ABD işdünyasında çöküş

– ABD iş dünyasındaki bu çöküş hala gündemde. Nasıl başladı?
– Skandalların en çarpıcı ve gürültülü olanı aniden iflas eden Enron şirketiydi. ABD’nin 100 milyar dolar ve üzerinde satış yapan 50 firmasından biri olarak `Fortune’ sıralamasında yer alıp, altı yıl üst üste gene `Fortune’ın en yaratıcı şirketi olarak seçtiği Enron, yaklaşık bir yıl önce piyasa değeri 90 milyar dolarlık bir erime ile iflas etti. Bu çöküşün ardından Enron’un hisselerinin değerini artırmak için usulsüz işlemler gerçekleştirdiği ve muhasebe yolsuzlukları yaptığı ortaya çıktı. Enron’un bütçesinde özel amaçla kurulmuş birimlere kaydırdığı borçlarını gizleyerek, yaptığı iş ortaklıklarından oluşan mali yükünü gizlemeyi başardığı böylece de yatırımcıları ve piyasadaki ortaklarını sürekli kâr ettiği ve büyüdüğü yönünde yanılttığı ortaya çıktı. Geçen bir yıllık zaman içinde şirketlerin mali riskini gizleyen bu muhasebe yönteminin ABD’nin pek çok saygın ve büyük şirketi tarafından hisse değerlerini abratmak ve şirketleri mali açıdan güçlü göstermek için kullanıldığı ortaya çıktı. Bu yöntemin kullanılmasına ve kabul görmesine Arthur Andersen gibi saygın adledilen muhasebe şirketlerinin de ortak olduğu görüldü.


Bir dizi iflaslar ve skandallar Enron’u izledi. Bir yandan Arthur Andersen, Goldman Sachs gibi köklü muhasebe firmalarının usulsüzlüklere ortaklığı, diğer yandan da WorldCom gibi dünün görkemli şirketlerinin iflas etmesi ABD’deki hisse piyasası ve getirdiği kapitalist düzenin başarısına ilişkin bizleri yeni sorular sormaya yöneltiyor.


İkibinli yılların başında internet şirketlerinin iflası ile başlayıp Enron ile sarsılan ve halen devam eden ekonomik çözülmenin ve hisse piyasalarındaki dalgalanmanın düşündürdüğü önemli iki tartışma konusu var.  Birincisi, ilgili dalgalanmanın ve artan iflaslarla gelen çözülmenin genelde borsa hareketleri, özelde ise teknoloji üretiminin ve kullanımının niteliğinden kaynaklanan geçici ve olağan bir durum olup olmadığı konusu. İkinicisi ise, ABD gibi gelişmiş bir pazar mekanizmasındaki etkin denetlemeye rağmen yolsuzluğun ve kötüye kullanmanın neden önlenemediği meselesi.


– Şimdi bu iki tartışma konusunu irdeleyelim mi?
– Bilişim teknolojileri ve telekomünikasyon alanındaki iyimser tahminlere dayalı yatırım patlaması ABD’de 1990’lı yıllarda büyük hisse değerleri artışına yol açtı. Yeni teknolojilerden beklentiler ve tahminler bu alanda ürünlere olan talebin de hızla artacağı varsayımı ile büyük değerlerin borsada teknoloji şirketlerine yönelmesini sağladı. Özellikle telekomünikasyon şirketleri bu sektörde devletin özelleştirme politikası ile artan rekabet ortamında kıran kırana bir mücadeleye girerek kâr paylarını düşürdüler. Yüksek yatırım akışına karşılık yavaş pazarlanabilir ürün üretimi ve talep artışı ekonomideki yavaşlama ile beraber büyük bir çöküş ile sonuçlandı. Geçen 10 yılda yapılan yatırımlar şirketlerin ağır maddi yük altında iflaslarına dönüştü.


Hisse piyasasının kabardığı dönemde kimi şirket yöneticileri, Enron gibi usulsüzlüklere ve sahtekarlıklara dayalı bir düzen kurup hisse piyasalarındaki hızlı artıştan faydalandılar ve bu süreci kamçıladılar. Kimi yöneticiler ise dar görüşlü becerisizlikleri ile yanlış hesaplar yapıp büyük maddi riskler altına girdiler. Artan rekabet ve şişirilmiş borsa değerlerinin patlaması tıpkı freni patlamış bir araba gibi diğer bilişim ve telekomünikasyon şirketlerini de beraberinde sürükledi. Bu AT&T ve benzeri büyük bilişim ve telekomünikasyon şirketlerinin iflası veya maddi açıdan zor durumda kalması ile halen devam ediyor. Dolayısıyla teknoloji yatırımlarının ürün talebi ve üretimine endekslenemeden yüksek risk ile yapılmış olması, şirketlerin hesapsız büyük yatırımlara girmesi, ve bu eğilimin piyasadaki mali şirketler tarafından kısa dönemli kâr beklentileri ile kamçılanıp pazarlanması teknoloji ağırlıklı hisselerdeki çöküşün ana nedenleri oldu.


İkinci tartışma konumuza dönersek; Enron gibi şirketlerin hissedarlarını ve çalışanlarını kötüye kullanması yeniden piyasa denetiminin etkinliğinin sorgulanmasını gündeme getirdi. Bu açıdan Enron devinin erimesini büyük bir buzula benzetmek mümkün. Herkes şimdiye kadar buzulun su yüzündeki parlak ve ihtişamlı kısmı ile ilgiliydi. Şirket yönetcilerinin çok yönlü kötüye kullanma, politik kayırma, ve mali yolsuzluklar içinde olduğu, zamanla ortaya çıktı. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in Enron’la içli-dışlı olmasının ötesinde, Cumhuriyetçi Parti’nin enerji politikasını Enron lehine belirlediği bile iddia edildi. Bu arada iş ve politika kayırmacılığının Cumhuriyetçi Parti ile de sınırlı olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. 20 Ocak 2002 tarihli New York Times’da çıkan Louis Uchitelle imzalı araştırmaya göre ABD Temsilciler Meclisi’nin yüzde yetmişe yakın üyesi Enron’un cömert maddi yardımlarını 90’lı yılların başından beri memnuniyetle kabul etmiş bulunuyorlar.


– ABD kapitalizmi için spekülatif kabarmalara dayalı patlamalar ve krizlerle birlikte gelen şirket iflasları yeni bir olgu sayılmaz. Son yaşananları nasıl açıklanabilir?
– ABD’de piyasayı düzenleyici kurallar getiren, şirketlerin açıklık ve şeffaflık ilkelerine göre davranmasını sağlayacak organlar ve kurallar var. Bunların başında SEC (Securities and Exchange Commission) geliyor. ABD’deki tartışmalar şirket yöneticilerinin yolsuzluklara karşı nasıl denetlenecekleri, bu süreçte yönetim kurullarının nasıl daha etkili olacağı, yönetim kurullarına dışardan atanan üylerin sayıları ve muhasebe yolsuzluklarının nasıl önleneceği gibi geniş bir yelpaze içeriyor. Fakat öte yandan da Enron ile apaçık ortaya çıkan liberal kapitalizmin karanlık yüzünün amansız girişmci dinamizmi ile karmaşık bir biçimde ötüştüğünü kabul etmek gerekiyor. ABD kapitalizmi için spekülatif kabarmalara dayalı patlamalar ve krizlerle birlikte gelen şirket iflasları yeni bir olgu değil. Tam tersine ABD ekonomisinin özündeki dinamizm bu. ABD bir yandan iç tüketim için gerekli geleneksel sanayi ürünlerini Uzakdoğu pazarlarından (özellikle Çin’den) ucuza sağlarken, her yıl ülkeye net sermaye girişi sağlamayı da başarıyor.


Ancak kapitalizmin yaşam kaynağı olan girişimcilerin becerileri, sahtekarlıkları ve/veya ahmaklıkları ile içli-dışlı olan bu piyasa dalgalanmaları ve ardından gelen çöküşler, hem liberal kapitalizm savunucularına hem de ona öykünenlere liberal kapitalizm hakkında pek çok yeni dersler çıkarmaya, yeni sorular sormaya, ve şirketleri ve yöneticilerini denetleyici ve düzenleyici reformları geliştirmeye yöneltecek zenginlikte malzeme de içeriyor. Burada konu demokraside özgürlükler ile polis denetiminin dengesine benziyor: Ne kadar denetim girişimcilerin risk alması ve yeni yatırımlara yönelmesini engellemeden kurallara uyumu teşvik eder? Dürüstlük, risk alma ve hilekarlık arasındaki bireysel girişimci güdüleri nasıl verimli yönde, yaygın çıkarlar için denetlenebilir ve piyasalarda güven ortamı yaratılabilir?


– Türkiye’den bakıldığında ABD’de yaşananlar nasıl algılanıyor?
– Borsada eriyen paranın büyüklüğünün ötesinde, Türkiye’den bakanlar için ABD’de yaşananlar sıradan görünüyor olabilir. Yolsuzlukların kol gezdiği, bankaların politikacılar ve yandaşları ile boşaltılıp, alınıp satıldığı, devlet ihalelerinin hükümet partileri ve onların çıkar çevrelerince paylaşıldığı Türkiye’de şirket iflasları, muhasebe yolsuzlukları, politikacıların ve işadamlarının ahbaplığı ile oluşan gizli pazarlıklar da olağan sayılır oldu yıllardır. Ekonomide liberalleşmeye 1980’lerde başlamasına rağmen, piyasalardaki değişime, devlet ve rüşvet güdümlü eksik kurumsal ve yasal çerçeve ile yalpalayarak ayak uyduran Türkiye, ne yazık ki ancak ekonomi son 2001 krizi ile sıfırlanıp, IMF’nin taksitli kredisine muhtaç kalınca, zorlama reçetelerle bankacılık, devlet ihalesi ve özelleştirme vb. yasalarında düzenlemeye gitmeye başladı. Bu anlamda Türkiye henüz piyasa mekanizmasının olmadığı ama kurulmaya çalışıldığı bir ülke. Dolayısıyla Türkiye ve ABD arasında birebir bir benzetme yapmak oldukça yanıltıcı. Zira piyasayı denetleyen kurumların ve yasaların gelişmişliğinin ötesinde, ABD kapitalizminin çapı, yatay ve dikey sektörel komposizyonu, sermayenin ve iş gücünün ülke çapındaki hareketliliği piyasalardaki şoku emebilecek ve yeniden dağıtacak güçte.


– Peki borsadaki bu patlamalardan oluşan değerler kime gidiyor? Kim kazanıyor kim kaybediyor?
– Burada çelişkili de olsa aynı anda gerçekleşen bir olgu var. Birinicisi ABD’de işçi ortaklığı ve hisse senetleri piyasası ile şişirilmiş piyasa değerinin görece daha yaygın el değişimi ve paylaşımı söz konusu. Aynı zamanda hisse piyasalarındaki çöküşe ve şirket iflaslarına rağmen teknoloji yatırımları ekonomide uzun dönem teknolojik sıçramalara imkan sağlıyor. Dolayısıyla teknoloji yatırımlarının getirileri daha uzun erimli dalgalar şeklinde dikey ve yatay olarak farklı zaman ve sektör dilimlerinde gerçekleşebiliyor. Bu ise uzun dönemde teknolojik yenilikler ve verimlilik artışını sağlıyor. Fakat buna rağmen bir başka, uzun dönemde tehlikeli, süreç de işliyor. Giderek artan oranda mali piyasalar ve ilgili kuruluşlar üretimden değer aktarımı yapıyorlar. Bu artı değer paylaşımında üretim sektörünün ve çalışanlarının görece kaybı olurken, mali piyasa ve şirket denetiminde yeralanların payları giderek da artıyor. Bu eğilim sadece ABD’de değil aynı zamanda küresel ölçekte çalışanlar ve sektörler bazında gelir dağılımındaki uçurumları artırıcı, üretime sermaye akışını daraltıcı bir etkiye sahip oluyor.


_____________
* School of Management, Royal Holloway University of London


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


– ‘ABD Anayasası Patara’dan’


– Çocuklar öldürülmesin!


‘- ‘Bir Gün Mutlaka’


– ‘Derin devlet sorunları çözmek istemiyor’


– Kaş’taki gözyaşı


– ‘Son 15 yılda bilinçte sıçradık’


– Piref. H. Ökkeş ile ‘dörtköşe’ sohbet…


– Sorgun Ormanı’nı kurtaralım


– Devrim Bize Yakışırdı!


– G-8 protestosundan gözlemler…


-Başkaların hayalleri…


– Hurafeler gölgesinde Gelibolu…


Çokuluslu tekellere karşı ‘Adil Ticaret’


– Kuzey çikolata, Güney ekmek derdinde


– Fokları, katliamdan kurtaralım!


– Nükleer denemelerin faturası: Doğal felaketler


-Türkiye’de de nükleer silah istemiyoruz!


 – Çocuk işçiler


– İsrail dünyanın 6’ncı büyük nükleer silahına sahip!


– Faşizm neden Almanya’da kök saldı?


– Demirel davasında tekelci medya da suçludur


   

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.