ABD ve NATO darbenin neresinde?

YUSUF YAVUZ/ AÇIK GAZETE
-Brüksel’de NATO karargahı yakınlarındaki lüks tarikat evinde kalan subaylar kimlerdi?
-NATO ve Gladyo darbe girişiminin neresinde?
-FETÖ’nün bu kamikaze saldırısını kendi inisiyatifi ile başlattığını düşünmek gerçek dışı.
-Alman basınında FETÖ örgütünün darbe girişimi üzerine neden yayın yok?
-Tek bir düşman resmine odaklanarak olanları anlamak mümkün değil.

Araştırmacı Erhan Ünal, darbe girişimi sonrası sorulmayanları sordu. 15 Temmuz gecesi yaşananları bir de böyle okuyun…
15 Temmuz gecesi yaşanan darbe şokunu atlatamayan Türkiye’de devletin hemen hemen bütün kurumlarında büyük bir tasfiye başladı. Yaşam adeta darbe girişiminin nedeni ve sonuçları üzerine yeniden biçimlendiriliyor. Ancak bütün ülkeyi uçurumun kıyısına getiren darbe girişimi hakkında her kafadan ayrı bir ses çıkması, toplumsal barış için de önemli bir tehdit halini almaya başladı…
 
Araştırmacı Erhan Ünal, Türk halkına sağduyulu davranma çağrısı yaptığı değerlendirmesinde, darbe kalkışmasıyla ilgili gündeme gelmeyen soruların peşine düştü ve şu soruları sordu: “ABD’nin Türkiye’deki önemli gizli operatif güçlerinden olan  Gladyo ve FETÖ birimlerini birbirinden ayrı ayrı harekete geçirdiğini düşünebilirmiyiz? Hükümetin FETÖ’cülere karşı girişimlerini yavaşlatmak için ABD’nin bir sonraki hamlesi, DAEŞ veya PKK’nın kitlesel saldırılarını başlatmak mı olacak?”
 
Darbe sonrası yaşanan tartışmalara değinen Ünal, Türk halkının kesin hatlarla bölündüğü bir dönemde kafalardaki tek düşmana odaklanarak olup bitenleri anlamanın mümkün olmadığını dile getirdiği değerlendirmesinde, darbe girişiminin ardından özellikle Alman basınında Fethulah Gülen’e ilişkin yayın olmamasına dikkat çekti.
 
İşte Araştırmacı Erhan Ünal’ın “Şeytan bunun neresinde” diye sorduğu o çarpıcı değerlendirmesi…
 
ABD’YE SADAKATİN SORUMLULUĞUNDALAR
“Üç gündür ülkemiz hain bir ‘yabancı’ saldırının hedefi olmuş durumda. Pek çok insanımız hayatını, aileleri sevdiklerini, çocuklar babalarını kaybetti. Acımız büyük… Bu yabancı unsurlar derin bir aidiyet duygusuyla temsil ettiklerine inandıkları ‘üstün medeniyetin’ emrinde Türk halkına ateş açtılar. ‘Hain’ kelimesini kullanmayı bu açıdan doğru bulmuyorum çünkü onlar, kendilerini bu sözde ‘geri ülke Türkiye’nin’ değil, çok daha ileri olduğuna inanmış oldukları ‘Üstün medeniyet’ ABD’ye ait ve de sadakat sorumluluğunda görüyorlar.
Herkes televizyonlara kitlendi ya da diğer kaynaklardan neler olup bittiğini öğrenmeye ve daha da zoru, anlamaya çalışıyor.
 
FETHULLAH GÜLEN, BU DIŞ SALDIRININ KOÇBAŞI DURUMUNDA
Anlaşılan o ki Amerika Birleşik Devletleri’nde karargahını kurmuş olan Fethullah Gülen gizli örgütü, bu dış saldırının koçbaşı durumunda. Bu dış güç, bunca yılda özenle semirtip büyüttüğü, sabırla ve titizlikle devletin tüm güç merkezlerine yerleştirdiği elemanlarını, operasyonel bir harekata topyekün sürmüş ya da sürmek zorunda kalmış gibi görünüyor.
 
Darbe uzmanı değilim. Neden başarılı olamadılar sorusunu cevaplamayı o ‘darbe uzmanlarına’ bırakıyorum. Zaten onlar da bu görevi ilk günden itibaren titizlikle ve ara vermeden yapıyorlar.
 
Kırk yılını yurt dışında geçirmiş ve orada çeşitli seviyelerde hep politika ile ilgili, bazen de iç içe olmuş birisi olarak bildiklerim üzerinden giderek, aydınlatılmasına acilen ihtiyaç olduğuna inandığım birkaç noktaya dikkatleri çekmek istiyorum.
 
TÜRK ORDUSU NATO’NUN SIKI DENETİMİNDE
Amerika Birleşik Devletleri ve onun kontrol ve yönetiminde olan NATO, Türk ordusunu da sıkı bir şekilde denetimi altında tutar. ABD’den sonra, NATO sisteminin şemsiyesi altındaki en etkili ülkelerden ne Almanya, ne de İngiltere bu yoğun ve çok sıkı denetimin ağının dışında hareket edemez.
 
BRÜKSEL’DEKİ LÜKS TARİKAT EVİNDE KALAN SUBAYLAR KİMDİ
NATO sisteminin sadece askeri bir savunma birliği olmayıp, paydaşı olan ülkelerin politik yapılanma ve yönetim biçimleri üzerinde de alabildiğine etkin bir konumu olduğunu, ilk okul çocuklarının dışında bilmeyen kalmadı sanırım. NATO’nun, özellikle politik açıdan konumu hassas ülkelerde, tüm önemli bakanlıkları da etkileyebilecek gölge kabineler örgütlediği ve devlet kurumlarında ‘etki birimleri’ oluşturduğu da fazlasıyla yazılıp çizildi. Bütün bunlara ilave olarak ‘Gladyo’ tipinde askeri vurucu birimlerin pek çok NATO ülkesinde bulunduğu ve örtülü operasyonlarda kullanıldığı biliniyor. Hele biz Türkler bu tür ‘örtülü’ NATO operasyonlarına çoklukla hedef olmuş bir toplum olarak derin acılar yaşadık. 1952’lerden başlayarak, Türk Ordusu’nun tüm teammüleri, NATO’nun görevli birimleri tarafından ayrıntılı olarak incelenmiştir. Onlar, orduda olan biten her şeyden haberdardırlar ve bu yüzden etkili müdahale potansiyelleri de çok yüksektir. Orduda ‘tayin ve terfi’ mekanizmalarına etkili olarak müdahil olabildikleri ve NATO’nun kriterlerine uygun görülmeyen kimi değerli generalin erken emekli edilerek, daha üst makamlarda etkili olmalarının önlendikleri de sır değildir. Ordu’da üst rütbelerdeki terfi siteminin ‘iki NATO’dan, bir kıtadan’ şablonuna göre işlediği de subaylar arasında yaygın bir söylemdir. Brüksel’deki NATO karargahında görevli pek çok subayımız bulunmaktadır. Brüksel’e çok yakın mesafelerde bazı tarikatların lüks misafirhanelerinin olduğu ve bu misafirhanelerde zaman zaman bazı subayların kaldığı da bilinenler arasında…
 
NATO VE GLADYO DARBE OPERASYONUNUN NERESİNDE?
Şimdi acil olarak sorulması gereken sorulardan birisini soralım:
– Türk ordusunun bu derece içine yerleşmiş olan NATO ve özellikle de ‘gizli Gladyo birimi’ Cuma akşamı sahnelenen bu ‘ABD operasyonunun! neresindedir? Dışında mı, kenarında mı, içinde mi, yoksa beyninde mi?
 
FETÖ’NÜN BU SALDIRIYI KENDİ İNİFİYATİFİYLE BAŞLATTIĞINI DÜŞÜNMEK GERÇEK DIŞI
Merkezi ABD’de olan, ‘Fethullah Gülen’ gizli casusluk ve operasyon örgütü de küresel olarak alanındaki tek yapılanma değildir. Temel yapılanma amacı, hedef ülkelerdeki politik, sosyal ve ekonomik dokunun tüm sinir merkezlerini ele geçirerek, ana kuruluş CIA’ya bilgi aktarmak ve aldığı direktifler yönünde operasyonlar gerçekleştirmek olan bu orgütün, daha önceleri oluşturulmuş olan kardeş örgütleri de vardır. Güney Kore’de bu görevi çok başarı ile yerine getirerek, artık bu ülkenin merkezi sinir sistemi haline gelmiş olan ‘Moon tarikatı’, en eski örneklerdendir. Ya da ilk olarak ABD’de ortaya salınan ve ardından başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde aynı tarz ve amaçlarla çalışan oldukça etkili ‘Scientology Kilisesi’ bulunmaktadır. Bunlar da aynen FETÖ’cüler gibi ilk bakışta ‘sözde din tabanlı’ örgütler olarak görülürler. Bu örgütler ve daha adını saymadığım diğerleriyle birlikte, CIA örgütüne ait ‘Tasarımlanmış Dinler’ biriminin ürünleridir. Bu demektir ki. ABD’nin dünyadaki her türlü amaç ve hedeflerine ulaşmak amacıyla yaptığı tüm operasyonlar için cepheye sürdüğü, farklı görev alanları için oluşturmuş olduğu çeşitli birimlerden bir tanesi de bu özel amaçlı kuruluşlardır. Doğrudan CIA’nin kontrolünde olan bu kuruluşlardan bir tanesi olarak, gizli ‘FETÖ’ casusuluk ve silahlı operasyon biriminin kendi inisiyatifi ile ve bağımsız olarak bu ağır saldırıyı başlattığını düşünmek yukarıda kısaca sıraladığım sebeplerden dolayı gerçek dışıdır..
 
ABD, KENDİ BESLEDİĞİ BİR KURULUŞUN KAMİKAZE OPERASYONU NA SEYİRCİ KALIR MI?
Sorularımdan ikincisi de bu:
– ABD, 50 yıldır büyük emek verdiği, eğittiği, ülkesinde bizzat CIA ve FBI korumasında tuttuğu, tüm teknik birimlerine atölyeler kurdurduğu, yalnız Türkiye’de değil, Afrika’da ve Asya’daki Türki Cumhuriyetlerde uzun vadede etkili çalışmalar beklediği bu kuruluşun, böylesine bir ‘kamikaze’ operasyonuna, elleri kucağında seyirci kalırmı?..
 
ABD VE NATO’NUN BUNDAN SONRAKİ HAMLESİ NE OLACAK?
Bilinen askeri bir temel prensiptir: Geniş cepheli bir çatışmada, cepheye sürdüğünüz farklı niteliklerdeki birimlerin ortak hareket ve koordinasyonunu sağlamak, yüksek önem taşır. Aksi taktirde vurucu gücü çok yüksek olan bir birim, gerekli olan desteği ya da korumayı, bu iş için görevlendirilmiş öteki birimlerden alamazsa imha olur. Aynen Cuma akşamında olduğu gibi. Ankara ve İstanbul’da alan kontrolünü sağlayamayan darbecilerin, uçaklarının da bir işe yaramadığı gibi.
 
O halde bir diğer soru da şu:
– Hal böyle olunca ABD’nin Türkiye’deki önemli gizli operatif güçlerinden olan, Gladyo ve FETÖ birimlerini birbirinden ayrı ayrı harekete geçirdiğini düşünebilirmiyiz?…
 
Eğer öyle olduysa… FETÖ’cüler kendilerini ‘damdan baş üstü atıp kafalarını kırarken’, NATO’nun Gladyo birimlerinin darbe esnasında ve sonrasında evlerinde oturup televizyonda, olup biteni bira içerek seyrettiklerini düşünebilir miyiz? Bence en yakıcı soru şu:
– NATO’nun Türkiye’deki ‘Gladyo’ birimleri operasyona hangi boyutlarda ve hangi yönde müdahil olmuşlardır ve belki de olmaya devam etmektedirler?
 
Sorulara devam edersek:
– Operasyonun arkasında olduğu kesin olan ABD ve NATO’nun olanları takip eden diğer hamlesi ne olacaktır?
 
– Ordudaki NATO’cular bu korkunç saldırının neresindeler?..
 
– Orduda varlığı bilinen ve görünmez bağlarla başka dış güçlerle irtibat alinde olan diğer bazı azınlık gruplar bu saldırının neresindeler ya da şu anki tutumları nedir?
 
– Hükümetin FETÖ’cülere karşı girişimlerini yavaşlatmak için ABD’nin bir sonraki hamlesi, Daeş veya PKK’nın kitlesel saldırılarını başlatmak mı olacak?
 
– Ve… son olarak soralım ‘Şeytan bütün bunların neresinde?’
 
TEK DÜŞMAN RESMİNE ODAKLANARAK OLANLARI ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL

Günümüzde son derece keskin bir çizgiyle ikiye bölünmüş olan Türkiye halkının, koyu bir nefret nedeniyle görüş alanı kararmış değerli üyelerine sesleniyorum: Lütfen kafalarınızı kaldırın ve olanlara daha yukarıdan ve geniş açılı bakmaya çalışın. Kafasındaki tek bir düşman resmiyle, sadece burununun ucuna odaklanmış olanların, olan biteni kavramaları mümkün değildir. Hiçbir şey, ilk göründüğü şekliyle gerçeği yansıtmaz. Ülkemiz üzerine oynanan oyun, son perdeye doğru yaklaşıyor. Eğer müdahil olmak isteyenler varsa, onların açık ve sağlıklı bir bakış açısı kazanmaya çalışmaları acil olarak gereklidir, kaçınılmazdır.
ALMAN BASININDA FETÖ ÖRGÜTÜNÜN DARBE GİRİŞİMİ ÜZERİNE NEDEN YAYIN YOK
Yabancı medyayı, özellikle Alman medyasını sürekli takip ediyorum. FETÖ’cü örgütün darbe girişimi üzerine tek kelime yok. Alman medyası ülkemdeki kimi ‘aydınların’ hoşuna gideceği gibi, devamlı olarak ‘Cumhurbaşkanı ve hükümetin’ bu tiyatroyu sahnelediğini iddia ediyorlar. O Almanya’ki FETÖ ile çoktan anlaşmış ve görev bölümü yapmıştır. Almanya orada yaşayan Türkler’i, hiçbir politik ve sosyal sorun çıkarmamaları için, FETÖ örgütünün kontrolüne devretmiştir. FETÖ örgütü, Almanya’da devletin görünmeyen desteği ile çok populer bir konuma yükselmiş ve Türk çocuklarının eğitim programları ile kurumları üzerine ciddi söz sahibi durumuna getirilmiştir. FETÖ’cülerin kurduğu dernek olan F.İ.D (Forum für İnterkulturellen Dialog e.V.) nin onur başkanı, Alman Parlamentosu’nun eski başkanlarından Bayan Rita Süssmuth’dur. Almanya’da eğitim konusunda okulları ve dersaneleriyle, alabildiğine faal olan bir diğer FETÖ kuruluşu TÜDESB’in toplantılarına tanınmış Alman politikacılar ve bakanlar sürekli katılırlar. Bu duruma bir de Almanya’nın da patronu olan ABD’nin, Gülen örgütünün hamisi ve sahibi olduğunu ilave ederseniz, ‘batı medyasından’ Gülen aleyhine tek kelime akıllı bir laf duyamazsınız. Tersine olarak bu gün haberlerde, ABD dışişleri bakanı Kerry’nin, Türkiye’ye aba altından sopa göstermeye başladığını duyuyoruz. ABD, şimdiden ordudaki temizliğin sınırlı tutulması(!) için baskıya başladı bile…
 
ABD, AB VE NATO: ÇEKİN ELLERİNİZİ ÜZERİMİZDEN!
Ben, ABD, AB ve tabii’ki NATO’ya bütün gücümle sesleniyor ve farkındalık oranı yüksek olan her vatandaşımı sesini yükseltmeye davet ediyorum: Çekin ellerinizi üzerimizden!… Sorunlarımızın kaynağı çok büyük bir oranda sizlersiniz!. Biz sorunlarımızı kendi aramızda bir şekilde hallederiz. Tüm Afrika’yı tükettiniz, babanızın çiftliği haline getirdiniz. Bunun için Afrika’da tam anlamıyla demografik ve sosyal soykırım uygulamaktasınız.
 
GÜZEL ÜLKEMİZDEN UZAK DURUN
Batı Asya’yı yakıp yıktınız!.. Irak, Suriye, Mısır, Libya sizin yüzünüzden yandı, yıkıldı mahvoldu. Milyonlarca insanın ölümüne ve bu katliamın devamına sebep, sizlersiniz. Meşum hedeflerinizi ve o hedeflere ulaşmak için oluşturduğunuz karanlık planlarınızdan haberdarız. Güzel ülkemizden uzak durun!…
Önceki haberAcaip ve ürkünç bir deniz…
Sonraki haberİngiltere’de sendikalar demokratik Türkiye istedi
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × 4 =