ABD nereye koşuyor?

Bush’un ikinci kez başkanlık koltuğuna oturmasından sonra Ortadoğu projesine kalındığı yerden devam edileceği bekleniyordu. Irak’taki sözde demokrasiye geçişin ardından “ABD gittiği her yere demokrasi, özgürlük ve huzur getiriyor” söylemlerinin hızı arttı. 


Irak’ta yapılan ve adına seçim denilen sandığa gitme oyunu ise ABD’nin işgal ettiği Irak’ta sömürge yönetimine başladığının en belirgin kanıtı. ABD, bu seçimleri kendi halkına ve tüm dünyaya istediği kadar demokrasinin başarısı olarak göstermeye çalışsın, Irak’taki kukla yönetim istediği kadar Bush’u özgürlük sembolü olarak görsün, istediği kadar Irak topraklarına Bush’un heykelini diksin, gerçek değişmez. Görünen o ki, kısa vadede ABD, Irak’tan çekilmeyecek. Irak’taki iç kanama daha uzun yıllar devam edecek.


Diğer yandan ABD için kısa vadede çözülmesi zor görülen ekonomik kriz de söz konusu. Baba Bush, 1992 seçiminde, Irak’ı yenmiş, ancak ekonomiye yenilmiş ve seçimi kaybetmişti. Oğul Bush  daha temkinli davranarak ikinci kez başkanlık koltuğuna oturdu ama ekonomik göstergeler onun için de olumlu değil. Eğer içinde olduğu ekonomik krizden kurtulamazsa, ABD’yi zor günler bekliyor.


Amerikan dolarının euro karşısında gerilemesi, güvenilirliğini ve prestijini kaybetmesi ABD ekonomisini kötü etkiliyor. ABD tarihinde en yüksek orana ulaşan dış borçları yüzünden ciddi bir krizin içinde. Ülkede işsizlik ve yoksulluk  en yüksek düzeye ulaşmış durumda. Askeri harcamaların yüksekliği de cabası.


Ortadoğu Projesi, kriz içinde olan ABD ekonomisini düzeltmek ve dolayısıyla kapitalizmin devamını sağlamak için yaratılan bir umut. Bu yüzden kapitalizmle beslenen diğer ülkeler de Bush’un arkasında yer almaktan geri kalamıyor.


Irak’ın, 112 milyar varil petrol rezervi ile Suudi Arabistan’dan sonra dünyanın en büyük petrol rezervine sahip olması ABD’nin iştahını kabartıyordu. Ayrıca Ortadoğu’da İsrail’e karşı direniş gösterecek güç olarak gördüğü Irak’ı susturmak da gerekliydi. ABD yönetimi Irak için savaş hazırlıkları yaparken bir yandan da İran’daki rejimden rahatsız olduğunu söylemeden edemiyordu. Irak’tan sonra sıranın İran’a geleceğinin sinyalleri o günlerde veriliyordu. 


Gerçi sudan sebeplerle işgal ettikleri Irak topraklarında güçlü bir direnişle karşılaşan ABD, İran’dan korkuyor. ABD yetkililerinin, İran’daki nükleer silâh üretiminin kaldırılması istemine, İran’daki molla rejiminin tavrı çok net ve sert. İranlılar “Burası Irak değil, bizde Iraklı değiliz” deyip, ABD’ye “geleceğiniz varsa göreceğiniz de var” mesajını iletiyor.


Gerçekten de İran, Irak’a benzemez. İran’ın eski bir uygarlık olduğunu, tarihi boyunca sömürge olmadan yaşadığını, bugüne kadar Büyük İskender ve Yavuz Sultan Selim gibi topu topu iki kumandanın İran’a karşı sefer yapıp başarılı olabildiğini bir yana bırakalım; İran coğrafî bakımdan da Irak’a göre çok farklıdır. Daha dağlıktır ve bu yüzden Amerikalı Coniler için pek uygun bir yer değildir. ABD, Irak’taki direnişi kıramazken İran’da benzer bir duruma karşı koyamaz.


Gerçi dış güçlerin İran üzerindeki ilk politikası bu değil kuşkusuz. Çok eski tarihlere değil, geçen yüzyılın ilk yarısından başlayarak İran tarihine bakarsak, bugünlere nasıl gelindiğini anlamak zor olmaz. Buradaki darbeler ve yönetimlerin altında hep ABD’nin parmağının olduğunu görmemek körlük olur.


Ama acaba ABD başarılı olmak istiyor mu? Başarısız ve yalancı olduğu halde bu yönetimin tekrar seçilmesi için büyük dolapların döndüğünü basından takip ettik. Neden ABD kazanamayacağı kesin olduğu halde savaşlara girmekte bu denli hevesli? Tamam, komplo teorisyenlerine yüz vermeyelim de, ABD’nin hareket tarzı “benden sonra tufan” haricinde mantıklı hiçbir çıkarıma uymuyor. ABD’nin resesyondan kurtulmak için Pearl Harbor’a baskın yapılmasına göz yumması gibi bir şaşırtmaca ile karşı karşıya olup olmadığımızı zaman gösterecek.


ABD ekonomisinin karşısında Çin, AB, yanına iyi bir yandaş arayan Rusya, nüfus potansiyeli ve soyut matematikçilerinin başarısı dolayısıyla ABD’nin şu anda en güvendiği para kaynağı “software” pazarını baltalayabilecek Hindistan gibi tehlikeler var. Afganistan, Kuzey Kore, Irak ve gittikçe yaydığı ateş karşısında ABD daha ne kadar dayanacak? Belirli bir tarihe kadar mı, yoksa bu “keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” işi bir oyalama taktiği mi? Hep birlikte göreceğiz Çünkü gidişat o kadar uzun boylu olmadığını gösteriyor.


www.birsenaltiner.com


 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here