu konuda, hem de İsrail ile Arap dünyası arasının düzeltilmesi ile ilgili, ABD ile Türkiye’nin yan yana çaba harcadığını düşünüyorum.


– Geçtiğimiz günlerde Irak’ta  yeni anayasa oylandı ve kabul edildi.  Saddam’ın yargılanmasına başlandı ve hala direniş sürüyor.. ABD ordusu size göre Irak’tan ne zaman çekilecek?
– II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden  60 yıl sonra,  Almanya ile Japonya’da hâlâ ABD askerleri vardı. Bununla, 2063’te Irak’ta da  hâlâ ABD askerleri bulunur demek istemiyorum. Herhalde çok daha önce çekilmiş oluruz. Hatta umarım yakın bir tarihte çekilirler. Fakat Başkan Bush, ABD birliklerinin demokratik Irak hükümeti ne zaman isterse o gün bölgeden çekileceğini açık bir şekilde dile getirdi. Irak hükümeti de, dış kaynaklı cihat saldırılarıyla başa çıkmak için ABD birliklerinin bir süre daha kalmasını istediğini açıkladı. Sanırım bir süre daha orada kalacağız.  Irak halkı direnişçilere karşı kendi silahlı kuvvetlerini yeterince oluşturuncaya dek. Sanırım aylardan ya da on yıllardan değil, yıllardan bahsediyoruz (yani ne birkaç ayda olur ne de on  yıllarca sürer; birkaç yılda çekilirler.)


– Sizce  Irak’a yeterince  demokrasi yerleştirildi mi?
– Bence Irak’ta demokrasinin inşa edilmesi süreci Patara’da parlamento binasının kazılması sürecine benziyor. ( Patara kazısı, Eşen çayının getirdiği alüvyonlar nedeniyle, kazdıkça yeniden  kumlara gömülen bir sürecin içine girdi. Uzmanlara göre, henüz yüzde beşlik bir bölümü gün yüzüne çıkan Patara’nın tamamen kazılması,  yüz yıldan fazla sürecek. Y. Yavuz)  Çok ilerleme kaydedildi ama iş henüz tamamlanmış değil. Anayasa hazırlandı ve sanırım halkın büyük çoğunluğu bunun lehine oylayacak.


Oylama sonucunda anayasanın reddedileceğini sanmıyorum. Eğer oylamada anayasa kabul edilirse, Aralık ayında meclis seçimleri yapılacak. Yeni yılda da yeni hükümet kurulacak. Saddam’ın yargılanmasında da umarız bağımsız bir hukukun işlediğine tanık oluruz. Bence, Arap dünyasının en katı yönetimlerinden birinin demokrasiye doğru böyle adım adım ilerlemesi son derece olumlu bir gelişmedir. Elbette Irak hâlâ çok gergin.  Sünniler, Şiiler ve Kürtler arasında görüş ayrılıkları mevcut, zaman bize halkın kalıcı bir demokrasiye ne kadar sahip çıkacağını gösterecek. ABD ile Türkiye elbette demokratik bir Irak’ı görmek istiyor. Çünkü, demokratik bir Irak, önceki tiranlığın aksine komşuları için bir tehdit olmaktan çıkacaktır. Saddam Hüseyin ile Baas’çılar komşularına defalarca saldırmış, onlara karşı kitle imha silahları kullanmıştır.


Demokratik bir Irak, öncelikle Irak halkının çıkarınadır. İkinci  olarak da, ABD ve Türkiye halklarının çıkarınadır.


– Geçtiğimiz yıl ve bu yılın başlarında; Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan ve Kırgızistan’da siyasi çalkantılar yaşandı. Bir kısmında seçimler iptal edildi ve siyasi literatüre “ Turuncu Devrim” , “Kadife Devrim” gibi yeni tanımlamalar eklendi. Bu ülkelerin adı hep George Soros ve  “Kuantum Fonu” ile anılır oldu. Sizce bütün bunlar komplo teorilerinden mi ibaret? 
– Komplo kuramlarına inanmıyorum. Bu saydığınız ülkelerde gerçekleşen olaylar tamamen bu ülke halklarının özgür olma, baskılardan kurtulma, demokrasiye kavuşma arzularından kaynaklanmıştır. Demokrasi için mücadele eden bu insanlar,  Soros’tan ya da diğerlerinden yardım almış olabilir; ama övgüyü hak eden bizzat bu insanların kendileridir. Zaten ipler Bay Soros’un elinde olsaydı;  Belarus’ta, Özbekistan’da ve  Türkmenistan’da da devrim yaşanırdı; ama sadece Gürcistan, Ukrayna gibi ülkelerde yaşanması, o ülkelerin kendine özgü şartlarının etkili olduğunun ve o ülkelerin halklarının belirleyici olduğunun kanıtıdır.


– Önümüzdeki günlerde,  yani 6. Kasım’da Azerbaycan’da da seçimler yapılacak. Haydar Aliyev döneminde Aliyev’e yakın duran isimlerden biri olan Resul Guliyev, bildiğiniz gibi Yeni Azerbaycan Partisi’nden istifa etmişti ve ABD’de sürgünde yaşıyordu. Guliyev, geçtiğimiz günlerde ülkesine döndü ve ortalık karıştı. Şu anda Ukrayna’da gözetim altında tutuluyor. Bütün bunlara bakınca Azerbaycan’da da şaibeli bir seçim ve ardından, Ukrayna ve Gürcistan’da olduğu gibi bir “Kadife Devrim” yaşanır mı?
-Sorunuzu yanıtlayacak kadar Azerbaycan’ın siyasi durumuna vakıf değilim.


– Türkiye’ ye gelirsek; ABD’nin Kuzey Irak politikası, iktidardaki AKP’yi ana muhalefet partisi CHP’yi endişelendiriyor. Başbakan Erdoğan, dün partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, PKK teröründeki tırmanışı gerekçe göstererek, “ Sabrımız tükendi, gereğini yaparız” dedi. ABD’li yetkililere yönelik olarak yapılan bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Bence Başbakanın PKK ile ilgili duyguları son derece anlaşılabilir, kaygılarını paylaşıyorum. ABD hükümeti PKK’yı terör listesine aldı ve örgütün kaynaklarını kesmek için çeşitli önlemler uygulamakta. Örgütü uluslararası platformda izole etti. Dolayısıyla Ankara ile Washington arasında PKK’nin yapısı ve ona karşı harekete geçilmesi konusunda bir görüş ayrılığı yok. Tabii esas soru, Irak’taki ABD birliklerinin Kuzey Irak’taki PKK varlığına karşı askeri bir harekata girişip girişmeyeceği. Amerikan Ordusu yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin kaygılarına tamamen katıldığını, ama Irak’ın geri kalanında denetimin sağlanması ve terörist unsurların ortadan kaldırılması ile bilfiil uğraşıldığını, ancak bu iş tamamlanınca PKK’ya karşı harekete geçilebileceğini belirtti. Kişisel olarak PKK’ya karşı birliklerimizin en kısa sürede harekete geçmesini dilerdim; böylece Türk devleti ve halkının kaygılarını paylaştığımız en somut şekilde ortaya konmuş olurdu. Ama tabii Amerikan Ordusu’nun öncelikleri de gayet anlaşılır.


– Türkiye’nin ABD ile olan  ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Bence ilişkilerimiz paradoksal şekilde hem güçlü hem de sorunlu. İki ülkenin; Irak’ta, Ortadoğu’da, Balkanlar’da ve  Afganistan’da, teröre karşı verilen genel savaşta örtüşen çıkarları söz konusu. Bu yüzden iki ülke liderleri karşılıklı işbirliği içinde çalışarak dünyanın bu farklı bölgelerindeki ortak çıkarları kolluyor. Sorunlara gelince, tabii Meclisinizde yapılan oylamayla,  Türkiye’den ikinci  bir cephenin açılmasının reddedilmesi, özellikle Savunma Bakanlığımızda büyük hayal kırıklığı yarattı. Bir çok Türk de bu savaşı yanlış bulmakta. Sorunlar, Türkiye’de daha ziyade halk seviyesinde. ABD’de ise yönetim seviyesinde yaşanmakta. Devlet Başkanı ve Başbakan seviyesinde, Bakanlar seviyesinde iki ülke ilişkilerinin önemi gayet kavranmış durumda ve birlikte çalışma arzusu hakim. Bence ilişkilerimiz gayet sağlam, ilerde de daha da güçlenecek.


– Türk kamuoyunda; Kıbrıs, Ruhban Okulu, Ekümeniklik ve Ermeni meselesiyle ilgili kaygılar var. Siz bunları nasıl yorumluyorsunuz?
– 1915’te neler olduğuna dair Türklerin ve Ermenilerin görüşleri taban tabana zıt. Ermeniler bunu soykırım olarak tanımlıyor, Osmanlı bünyesindeki Ermenilerin katledildiğini düşünüyor. Türkler ise,  Ermenilerin bir devlet kurmak amacıyla Rus ordusuyla işbirliğine girdiğini ve bölgede on binlerce Türk’ün öldürüldüğünü, çıkan çatışmalarda Ermeni köylerinin yanı sıra birçok Türk köyünün de zarar gördüğünü savunuyor. Dolayısıyla, Türkler, Rus ordusunun ilerlememesi ve bölgedeki Türk halkının güvenliği için Ermenilerin Doğu’dan tahliye edilmesine mecbur kalındığını söylüyor. Bu tahliye sırasında pek çok talihsiz ölümün yaşandığını, ama bir halkın toptan katledilmesinin amaçlanmadığını savunuyorlar. Örnek olarak da İstanbul, İzmir ve diğer illerdeki Ermenilere bir zarar gelmeyişini gösteriyorlar. Başbakan Erdoğan’ın, tarihçi ve bilim adamlarından oluşan bir grupla bu olayların incelenmesi yönünde Ermenistan’a yaptığı teklif son derece önemli bence. Böylece tarihsel olgulara bakılarak belki ortak bir noktaya ulaşılabilir.Tabii Ermeni görüşünü savunan Ermenistan Diaspora’sı ABD’de ve diğer ülkelerde kendi lehine lobi faaliyetlerinde bulunuyor. ABD Kongresi’nde henüz bir “soykırım” kararı çıkarmayı başaramadılar ama bunun için çaba harcıyorlar. Ama Kongre’de  pek çok üye buna karşı.


– ABD’de bulunan Ermeni lobisine karşı sizin de aralarında bulunduğunuz senatörlere, Türkiye lehine çalışma yürütülmesi için, Türk hükümeti tarafından ödenek ayrıldığı iddia ediliyor. 10 Ekim 2000’de Washington Tımes’da bu konuda bir haber yayımlandı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
– Sorunuzu tam olarak anlayamadım.


– Sizin de aralarında olduğunuz bir grup senatöre, Ermeni lobisine karşı Türkiye lehine lobicilik yapılması için Türk hükümeti tarafından para ödendiği iddiası.
– …


– Son olarak, iktidardaki  AKP’nin yürüttüğü Türk dış politikasını nasıl görüyorsunuz? İslami referansları ve kökleri AKP’yi batı ile olan ilişkilerinde nasıl etkiliyor sizce?
– Türk siyaseti hakkında çok şey bilmiyorum; ama bildiğim kadarıyla Başbakan Erdoğan, partisini Almanya’daki Hristiyan Demokrat Parti’nin Türk versiyonu olarak tanımladı. Dinsel duyarlılığa sahip bir merkez sağ parti olarak tanımladı. Belki partide İslami görüşleri daha ağır basan, hatta şeriat taraftarı kişiler olabilir, ama partinin ağırlıklı kesimi ve yönetici kesimi bu görüşü paylaşmamakta. Parti, AB hedeflerine gayet sahip çıkmış durumda. Zaten AB’ne yakınlaştıkça bu tür bir talep giderek olanaksızlaşır. Mevcut koşullara bakılırsa Türkiye’nin AB’ye girmesi en az on yıl sürecek; eğer bu süreden önce Türkiye’de bir şeriat düzeni ya da buna benzer bir dini sistem kurulmaya çalışılırsa, bu AB üyeliğinin suya düşmesi veya sürecin bir on yıl daha ertelenmesi anlamına gelir. Şahsen ben bu “takiye” (gizli gündem) teorilerini gerçekçi bulmuyorum. Hatta hükümetinizin icraatlarından;  siyasi, ekonomik reformlarından çok etkilendiğimi söylemem gerek. Dış politikanızda, mesela Kıbrıs konusunda önceki hiçbir hükümetin yapmadığı ciddi değişikliklerde bulundu, ki bu övgüye değer. Dolayısıyla bence dinsel duyarlılığa sahip bir merkez sağ parti şeklindeki tanım gerçekçidir.


– Sayın Solarz, bizi Kalkan’daki bu güzel evinizde konuk ettiğiniz ve sorularımızı yanıtladığınız teşekkürler. Son olarak bir soru daha sormak istiyorum. Yabancıların yoğun olarak mülk almaya başladığı Kalkan’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
– Doğru. Pek çok ülkenin vatandaşı Kalkan’dan ev alıyor. Türkiye,  tarihte çok eski dönemlerden beri pek çok yabancıyı bünyesine alabilen bir ülke olmuştur. Türkiye’nin bütün bu doğal güzelliklerini ve misafirperverliğini yaşamak için birçok yabancı geliyor. Bu bence Türk ekonomisi için çok iyi bir gelişme; ülkeye ciddi miktarda para girişi sağlanıyor. Kalkan’ın bütün ekonomisi turizme dayanıyor; yarın bütün yabancılar evlerini satsa Kalkan’ın ekonomisi biter. Yabancılar emlakçılara, müteahitlere, bütün işyerlerine para ödüyor; yiyecekleri için köylülere para ödüyor. Kalkan’da belki 200 kadar lokanta var ve genelde müşterileri yabancılar. Dolayısıyla yabancıların varlığı Kalkan’ın ekonomisi için hayati önem taşıyor. Tabii burada pek çok Türk de yaşıyor; bizim gibi yabancılar bu sayede Türk dostlar edinebiliyor ve tabii çok çeşitli milletlerden insanlarla tanışabiliyoruz.   


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


– Çocuklar öldürülmesin!


‘- ‘Bir Gün Mutlaka’


– ‘Derin devlet sorunları çözmek istemiyor’


– Kaş’taki gözyaşı


– ‘Son 15 yılda bilinçte sıçradık’


– Piref. H. Ökkeş ile ‘dörtköşe’ sohbet…


– Sorgun Ormanı’nı kurtaralım


– Devrim Bize Yakışırdı!


– G-8 protestosundan gözlemler…


-Başkaların hayalleri…


– Hurafeler gölgesinde Gelibolu…


Çokuluslu tekellere karşı ‘Adil Ticaret’


– Kuzey çikolata, Güney ekmek derdinde


– Fokları, katliamdan kurtaralım!


– Nükleer denemelerin faturası: Doğal felaketler


-Türkiye’de de nükleer silah istemiyoruz!


– İsrail dünyanın 6’ncı büyük nükleer silahına sahip!


– Faşizm neden Almanya’da kök saldı?


– Demirel davasında tekelci medya da suçludur


   


 


 



 
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.