ABD-Çin gerginliği: Yeni Soğuk Savaş’a doğru mu?

Çin’de beddua edildiğinde söylenen cümlelerden biri “İlginç zamanlarda yaşayasın”. Gerçekten de çok ilginç ve bir o kadar da tehlikeli zamanlarda yaşıyoruz. Dünyanın ekonomik, siyasi ve güvenlik mimarisi istikrarını kaybediyor. Bu mimari giderek ABD ve Çin arasındaki gerginliklerin, rekabetin üzerinden yeniden şekillenmeye başlıyor.

ABD’de Trump yönetiminin Çin’den gelen mallara ek ithalat vergileri koyarak bir anlamda ticaret savaşı başlatması iki ülke arasındaki gerginliklerin arttığına işaret ediyordu.

Huawei olayı

Washington’un talebi üzerine, Çin’in en önemli teknoloji şirketi Huawei’nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Ren Zhengfei’nin bir gün yerine geçmesi beklenen kızı, şirketin finans müdürü Sabrina Meng Wanzhou’nun Kanada’nın Vancouver Havaalanı’nda, Hong Kong’tan gelerek Meksika’ya gitmek üzere uçaktan indiğinde tutuklanması büyük bir diplomatik sarsıntı yarattı.

Çin yönetimi çok sert sözlerle tepki gösterdi, Wanzhou’nun hemen serbest bırakılmasını talep etti. Başkan Trump’ın, “Çin ile ABD arasında kapsamlı ve tarihsel bir ticaret anlaşmasının yapılmasını kolaylaştıracaksa devreye girebileceğini” söylemesi, yasal bir olaydan daha çok, siyasi bir satranç hamlesiyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyordu.

South China Morning Post gazetesinin “Çin yorumcusu” Cary Huang’a göre, Batı’nın 5 büyüklerinin (ABD, Kanada, Fransa, Almanya, İngiltere) istihbarat örgütleri Çin’in teknolojik gelişmesini, bu kez özellikle iletişim teknolojisi 5G’de dünyada liderliğe oynayan Huawei üzerinden engellemeye çalışıyorlardı. İki gün sonra, son APEC (Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Zirvesi üzerine yazarken, Huang, “Bir savaş yönünde ilerlemekte olan ABD ve Çin arasında sıkışan Asya artık güvenli bir yer değil” diyecekti.

Çin’in, ekonomisini piyasa ilişkilerine açmaya başladıktan, özellikle Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olduktan sonra, giderek liberal dünya düzeniyle yalnızca ekonomik değil siyasi olarak da bütünleşmesi bekleniyordu. Şimdi Çin liberal ekonomik düzeni sorguluyor, ABD ile Çin arasında bir savaş olasılığından söz ediliyor.

40 yıl önce bugünlerde…

Deng Xiaoping’in, Çin toplumunu piyasa ilişkilerine, dünya ekonomisine açmaya başlayan politikaları, 40 yıl önce, Aralık 1978’de açıklamıştı. O günden bu yana köprülerin altından çok sular aktı.

Soğuk Savaş bitti, “ABD liderliğinde tek kutuplu bir dünya”, bir “ABD İmparatorluğu” projesi ve yeni bir “küreselleşme” dönemi başladı. Sonra 2001’deki 11 Eylül saldırısı ile Afganistan ve Irak savaşları; ABD imparatorluğu projesinin, tek kutuplu dünyanın, 2008 mali krizi de küreselleşme döneminin bittiğini haber veriyordu.

Artık dünyanın ekonomik merkezi Doğu’ya kaydığından buna bağlı olarak, özellikle 2008 mali krizinin ardından yerleşen uzun durgunluk içinde Çin’in yeni bir siyasi merkez olarak yükselmesinden söz ediliyordu. Gerçekten de bu yeni dönemde, Çin kendi ekonomik ve siyasi gereksinimlerine uygun yeni ve farklı bir küreselleşme geliştirmeye, ABD liderliğinde gelişmiş küreselleşme sürecini kendi gereksinimlerine göre dönüştürmeye başlamıştı.

Bugünlerde, Çin’in dünya ekonomisinde gittikçe artan, yayılan ekonomik gücüne paralel siyasi ve kültürel etkisinin altına giren ülkelerin sayısının da artmakta olması, teknolojik gücünün etkisiyle askeri kapasitesinin giderek gelişmesi, yalnızca kendi bölgesindeki ülkelerde değil, kabaca “Batı” olarak tanımlayan ABD ve Avrupa ülkelerinde de kaygı yaratıyor.

Deng Xiaoping “reformlarının” 40. yılında, “Soğuk Savaş” bittikten, yaklaşık 30 yıl sonra, Çin “hegemonyasından”, Çin “emperyalizminden”, ABD ile Çin arasında ikinci bir Soğuk Savaş’ın gelişmekte olmasından, hatta askeri çatışma olasılıklarından söz ediliyor.

Baş döndüren ekonomik büyüme

Çin ekonomisi Xiaoping reformlarından 2007 yılına kadar yılda ortalama yüzde 9,5 büyüdü. Mali krizin patlak verdiği 2007 yılında Çin’in büyüme hızı yüzde 14’ün üstündeydi.

Mali krizden Çin’in ekonomisinin de etkilendiğini ve büyüme hızının yüzde 7 düzeyine gerilediğini görüyoruz. Yine de aynı dönemde gerek dünya ekonomisinin gerekse de gelişmiş ülkelerin derin bir resesyona girdikleri, ardından da düşük büyüme trendine oturdukları göz önüne alınırsa, Çin’in hala baş döndürücü bir hızla büyümeye devam ettiği söylenebilir

Çin’in toplam ihracatı reformlardan bu yana 1979’da 13.5 milyar dolardan 2006’da 969 milyar dolara, 2017’de 2,1 trilyon dolara çıkmış. Aynı dönemin başında dış ticaret dengesi 2 milyar dolar açık verirken, 2017’de 489 milyar dolar fazla veren bir düzeye gelmiş.

Çin’in dünya ticareti içindeki payı da sürekli artmış; toplam ihracat içindeki payı, 1983’te yüzde 1 düzeyinden 2017’de yüzde 13,5’e yükselmiş. Aynı dönemde, ABD’nin toplam küresel ihracat içindeki payı yüzde 11,2’den yüzde 9’a gerilemiş. Böylece Çin dünya ihracat klasmanında birinci sıraya yerleşmiş (Dünya Ticaret Örgütü’nün 2018 verileri). Ergin Yıldızoğlu / Gazeteci-yazar

YAZININ TAMAMI İÇİN KAYNAĞINI YIKLAYIN LÜTFEN:
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46692891

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here