Abla deme bana, dayı deme ona

Özdemir ASAF diyor ki, ”Simdi gerçegi gözlerinizin önüne çirilçiplak serecegim…Gerçek niye çiplaktir bilir misiniz? Herkesi giydirdigi için.”
Öylesine atasözlerimiz var ki, insani isyankar ediyor. Mesela, ”Köprüyü geçinceye kadar ayiya dayi derler” , ” El(etek) öpmekle agiz(dudak) asinmaz”, ”Isiramadigin eli öp basina ko” , ” Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez” , ”Üzümü ye de bagini sorma”, ”Yemeyenin malini yerler” ve bunun gibi birçok söz var. Böyle mi olmali yani?

Ben, sakin fakat heyecanli bir çocuktum, babamin babaannesine benzeyen huylarim çokmus, yani detaylari çabuk farkeden, satir aralarini hizli okuyabilen halimi Hatice Babaannemden almisim. Büyüdükçe, dogal bir elestirmen olusumun kaynagi hem bu yüzden, hem de esitsizligin farkina çabuk varmamdan ileri geliyor.
Ilk esitsizlige karsi çikip eylem yapisim, ilk çocuk olmamin sagladigi avantajla, ilk okuma-yazmayi benim ögrenmemle basladi. Kitaplar bana kardeslerimden daha yakin oldular, hayatimin her döneminde, ben kitaplari, kitaplar beni, kardeslerimden daha çok anladi.
Ilk müzik enstrümanim, melodika idi, sonra mandolin, gitar, baglama, piano, kudüm, kanun. Hepsinden biraz çaldim, En çok, kanun çaldim, bu 72 telli saz, akortluysa, hep güzel sesler çikartir. Hukuk’ un bir türlü çaglara akortlanamayan kanunlarinin çikardigi seslere hiç benzemez. Aralarinda sadece isim benzerligi var, aman birbirine karistirilmasin.
Baris MANÇO’ nun bir albümünde söyledigi gibi ”degmesin yagli boya” desem yeridir hani. Desem ki, ne çare? , umutsuzluk insana yakismaz, vardir elbet bir çaresi ve çare bulunur bir gün diyerek ümid etmek ve beklemek gerekir.
Henüz 50 yasimdayim, yani yasliligimin gençligindeyim bedenen, ruhum hep ayni yastaki çocuk, bu yüzden vicdanim rahat bir yastik , siirleri, sarkilari kendime ninni yapar uykuya dalarim. Herkesin sokaga çikmaya üsendigi günlerde ve gecelerde, ben mutlaka dinleyecegim bir konser bulur, seyredecegim bir tiyatro-sinema bulur, tek basima giderim,sanatla içimi isitirim, ne kendi canimi ne de sevdiklerimin kafalarini mesgul ederim, kendimle vakit geçirmesini de bilirim, kendimle dalga geçmesini de bilirim.
Lodos basimi agritsa da, gidip onu denizdeki dalgalara sikayet etmem, Lodos vakti, denizin görünen renginin güzelligini seyreder, mavi-yesilin tonunu gözüme naksetmeye çalisir, köpüren dalgalarin sesini dinler, sakin sakin hep düsünen martilarin lodos vakti sinirli sinirli kanat çirpislarini, çigliklarindaki dertlerini dinlerim, anlamaya çalisirim, yani kendimle vakit geçirmeye çalisirim, ne rüzgara, ne denize ne de martilara bir zararim olmaz esasinda, yeter ki, onlar beni yanlis anlamis olmasinlar. Eger beni anlamiyorlarsa, o da onlarin hürriyetidir, ben de MEVLANA HAZRETLERI’nin sözlerini hatirlarim, geçer giderim yoluma, hiç kinim olmaz hiç.
Bilirim ki, herkes olmak istedigi yerdedir. Olmak istedigi yerde olamiyorsa mutlaka hakli bir sebebi vardir, ve Nazim Hikmet RAN’ in, ”Büyük kardesim Faruk Nafiz’e” diye ithaf ettigi ”biz ve deniz” siirindeki son misranin bana verdigi teselli ile, ”Elli yillik ömrümüz hicrana bile degmez! ” der, bir de sarki mirildanirim.
Ilk çocuk olunca, annem, kardeslerime tembih etmisti, ögretmisti, bana ”ABLA” demelerini. Simdi anliyorum ki, beni gizlice kendisine, yardimci seçmis, bana bir sifat hediye edip, bana sorumluluk yüklemek için, belki de kendi sorumlulugunu hafifletmek için. Bu hiç hosuma gitmedi, hiç esit degildi, kisa süre içinde itiraz ettim, ben nasil kardeslerime ismiyle hitap ediyorsam, onlarda bana ismimle hitap etmeliydi., yoksa ismim söylenmeye söylenmeye, evde unutulup gidecekti… böylece ilk esitligi basariyla, bir konusmayla sagladim, kardeslerim de çok akilli ve iyi çocuklardi, bana hemen hak verdiler, hep ismimle hitap ettiler.
Kizim da, kardeslerimle ayni evde büyüdügü için, O da bana hep ismimle hitap etti. Bu da çok hos bir durum bence, özledigim bir seydi, gerçeklesti, anne için asla kompleksli bir hal degil, aksine hiçliginin farkina erken varmis, çocugun hürriyetine duydugu sayginin hitapta gizli degil, sayginin da, sevginin de davranislarda asikar olduguna inanmis bir hal var görünenin arkasinda.
Hayatim boyunca, hiç hoslanmadim, bana tanimadigim insanlar ”abla” diye hitap ettiklerinde. Hele bir de ”ablan kurban olsun sana” deyimini duydum, su sansasyon salatasi makinesi medyadan, iyice gicik kaptim. Ahmet Muhip DRANAS ‘ in ”Fahriye Abla” siirini bile sevmem…
Oysa, hitapta kibarlik ve saygi esassa, isimlerimizin yanina ”hanim”, ”hanimefendi”, ”bey”, ”beyefendi” gibi biraz da uzaklastirici, uzaklik ifade eden ünvanlarla hitap etmek daha güzel olur bence. Hiç olmazsa yabancilasmayi samimice dile getirmis oluruz.
Bir de yürekten samimi seslenislerimiz vardir, isimlerine, -cim eki ekleyerek çagiririz onlari, Ali’cim, Ayse’cim diyerek…
Bir de yakistirdigimiz benzetmelerle hitap ederiz sevdiklerimize, kusum, balim diyerek…

Hele bir zor günler gelmeye görsün, dost-düsman belli olur, muhtemelen herkes el olur. Bir Fransiz Atasözü diyor ki, ”Yiyecek ekmegin ve paran varsa her dert geçer”. Pir SULTAN ABDAL’in ”Garip basa bir hal gelse zamanda, orda her kisinin dostu bulunmaz, Sen ölmeden ben ölürüm diyenler, dostlar da’geriye kaçti bulunmaz” dedigi gibi, ” Su illerin tasi hiç bana degmez, ille dostun gülü yareler beni” diye yasayarak, yüregimize o gülün dikenini batirdigi gibi, hakikati unutmamak da,insanin kendisine ve insanliga olan saygisidir diye düsünüyorum. Insanlik ayiplarinin kinini tutmadan fakat tarihin tekerrürden degil de gelismekten ibaret oldugunu görmeyi hayal ederek, hayallerden gerçeklere ulasilacagina yürekten inanarak, Nazim Hikmet RAN’ in siirini nasil unutabilirim.
”Benim sizden kendim için, hiç bir sey istedigim yok, Seker bile yiyemez ki, kaat gibi yanan çocuk,
Çaliyorum kapinizi, TEYZE, AMCA, bir imza ver, Çocuklar öldürülmesin, seker de yiyebilsinler”.
Ben de aldim payimi kendimce, zor günümde, hem de dört bir yandan…” AMCAM DAYIM, Herkesten aldim payim” diyen Türkçe Atasözümüz gibi…
Kürtçe’ de dogru bir söz varmis, ” Ölü yakini kör olur derler” mis.
Ermenice’de dogru bir söz varmis, ”Kna merir Yegur sirem ( sen öl ki ben seni seveyim ) mis.
Agbi, Amca, Dayi, Abla, Teyze, Komsu, Baba, Dede, Hoca, diye diye, her türlü acilara tutunduk, diliyorum ki, birbirimizin gözlerinin içine bakarak, demiyorum, kardesce, çünkü tarihte okuduk ve üzüldük, kardes kardese yapilan kötülükleri, diyorum ki dostça ve saygiyla, kendimize benzemeyene duydugumuz saygiyla, demiyorum ki hosgörüyle, kim kim oluyor ki digerini hos görsün, sadece saygi duyabiliriz, bilirim ki, insan kendine benzeyeni sever, bu da çok dogaldir, çünkü güven duyar, ama herkese ve herseye saygi duymak insan olmanin ilk adimidir bence, Uzaylilari gördügümüzde ne yapacagiz, saygiyla merhaba demeyecek miyiz, ben mazide uçandaire görmüstüm, bir kaç arkadasima söylemistim, ama henüz uzayli görmedim, fakat bilmelisiniz ki, uçan dairenin isiklari çok göz alici, yildizlardan daha parlakti.. Aman ”uzayli abla”, ”uzayli dayi” gibi sifatlari onlara da yakistirmayalim, bence onlarin da birbirlerine hitap ettikleri en az bir isimleri vardir bence, belki de Ispanyollar gibi bir kaç isimleri vardir, Allah isterse ögreniriz.
Bana ABLA demeyin, O’ na DAYI demeyin, lutfen…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.