ABD’DEN… “Şeddâdî” medyaya karşı yerel gazetecilik

Gazetecilik mesleği, bir ölüm dirim savaşı yaşıyormuş; öyle diyorlar…  Deniyor ki, “Azılı bir rakip olarak karşısına çıkan İnternet’in, bir zamanlar sıska bacakları üzerinde yalpalayan küçük çocuk hâli artık geride kaldı; o, şimdi koşar adımlarla ilerliyor, genişleyip kendisine sınır tanımıyor.”

Bu savlara bazı yönleriyle katılanı var, ayak diremekte olanı var. Kimilerine göre, internet icat oldu olalı, “gazeteci mesleğine yazılamadım” diyen, üzülmemeli… Bundan böyle istediği kadar yazı yazabilir, haber üretir, sayfasına fotoğraf koyar, günce bile tutar, hatta utanıp çekinmezse “Hayatım Roman” sözüyle meraklısı gibi roman anlatmaya bile koyulur. Siyasi inatlaşmanın günah odasında hesabını çıkarttığı gibi, keyfe keder sayılacak biçimde, “Ben çocukken çelik çomak oynardım, sen de benim bisikletime binerdin!” gibisinden itişir, kakışır. Ona engel yok artık; kim mani olur?

Ne, “Başlık-Manşet Düşmanı” yazı işleri müdürleri var, onların başında; ne de, şurası kısa olmuş, burası uzun diyen birisi.

Bu sözümüzden, şimdi ekranda olduğu gibi, karşınıza aldığınız “Ceride-i Havadis”imiz,  Açık Gazete, “tenzil” olunmuştur.

Allahtan, Açık Gazete’yi gerçek bir gazete yapan Faruk Eskioğlu var! Eskioğlu, başlıklara hiç karışmaz, onları haberden farklı duruma sokan öteki “mutfakçılar” gibi değildir! Yoksa, hâlâ kâğıt ve mürekkep sarhoşluğundan ayılamamış olan bu “Aylak Yazarınız”, internet gazeteciliğine kızgınlığından, belki de yazmazdı. Ama, görüldüğü gibi, vazifemi ihmal etmiyorum…

Rudyard Kipling’in öykülerinde laf gezdirmekten yorulduğunda lâkırdı ebeliğinden kurtulmak için sık sık kullandığı tümceyi ödünç alırsak, onun deyişiyle, “Ama, bunlar başka bir hikâyenin konusudur!”

Sizin gazetecilik merakınız var mı, bilemiyorum ama, nekâhat dönemlerini atlatıp tekrar sıtmaya yakalanmış gibi arkası arkasına gazetecilik hastalığından kopamayanlaradır, sözümüz.

Bu işle ilginiz yoksa da, okuyup öğrenmenizde ne sakınca var, değil mi? Olur a! Gün gelir, sizin de gazeteci damarınız şişer, ayranınız kabarır, iştahanız artar.

***

Amerika’da, gazetecilik mesleği en kötü zamanlarını yaşıyor. “Amerikan Gazete Sahipleri Birliği”nin raporlarından anlaşılıyor ki, geçen yıldan bugüne, günlük gazetelerin toplam tirajı yüzde 3,8 oranında düşmüştür. Sayıları sevmezsiniz, biliyorum; ben de sevmem! Sabır, lütfen:

Kısaca, nerdeyse yüzde 4 tiraj kaybı diyelim…  4 rakamı nedir ki, denmesin; basın endüstrisi için büyük sayıdır…

“The New York Times” gibi, bir iki “Baba Gaste’nin” dışında, tiraj yitirmeyen yok gibi. “Chicago Tribune” ve “Los Angeles Times” biraz okur bile kazanmış, bu arbede içinde…
Ancak “vaziyet-i umumiye” çok fena!

Gazetelerin 1940’dan beri çetelesini tutan NAA adlı ABD Gazete Sahipleri Birliği’nin kayıtlarından anlaşılıyor ki, aslında durum salt 1980’lerde iyiye gitmiştir. O vakitler, Okur gazetesini seviyordu, sabah eline alıp şöyle bir havalandırarak sayfaları açıyor, başparmağını veznedar marifetiyle ıslayıp tek tek çeviriyor, “Hımm! Bakalım Gazetem ne demiş bu olay için…” diye yazılı basına itimat buyuruyordu.

Gazeteler taze baskı kokusu, mürekkep nemi, kâğıt hışırtısı taşıyordu. Şimdi olduğunca, neon ışıklı “casino, hotel, bar, club” tabelası gibi parlaklık içinde ekrana bakılmazdı. Siz bir yazıyı okurken, ekranda birden beliren “Banner”lar, göbek atan reklam spotları, manşetin üzerinden pike yaparak geçen jet uçakları sayfanızda dolaşmazdı.

Kurtuluşunuz yok! Yine, aynı rapordan istatistik “veriler” geliyor; “verilmeyenleri” ardından ben ekleyeceğim:

ABD’de, 1940’da 1878 adet günlük gazete varmış. Bunlar, toplam olarak 41 milyon tiraj alıyordu. Bu arada, nüfusun o zamanlar bugünün yarısı kadar olduğu unutulmasın. 130 milyon! ABD’nin nüfus ibresi  bugün 290’ın biraz üzerinde dolaşıyor…

1987 yılı, haberin gazete okuruyla buluştuğu “Altın Yıl” oldu: 582 gazete 63 milyon insana ulaşıyordu. Sonra düşüş başlıyor…

Bugün gazete sayısı 800 civarında ve 54 milyon tiraj var. Açıkcası ciddi bir tiraj yitimi olmuş, gazete sayısı artmakla beraber okur ortalıktan kaybolmuş. Okur nerde? Yoksa hepsi birden, gizlice ekranda beni mi, okuyor?

Evet! Bugünkü İnternet, TV’nin yapamadığını, gazetecilik mesleğini yapıyor. Umulmayan taş baş yararmış… Durum ABD’de böyle de, sanki başka yerlerde farklı mı? Nilgün Cerrahoğlu’nun Cumhuriyet’te geçen hafta çıkan “Gazeteler ölüyor mu?” başlıklı yazısından anlaşılıyor ki, Fransa’da 33 yıl evvel  Jean-Paul Sartre’ın kurduğu “Libération” Gazetesi üyük bankerlerin kucağına oturmuş bulunuyor; Komünist “L’Humanité” okurdan İmece usulü “5-6 milyon Avro rica ediyor”; “Le Monde” 100 kadar gazeteciyi kapıya buyur ediyor; ötekiler de çığlık çığlığa, “Batıyoruz, yetişin a dostlar!” diye feryat ediyor.

Avrupa gazeteleri yüzde 5,2 okur yitirmiştir. Nedeni internet ve beleşe gazeteciliktir… Ama, telâşa mahâl yok! Yine ABD’deki adı zikrolunmuş aynı raporun sonuçlarından öğreniyoruz ki, gazetelerin toplamında görülen düşüşe karşılık, yerel gazetelerin satışı birazcık artmış bulunuyor; böylece yüreğimize su serpiliyor.

Yerel gazetecilik, bundan anlaşıldığına göre, tırmanışa geçmiştir. Kasabalarda, kentlerde gazetecilik yine gözde meslek oluyor. Zaten, büyük medyanın elindeki kocabaşlar da, durumun ayrımına varıp çoktandır, “Bölge Eki” gibi türevlerini çıkarmıyorlar mıydı?

Medya’nın tepesindeki büyük gazetelerin sayfa sayısını azaltıp yerine bölgesel ağırlığa yer vermelerinin nedeni, açıkcası buydu! Bir zaman, Okurun aklını karıştırmaktan başka şeye yaramayan, okunamayacak sayıda sayfayı abur cuburla doldurmuş gazeteler, ortalıkta görünmüştü. Bana kalırsa, 60 sayfalık bir çerçöp yerine, iyisinden 10-12 sayfa yeter de artar bile… Nitekim, “The Washington Post” Gazetesi’nde Jack Shafer imzalı yorumdan okuyup görüyoruz ki, gazeteler sayfa adetini günbegün azaltıyormuş. Tekrar sayılara gömülmeyelim…

Amerikan gazeteleri artık eskiden olduğu gibi, yok Pazar eki, yok bilmem ne ilavesi vermekten uzaklaşıyordu. İyi de yapıyorlar! Neydi o öyle, elinizde buruşuk marul yaprağına dönen koca fasiküller halindeki gazete kâğıtları… Dolmalık lâhana alır gibi, sayfa adeti fazlalığına bakılıp gazete mi alınırmış?

İşte, yerel gazeteler, en azından okunacak kadar haberle, okunacak sayıda sayfayı büyüklere metazori kabul ettirmişlerdir.

Şükürler olsun, demek, hâlâ gazetecilik odalarının kapıları açık bulunuyor. Hatta, denilebilir ki, ABD’de yerel gazetecilik atağa geçmiş, burun farkıyla öne fırlamıştır. Çünkü, Washington, D.C.,’deki Kongre haberini internet üzerinden ajanslar dünyaya ulaştırırken, Lafayette kasabasındaki yatak, yorganaltı grevine giden karı-koca haberini yazamıyor.
Indiana’daki Wabash Irmağı kenarında son zamanlarda artmış kurbağa vıraklaması haberinden Türkiye’deki okurun merakını uyandıracak bir şey olmadıkça, yerel haber yerel düzeyde kalmaya devam edecektir. Aynı şekilde denilebilir ki, Bodrum Bitez’e dikilecek “Çökertmeden çıktım da Halil’im” heykeli Chicagolu’ya ne yazar? Kasımpaşa hikâyesi, gibi…

Bana kalırsa, küreselleşme kendi karşıtını yaratıyor, daha çok yerellik gerektiren haberler oluşuyor. Tarihi maddecilik diliyle, zıdların birliği!  Zaten, bu yerel haberler içinden küresel boyuta çıkmaya aday olanların önünü kesmek size mi kalmış, o alıp başını gidiyor, küresel okurla buluşuyor. 

Bence, bu yeni süreçte, gazeteciliğin yeni adresi, “yerel gazeteler” olacaktır. Konuya ilgim bu nedenle birden arttı. Bodrum’un yerel gazetesi olan “Gazete Kent”te bir süredir yazıyorum; geçen sayılarından birinde bu yaklaşıma yer veren bir yazım vardı. Övünmek gibi olmasın ama, meraklısına öneririm:  http://www.kenttv.net/kose_yazilari.php?koid=36
Orada yazdığım gibi, tekrar edersek, burnum iyi koku alır… İşte, gazeteci kardeşlere önerim: Yerel gazetelere gidiniz!

Ahlayıp oflayacağınıza, ne olacak bu Babıâli’nin hâli diyeceğinize, yerel gazetelere koşunuz. Bana kalırsa, gazeteciliğin geleceği ordadır. Üstelik yerel gazetelerin, usta ellerde olmak kaydıyla, teknik olanakları, baskı yöntemleri, dünyaya ulaşma becerileri büyüklerden az değildir. Küçümsenmemeli, omuz silkmemelidir. Oralarda, dilerseniz, ne hârikalar yaratırsınız!

En azından, ahbap çavuş klikler elinde gezinen yönetimlerinden içeri adım atamayıp, Bâbil Kulesi gibi gökdelenini caddesinden seyre daldığınız Basın Yolu trafiğinden de kurtulmuş olursunuz.

“Şeddâdî” binaları, onların olsun!
Haber yazmanın yeri yoktur.
Unutmayın! “Sel gider, kumu kalır!”

* YAZARIN KİTAPLARI:
– Bay Konsolos
– Phaselis Adağı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × one =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.