ABD ipten bir gün vazgeçecek mi?

İdam cezalarında ABD cezaevleri bu yeni yıla hızlı girdi: Yılbaşından bu yana, 45 günde 7 idam cezası infaz edilerek adalet gitti gitti, yerini buldu!

ABD’de, eyaletlerin bazılarında yasak olmakla beraber, ölüm cezası uygulaması yılda ortalama 100 kadar insanı cezaevi infaz odalarında, modern tekniklerle, yaşamından ediyor.

2010 yılına gireli, şunun şurasında epi topu 45 gün olmuşken, daha şimdiden Amerikan cezaevlerinde “modern yöntemlerle” adaletin tecellisi için boğazlanan insan sayısı bu kadar… Bu yazının yazıldığı sırada “infaz kuyruğuna sokulmuş ve Şubat ayı sonuna kadar ölerek adalete bedel ödeyeceklerin sayısı, eğer bir son dakika gelişmesi olmazsa, 11 kişidir. Belki siz bu yazıyı okurken, birisi daha elektrikli sandalyeye oturtulmuş, yahut damarına zehir şırıngası batırılmış veya ipe çekilmiştir. Bu sayı, 11 kişi, toplam ölüm bekleyenlere kıyaslanırsa hiçbir şeydir: ABD’nin tamamında 3279 mahkûm “tavuk gibi boğazlanmayı” bekliyor, hukukî işlemler için hücrelerinde gün sayarak…

Artık sıradan adli bir işlem durumundaki idam cezası uygulaması sessiz sedasız, işte öylecene, oluveriyor. Amerikalı’nın başka işlerle meşgûl olan hafızasında bu cezaların adı sanı yer etmediği gibi, eğer idam olunan üzerinde bir basın etiketi yoksa, şöhret sahibi değilse açıkçası, kamuoyunun kılı kıpırdamıyor. Sanırsınız ki cezaevinde sıradan bir işlem yapılmaktadır, hani duvarların boya zamanı gelmiş ve badanacı fırçasını kovaya sokuvermiştir; böylesine kolay ve çabuk oluverir her şey…

Yıllar evvel, 2001’de “Oklahoma bombacısı” diye adı geçen soğukkanlı terörist, katil kişiliğinden dolayı ruh hastası olduğu teşhis edilen Timothy McVeign, Indiana’nın Terre Haute kasabası cezaevinde damarına zehir şırınga zerk edilerek öldürülünce, diğer deyişle ondan kamuoyunun beklediği adalet geri alınınca bundan herkesin haberi olmuştu; yoksa hiç…
ABD’de yılda 50 ile 100 arasında mahkûm ölüm cezasını “hak ettikleri” gibi çekiyor; “Yaşasın adalet” diye…
Adalet için öldürülenlerin büyük çoğunluğu beyaz erkeklerden oluşuyor, zenci mahkûmlar ikinci sırada geliyor. En çok ceza güney eyaletlerinde verilirken, gelişmiş ve daha endüstriyel sayılan kuzey kesiminde ölüm cezalarına daha az rast geliniyor. Mahkemelerin yılda verdikleri idam kararlarının ortalaması 200 dosyaya ulaşmış durumda görünüyor.
Bununla beraber son yıllarda mahkemeler daha az idam cezasına kalem kırmakta eğilimli… ABD Adalet Bakanlığı’nın resmi verilerinden hareket edilirse, 10 yıl önce yılda 195 idam kararı alınırken, bu sayı geçen yıl 100’e kadar inmiş durumda. Meraklısı için derli toplu ve sayısal veri almak üzere http://www.deathpenaltyinfo.org adlı bilgisunar-internet sitesi önerilebilir. Daha fazla rakamı ortaya döküp can sıkmamalı…

Asıl önemlisi, bana göre daha çok üzerinde durulması gereken şey Amerikalı’nın idam cezasından yana olmasıdır. Amerikan Sivil Özgürlük Hareketi ve liberal-demokratların, solcu aydınların tepkisine karşın halkın idam cezasından yana olduğunu görmek Jeffersonian demokrasiye sahip bu kıta-ülkede şaşırtıcı geliyor, hem de bir bakıma hiç şaşırtmıyor; tuhaf bir tersine gerçeklikle karşı karşıya olunduğu açıkça belli…

İlkokullar seviyesine kadar gençliğin, idam cezasına gönüllü ve yandaş olup böyle yetişmesi asıl ilginç olanıdır. Yaşam sevincini insan gönüllerinde besleyip büyütmek yerine genç insanlara ölümün bir karşılık ve bedel olduğu, olabileceği inancını yerleştirmek, birinin ölerek hatasının karşılığını ödemek gerektiğini öğretmek, geleceğimiz için bir kokuşmanın ilk işaretidir.

Ölüme hayran bir insanlık tasarısıdır, bu yaşanan…

Geçen günlerin birinde, “The Chicago Tribune” gazetesinin okur köşesinde, hatta durunuz durunuz, daha doğrusu o gazetenin “Sınıfın Sesi: Öğrencilerden Mektuplar” diye ayrılmış sütunlarında iki öğrencinin mektubu yayınlandı. (Sat., February 13, 2010, Sec.1, p.21)

Jill Abbott adlı Illinois Eyaleti Elgin Ortaokulu öğrencisi bir kızcağız, yazacak şey kalmamış gibi, “Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü” sözünden mülhem, diyordu ki, “Ölüm cezası iyi birşeydir. Eğer biri birisini öldürdü ise aynı cezayı almalı, hak ettiği bu olmalıdır…” Mektup bu minvâl üzre devam ediyordu; İngilizce’de bla bla bla dedikleri gibi… Fındık kabuğunu doldurmaz şeylerle… Bir başka genç çocuktan, Praire Ortaokulu’ndaki Alyssa Messina adlı kızdan da idam cezasını onaylar görünen mektup o sayfaya gelince, artık ötesi yok, ruhumuz karanlık kuyularda kalıyor. Bu gençlerin ölümü başkasına revâ görmesini hangi tarafından ele almalıdır, yanıtı zor bir sorudur bu…
Bu kıtada böyle de Türkiye’de durum farklı mı?

AB uyum paketi çerçevesinde idam cezasının TCK’dan çıkarılmasına karşın, hâlâ ülkede idamın geri gelmesini, hatta “icabında ortalıktaki pislikler temizlenene kadar geçici olarak uygulanmasını” ve sonra, gerekirse yine “idamın kaldırılmasını ama gerektikçe dolaptan yağlı ilmeğin çıkarılmasını” isteyenler yok mu?

“Sallandıracaksın bir ikisini, bak ortalık nasıl düzelir, asayiş berkemâl olur!” diyeni; “Asmayalım da besleyelim mi” diye sorup referandum talep edeni hep aramızdan çıkmadı mı?

ABD’ye gelmeden önceki son iki yılımda, 2007-2008-2009 öğretim sömestirlerinde, Kadir Has Üniversitesi Cibali Merkez Kampüsü’nde siyaset felsefesi-medya ve sosyoloji esasına dayanan dersler vermiştim. Sınıflarımda elliye yakın öğrenci bulunuyordu; değişik fakültelerden bu seçmeli ders için toplanmış genç, gencecik çocuklar… Sınıfta kimi zaman anket gibi bir sorgulamayla ortalama görüşü öğrenmeye merak duyduğum, “Bakalım çocuklar bu konuda ne düşünüyor” diye soru yönelttiğim olmuştur. İdam cezası üzerine onlara görüşlerini sorduğumda, aldığım yanıtları bugün dahi unutamıyorum. Öğrencilerimden idamdan yana el kaldırdıklarına tanık olmak, şaşırtıcıydı. Dahası, el kaldırıp yağlı ilmiğin darağacında sallanmasını tekrar görmek isteyenler arasında kız öğrencileri bulmak da vardı.

Dostlarım, idam cezası, kalabalıkların-kitlenin kendi başına ve kendiliğinden yapacağı linç yerine devletin yaptığından başkası değildir.

Linç ve idamın, insanlığın defterinden tümüyle silinmesi için daha ne kadar beklenecektir, bilinmez!
Bana kalırsa, bu beklemenin süresi linç ve nefret duygusunun kitlelerden silineceği güne, insan ruhunun o efsanevî kurtuluş gününe kadar uzayacaktır. Ruhun olgunlaşması zor birşeydir de, ondan…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.