ABD’DEN… ‘Güzin Abla! Ayol, ben şimdi n’apıcam?’

Bana öyle geliyor ki, yabancı bir toplumu anlamanın en iyi yolu, o ülkede yayınlanan gazetelerin “Güzin Abla” köşelerini okumaktan geçer. Güzin Ablalar bence, ülkelerin başkanlarından, başbakan ve diplomatlarından daha önemlidir. O ülkenin yüzakı sanatçıları, edebiyatçı ve gazetecilerinin, kûdema efendisi gibi ıkına sıkına ürettikleri işlerden daha etkin biçimde o toplumu tanıtırlar. Güzin hanımlar olmazsa, o ülkeyi kuş bakışı arazi keşfi yapar gibi, iki dakikada nasıl tanırız? 

Her ülkenin nasılsa birer Güzin Ablası, nazar boncuğu gibi, oluyor. Bu nedenle, gazetelerin başlıklarında, “Bush şunu, dedi; Abu Gharib’de şöyle oldu; zaten CIA de bu işlere böyle yanıt verdi, yok Tony Blair’in ateşi çıktı, galiba Irak’da şunlar oldu; Evren yargılanmaılı mı?” türünden haberlerle vaktinizi hiç yitirmeyin: Açın, gazetenin “Derdini söyle, dermanını bul” sayfasını! Mutlaka gazete yaprakları içinde, bir yerlerde vardır. Eğer, bayan okuyucuların çok rağbet ettiği sayfalarda yoksa, TV sayfasına iliştirmişlerdir; orda bulamazsanız, gazete eklerine bakının… Adım gibi biliyorum, kesinlikle vardır. İşte, o sütunlarda edilen şikâyetleri, anlatılan sorunları, başvurulan konuları okudunuz mu, yaşamakta olduğunuz toplumu kolayca anlar, tanırsınız. İnsan sarrafı olduğumun kanıtı: Benim teorim bu! Ben öyle yaptım.
On yıl evvel, New York üzerinden yeni kıtaya geldiğimizde, daha henüz Indiana’daki Purdue Üniversitesi kampüsü maceramız başlamadığı zamanlardı, Manhattan’da sabah ilk işim gazeteyi almak, herkes siyaset ya da spor okurken, bir köşeye çekilip “Dear Abby”yi okumaktı. Dear Abby, Amerikan gazetelerinin Güzin Ablası’dır.

Abby Abla’nın köşesini ABD gazeteleri aynı ânda, aynı gün basıyorlar; bir veriye göre, günde 30 milyon okur bu köşeyi okuyor, okumasa da en azından göz atıyor. 1956’da kurulmuş olan Dear Abby köşesini bugün kızı Jean Phillips, annesinin yerine işleri devralmış, yönetiyor. Annesi, Abigail Van Buren, “San Francisco Chronicle Gazetesi”nde akıl fikir dağıtmaya başladığında, bu işin erbâbı olan bir çokları, köşeyi ömürsüz, geçici bir heves, tutmayacak bir girişim saymıştı. Abigail’ın kullandığı Abby takma adına gelen mektuplar, bir kaç hafta sonra gazetenin posta kutusuna sığmadığı gibi, Abby’nin gazete binasındaki odasına bile zarf kümelerinden içeri adım atılamıyordu. İş bir ânda çığrından çıktı; gazete yöneticileri, Abby’e yardımcılar buldular. Abby artık nerdeyse tek başına gazete gibiydi. Bundan böyle, herkes her türlü derdinde, Marko Paşa misali, Abby’e yazacak, ondan akıl dilenecekti.

Abby Abla’nın bilmediği bir şey de yoktu! Sor, sorabildiğin kadar… Malûmatfuruşluğunu her konuda gösteriyor, konudan konuya sorunların üzerine gidiyordu. Başarısının ardından, ABD gazetelerinde, Abby taklitçileri de göründü. Bunlardan bir tanesi, Abby Abla’nın ikiz kardeşi, bayan Esther Pauline idi. O da “Dear Annie Landers” adıyla ortalığa çıktı. Ama, “Taklit asıl olanın başarısız tekrarıdır”, derler ya; doğruymuş… Dear Abby’nin başarısını kimse gölgede bırakamayacaktı. Ne yalan söyleyeyim, benim de tek gözdem, Abby Abla’dır. Elime gazete geçmemesi olanaksız; beni Molokai Adasına bıraksanız, ne yapar eder bir gazete edinirim. Olmadı, kendim için bir tane çıkarırım. Ama, hani olur ya, gazete bulamazsam diye, Abby’nin web sayfasını ezberimde tutuyor, ablaya internetten ulaşıyorum: www.dearabby.com  Görüldüğü gibi çok basit! Allah bizi Abby’siz bırakmasın…
Abby’siz bir Amerika düşünülemez. Onu okumadan güne başlamak, benim için çaysız kahvaltı yapmak, kahvesiz çörek yemek gibidir. Eminim ki, milyonlarca Amerikalı da ben gibi davranmaktadır. Bizler Abby’le gülüp onunla ağlıyoruz. Geçenlerde köşesinde çıkan mektupla öğrendik ki, dul bir hanımın erkek arkadaşı ona bir rakip getirmiş, rakibesini üstelik beş yıldır birlikte yaşadığı bu dertli kadının evindeki şömine üstünde rafa koymuşmuş: Evlenmiş olsalardı, kayınvaldesi sayılacak rakibesinin krematoryumdan gelen külleri bir kavanozda, rafın üzerinde ona dik dik bakıyor, âdeta “Ayağını denk al, benim oğlumu üzme” diyormuş. Üstelik Ronny adındaki bu anne düşkünü, ellisini geçkin adam, zaman zaman kül dolu kavanozu yanına alıp onunla uyuyor, müştâki kadıncağıza yatakta sırtını dönüyormuş. Kadın soruyor: “Dear Abby, Ayol! Şimdi ben n’apıcam?” Abby, “Sabırlı ol kızım, erkek elindeyken sakın kaçırma, bekleyen kazanır” meâlinden bir şeyleri yanıt olarak yazıyordu.

Bu mektup da bir şey mi? Alın size bir tane daha: 20 yıllık evliliğin ardından, kocası artık ayda bir ya da iki kere, karısına ilgi gösteriyormuş. Eh, olabilir; bir doktora görünüp testestoren  miktarını ölçtürsün, olmadı altıgen haplardan bir tane alsın, diyeceksiniz. Hayır! Mektubu yazan kadına bakılırsa, sorun öyle kolayca çözülecek gibi değilmiş: “Kocam bir dişi köpek edindi” diye devam ediyor kadıncağız, “Onları, ayıptır söylemesi, bir iki kere, uygunsuz vaziyette yakaladım. Dear Abby, Ben şimdi n’apıcam?” Hımmm… Abby ablanın işi zor! Yanıt şöyle: “Sakın o ânda müdahale etme! Köpeğin kızgınlığına denk gelir, kıskançlıkla seni ısırır ha!”

Abby’nin taklitçisi dediğim kızkardeşi Annie’nin de köşesi bundan geri kalmıyor. Kilisede papazına âşık olmuş bir kadın yazıyor mektubu, Annie’ye… “Peder Patrick için ölüyorum” diyor, “Dulum, 20 yıldır aynı kiliseye giderim, ama ona âşık olacağım aklıma gelmezdi. Geçenlerde elimi sıkıp azcık yanağımı okşadı, gözlerinde pırıltı gördüm. Acaba bana âşık mı? Annie Abla, Ben şimdi n’apıcam?” Annie ne desin, “itidâl” tavsiye ediyor ve papazı baştan çıkarmaması için akıllar veriyor. Demek, Annie Abla, bizim görmediğimiz bir ayrıntıyı mektupta görmüş: Dul kadın, papazın çevresinde bal arısı!
Abby’e gelen başka bir mektupta kadın kocasını şikâyet ediyor, ama bayanın da eşinden geri kalır yanı yok! Efendim, Wisconsin’li bu karı koca, kent dışında, kırsal bir yerde yaşadıklarından, kocası hava müsait olunca anadan üryan soyunup bahçe işlerine girişiyormuş, karısını da çırçıplak soyup eline tırmık, kürek veriyormuş. Eh, hava ılıman, esinti mükemmel, ortalıkta cırcır böcekleri dolaşırken arada bir bunlar, kendilerini samanlıkta buluyorlar, açıkta keyfediyorlarmış. Kadın soruyor: “Bu yaptığımız ahlâka uygun mu, yoksa kocam sapık mı, bizi kimse görmüyor olmakla beraber hukuken başımıza dert alır mıyız?” Amerikalı Güzin Abla her şeyi biliyor ya, yanıtlıyor: “Wisconsin’de cıbıl dolaşmak suçtur. Kendi özel mülkünüzde bile olsa uzaktan bir şekilde görülecek çıplaklıkla dolaşmanız, hatta ayıp şeyler yapmanız uygun değil. Cısss! Yakalanırsanız, demedi demeyin!”

Amerikalı’nın bu üryân vaziyetlerini okumaya devam ediyoruz: Oklahoma’dan yazan kadınsa, kocasının şu huyundan yaka silkiyormuş. Kocası evde çıplak dolaşıyor, perdeleri kapatmıyor, konu komşuya Allah ne verdiyse, gösteriyormuş. Hani bizde, erkeğin malı meydanda, denilen cinsten…. Bununla kalsa, yine katlanacakmış zavallı kadın, “Sen de soyun bre kadın!” diye tepesine dikiliyormuş. Soruyor, “Dear Abby, Ben şimdi n’apıcam?” Cevap: “Kocanızı böyle durumlarda hemen yatağa götürün!”

Abby ya da Annie’ye gelen mektupları bu örneklerle açıklayıp salt bu yollu sorular sorulduğunun sanılmasına neden olmayayım. Eve gelen eski kocanın yeni karısından, yahut kızının ikinci kocasının çok eski bir kız arkadaşından dert yananlar olduğu gibi, masa adâbı, görenek, gelenek soranlara kadar neler neler yok ki, o köşede… Britannica Ansiklopedisi ardında Tatar Ağası gibi yaya kalır. Bunlardan birini daha ekleyip konuyu balla kapatmalıyım. Bu mektup Indianapolis’den geliyordu. Adını vermeyen kızcağız, okul masrafları ağır olduğundan, akşamları bebek bakıcılığına gidiyor. Gittiği evlerden birinde, bakması gereken çocuk 13 yaşında bir oğlanla onun 5 yaşında erkek kardeşi. Anne ve baba geceleri sinema, tiyatro, dans, tango diye bir yerlere gidiyorlar; çocuklar kıza emanet. Bunda ne var, demeyin! Çocuklar çıplak yatmaya alışmışlar. Meğer anne baba da öyle yatar, kalkarmış; olur a! Kız diyor ki, “Haydi 5 yaşındaki neyse ne! Ama 13’ünde oğlanı öyle her şey ortada nasıl yatırayım. Ben şimdi n’apıcam?”

Sadece bayanlar yazıyor sanmayın, diye bir de erkek mektubu eklemezsem olmayacak. Bobby adında biri yazıyor, Abby’e… “Karımın eski kocası, geçenlerde sevgilisiyle bize yatıya geldi” diyor, “Buna ses çıkarmazdım ama, eski kocanın sevgilisinin eski karısı da bize onlarla birlikte geldi.” Bu kadarla kalmamış o gün eve gelenler! Bobby’nin kendi eski karısından olan kızı da sevgilisiyle gelmiş, ama o sevgilinin de bir eski karısı varmış, onu da getirmiş. Gazanfer Özcan&Gönül Ülkü tiyatrolarındaki karışıklıklara benziyordu. Okumadım gerisini…

Şimdi, bana katılıyor musunuz? Bir toplumu anlamanın en iyi yolu Güzin Ablalarını okumak, orada insanları tanımaktır. O hâlde, Açık Gazete’nin tüm yazı kadrosunu göreve çağırıyorum. Köşe yazarı meslektaşlarıma, sayfa komşularıma açık açık soruyorum: Meksika’dan Ukrayna’ya, Polonya’dan Avustralya’ya kadar her yerde olan sizler, lütfen beni yanıtlayın, oranın dillerinde çıkan gazetelerde birer Güzin Abla yok mu? Vardır, vardır; biliyorum, saklamayın… O hâlde beni merakta bırakmayın, arada bir İsveç’ten, belki İtalya’dan,  hatta Kıbrıs’dan, şu Güzin Abla mektuplarını bana da, okurlara da duyurun. Meraktan çatlayacağım, yoksa… Üretken yazar dostum, Ali Haydar Nergis, senden de bekliyorum, İsveç’deki “Ben n’apıcam şimdi?” tarzı mektupları…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.