Acaip ve ürkünç bir deniz…

Bu yazı köşesinde Amerika ve Kanada, dahi Meksika, biraz pasaportu dolaştırırsak hatta Arjantin, Venezüela haberlerini yorumlayıp veriyoruz.

Zannedersiniz ki, Açık Gazete, Kuzey ve Güney Amerika Kıt’asını bana emanet etmiş gibidir.

Biraz sıkılınca buralardan, dünyanın başka yerlerine de uzanıveriyorum.

Nâzım‘ın Memleketimden İnsan Manzaraları‘nda radyomani hastalığına yakalanmış, evinin bir odasında birçok radyoyla yaşayan Cevdet Bey gibi, yanımda bir topal ve kanatları kırık leyleğim olmadığı hâlde dünyanın sesini dinliyorum.

Leylek ne alâka ne derseniz, şiire müracaatınızı bekleriz.

Güney Çin Denizi'nde ada

Tıpkı, büyük şairin o büyük destansı eserinde yazdığınca, ben de:

¨İnsanların seslerini dinliyorum,

dünyanın dört bucağından bana sesleniyorlar.

Onlarla alâkamız uzaktan,

yaptıkları işler umrumda değil,

bunları nasıl anlattıklarına meraklıyım.¨

Bu kez Sarı Çin Denizi diye bilinen Pasifik’in en karmaşık Okyanus bölgesinde olan bitenlere radyo ibresini çeviriverdim, sizlere de hülâsasını-özetini aktarması kaldı…

Geçen hafta Türkiye’de darbe kalkışması, dünyada terör, Amerika’da popülist ve dahi yeni tür faşist Trumph’ın giderek kesinleşecek görünen Başkanlık tutkusu, şu bu derken sonunda, ABD’nin en önemli kanser araştırma ekibini çalıştıran Mayo Kliniğince açıklandığına bakılırsa ¨Memeleri sıkı ve dolgun olanlarda kanser riskinin fazla olduğuna dair olup erkekleri pek üzen¨ haberler arasında bir tanesi kaynadı, gitti.

Hollanda’nın Haag kentinde bulunan [Hague] Uluslararası Adalet Mahkemesi-UAM, yaptırımı olmayan bir kararı onayladı ve Çin Halk Cumhuriyeti’ne, Güney Çin bölgesindeki komşu ülkelerin karasularını ve aynı zamanda bu Okyanus koordinatlarından yararlanan tüm dünya ülkelerini zarara uğratacak biçimde davrandığı için kınama ve uyarı cezası verdi.

Bildiğinizce, UAM’nin kararları Birleşmiş Milletler tarafından yahut BM’ye bağlı Güvenlik Konseyi tarafından tekrarlanmadığı sürece yaptırım kararı alınamıyor. Sadece hukuk açısından karine değeri var, yani vaziyetin tescili gibi bir etkisi bulunuyor. Böyledir diye UAM’ın kararları hepten hafife alınamaz, en azından bugünkü bütünleşmiş gibi görünen ama dinsel ve milliyetçi akımların radikalizmi nedeniyle bölünmüş dünyamızda hukuka dair bir güvencedir…

UAM’nin kararının alt yapısında Çin’in bir süreden beri Güneyindeki açık denizlerde yayılmacı ve diğer ülke ve kuruluşların haklarını gasp eden bir tavır izlediği gerçeği yatmaktadır.

Üç buçuk milyon km.kare genişliğinde Sarı Çin Denizinin [Türkiye’nin 765 bin km.olduğunu hatırlayıp, takriben, ülke topraklarımızın beş misli genişliğinde bir denizi tahayyül ediniz…] topografik yapısı çeşitlilik gösterir. Bazı yerleri dipsiz kuyu misali 6 bin metreye kadar derinlik verir, ama birçok yeriyse yirmi metre derinliklerde sığ sulardan oluşur; bu yüzden deniz seyri epeyi güçtür; bölgeyi iyi bilen yerli balıkçılar hariç!

Güney Çin Denizinde, Pasifik Okyanusunun tamamından daha çok miktarda atol diye anılan sığlık Mercan Adaları vardır. Mercan Adalarının doğal yaşam açısından, vahşi tabiatın devamı yönünde korunması gereken yerler arasında birinci derecede bulunduğu Birleşmiş Milletler Çevre Programı kapsamında, tabii birçok Uluslararası gözlemci kuruluş ve devletlerce kabul görmektedir.

Bu acaip denizin ayrıca doğal gaz ve yüksek kaliteli petrol, bazı denizaltı maden kaynakları açısından da mümbit-verimli olduğunu eklersek, diyeceğimizi tamamlamış oluruz.

Çin bugüne kadar kalkınma ve gelişme adına kendi doğasına, dolayısıyla sonuç olarak küresel ısınmaya neden olan her türlü gazı, atığı, kirliliği gelişigüzel ve denetlemeden uzak biçimde salarak dünyaya zarar vermekliğini yetersiz görmüş olmalı ki, şimdi gözünü bu acaip denize dikmiştir.

Aslına bakarsanız Çin’in bu denizdeki tutkusu yüzyıllar evveline kadar uzanıyor; her fırsatta burada gemilerini yüzdürmek istemiştir. Evvel eski olduğu gibi bugün de, bu acaip, tuhaf ve bana hep ürküntü veren denize karasuları olan Vietnam, Malezya, Endonezya, Filipinler, Brunei Sultanlığı, Tayland ve Kamboçya, hatta ada ülkesi Tayvan gelişmelerden rahatsızdır.

Durun daha bitmedi, bu acaip denizin biraz üzerinde yer alan Japonya da var…

Ancak Japonya’nın askerî gücünü jandarma seviyesinde tutan Amerikan anlaşmaları, bölgeye müdahalesini engelliyor; iyi ki engelliyor, yoksa Japon gözü karalığı bir ânda sıcak harbi ortaya çıkarabilirdi.

*

Pekâla, Japonya’yı bir yana koyunuz! Bu sayılan ülkeler arasında, yakın geleceği dikkate alırsak bir çatışma çıkabilir mi? Hem evet, hem hayır!

1974 yılında, Vietnam savaşı henüz resmen bitmemişken, Güney Vietnam Deniz Kuvvetleriyle Çin arasındaki bir kısa çatışmayı hatırlatmak gerekiyor; yirmi kadar Vietnam denizcisi hayatını kaybetmiş, birçok gemi batırılmış, Çin Vietnam’a ait bazı Mercan Adalarına el koymuştu.

Bu türden, bizdeki Kardak Adası meselesine pek benzeyecek biçimde fazlasıyla yakın döneme ait askerî müdahaleler mevcut; ama burada sıralarsak, baş edemeyiz.

Çin elinde tuttuğu ve hak iddia ettiği Mercan Adalarının üstüne beton dökerek yapay mendirek biçimi güyâ kara parçaları inşa etmeye kadar işi ilerletti.

NASA’nın Amerikan servislerine dağıttığı, Uzaydan çekilmiş görüntüler korkunçtur. Pırıl pırıl bir denizin üzerinde betondan adacıklar inşa ediyor, işgal ediyor, asker çıkarıyor.

Denizin milyonlarca yıllık Mercanlarını betonla kapatıp üstüne hava alanı, deniz feneri, askerî üs, vesaire yerleştiren Çin’in bu pervasızlığına ABD birçok kez nota vermek suretiyle ikazda bulundu, arkasına BM’leri aldı.

Amerikan Deniz Kuvvetleriyle Çin’in donanması sık sık buralarda sürtüştü. Her defasında iki dev ülke arasındaki küresel kapitalizme ait çıkar ilişkisi öne geçtiğinden, bir biçimde sulh sağlanıyor, mesele öteleniyordu. Ama Çin’in dur durak bilmediği, en ufak kayalığa kadar her tarafa bayrak dikme yarışında olduğu gözlenmekteydi.

İşte Uluslararası Adalet Mahkemesinin son kararı bu yönde, başta ABD olmak üzere tüm dünya ve bölge ülkelerinin haklarını korumaya açık bir metin olarak ortaya çıktı.

Mahkeme kararını Dışişleri Bakanlığı seviyesinde bir açıklamayla geçiştiren Çin, ¨Ne idüğü belirsiz, müsvedde değerinde bir kâğıda yazılmış karardır!¨ diye hafife aldı; sarakaya almaya çalıştığı Uluslararası Hukuk’tur.

Kararın açıklanmasından sonra acaip denize komşu kıyıları olan ülkeler deniz haritalarını açıp en ufak kayalığa kadar sahiplenmek kararı vermiştir.

Mesela, Filipinlerin kendi karasularında kayalık dahi olsa ne kadar adası, Mercan’ı, hatta denizkızı varsa ona bile sahiplenmeye kalkışması dikkat çekiyor.

Ege’de birçok adayı komşumuz Yunanistan’a hibe eder gibi bağışlayıp üzerine bir bardak soğuk su içen bizlerin dikkat etmesi, üzerinde konuşması gereken bir tablodur bu!

Filipinli balıkçıların diktiği bir bayrağı sağlamlaştırmak üzere Filipin deniz komandolarının balıkçı teknesine yardıma gittiğini gösteren ve gözden kaçmış bir fotoğrafı size takdim ederim; dikkat ediniz.

Zengin balık yataklarını, denizden aldıkları ekmek parasını kaybetmemek üzere kayalığın yosununa bayrak dikilmesi ibretlik, ders alınması gereken bir olgudur.

Üzerinde üç kişinin yan yana, ayakta duramayacağı bir kayalığı dahi elden çıkarmamak için titizlenen bu insanların karşısında Çin’in doğayı, çevreyi, insan hakları ve uluslararası hukuku hiçe sayan işgalci ve buyurgan tavırları bugün Batı’da, ABD ve Kanada’da dikkat çeken haberler, yorumlar arasında yer alıyor.

Şurası açıktır ki, ABD ve Batı’nın, hatta açık denizlerde korsan avına çıkan NATO’ya bağlı tüm ülkelerin bir müttefik olarak Çin’e karşı askerî yaptırıma, zora, dayatmaya kalkışması beklenmiyor; arada it dalaşı tarzında kuvvet sürtüşmeleri görülecektir, ama korkulacak bir şey yok.

*

Unutmayın ki, askerlik şubesine gidildiği zaman açıkgözleri jandarmaya yazarlar…

Bu meselede kim açıkgöz olursa, bu acaip denizin candarması o olacaktır…

_____________
senolasenola@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × 2 =