“Acil durum var mı?”

Garip işler gelir, hep beni bulur!
Tuhaf şeylerle karşılaşmak neredeyse yazgım gibidir, en olmayacak rastlantıyla ben karşılaşırım…
Hiçbir şey olmasa, bir tencere nohutun içindeki taş parçası benim kaşığımda çıkar; alıştım artık…
Kanada’nın Edmonton kentinde, sabah telaşesindeyim, haftanın herkese hep berbat görünen ilk gününde; Pazartesi! Ali Nâzım ‘ı okuluna bırakacağım! Sekiz yaşındaki bir çocuğu okula götürmek deveye hendek atlatmak gibidir, ustalık, sabır, tahammül ister.
Oğlumu ilkokul kapısından içeri selametleyip okul parkındaki aracıma yürürken, cep telefonum çaldı.
Hayırdır inşallah, sabahın bu saatinde kim arar?
Açtım, 780 alan koduyla arandığına göre kent içinden geliyordu; biraz rahatlamıştım. Hani olur a, uzaktan, Türkiye’den bir kötü haber gelir diye insan huzursuzlanıyor.
Telefonun kulaklığında cızırtılı, hışırtılı bir sesten başkası duyulmuyordu. Bir iki alo alo dedim, kapattım. Aracımı tam süreceğim, tekrar çaldı.
Bu kez ses net!
Hatta azıcık talim terbiye görmüş bir kadın sesi, karşımdaydı:
¨Az evvel telefonu niye kapattınız?¨ dedi, azarlar ve sorgular bir sesle…
¨Kapattım, zira parazit vardı!¨ diye cevapladım, ¨Buyrun dinliyorum!¨
¨Numaranız 780.555-5555 değil mi, evet mi hayır mı diye cevap verin!¨ biçiminde sorunca, azıcık öfkelenecek oldum; tüyü ters bir kadına denk düştük sabah sabah…
¨Evet, ama siz niye böyle benimle konuşuyorsunuz! Kimsiniz?¨ diye karşılık verdim.
¨ Edmonton Polis Merkezi’ nden arıyorum!¨ dedi, yelkenleri suya indirmenin zamanı gelmişti, pısıverdik…
¨Siz az evvel acil imdat servisini, 911 ‘i aramışsınız! Sonra da telefonla biz sizi arayınca yüzümüze telefon kapattınız. Adınız nedir, siz kimsiniz, acil durum nedir?¨
Ortada acil durum kalmamıştı, Ali Nâzım’ı dershaneye zamanında yetiştirmiş, geç kâğıdı için müdüriyete gitmek gerekmemişti, rahattım o yüzden…
¨Acil bir durum yok Ma’am , merakta kalmayın, her şey yolunda!¨ diye konuştum. ¨Allaha şükür sağlık ve afiyet içindeyiz!¨
¨Acil bir durum olup olmadığını şimdi anlarız! Az evvel, birkaç dakika evvel telefonunuzdan nine-one-one servisine bir çağrı geldi, inkâr etmeyin, kayıtlarımızda görülüyor.¨
¨Vallahi ben aramadım Ma’am! İyi saatte olsunlar aramıştır belki, bir yanlışlık vardır…¨
¨Telefonunuz Blacberry model cep telefonuymuş, evet mi hayır mı?¨
¨Evet!¨
¨Telefonu pantolonun hangi cebine koyarsınız, alışkanlığınız nedir, sağ cep mi sol cep mi?¨
¨Bilmem, hangisi denk gelirse… Pek dikkat etmedim buna… Ne diyeyim bilmem ki Ma’am!¨
¨Peki, telefonun yanına başka bir şey koyar mısınız? Mesela anahtarlık! Evet mi hayır mı?¨
¨Evet, bazen, yani, ne bileyim, her hâlde, galiba koymuş bulunurum…¨
¨ Sir , cevaplarınız kafa karıştırıcı; evet mi hayır mı?¨
¨Evet!¨
¨işte, telefonunuzun acil servis tuşuna basmış olan cebinizdeki anahtarlık olmalıdır; şayet bir acil durum yoksa, böyledir, genellikle böyle oluyor, bizi bilmeden arıyorlar…¨
Elimdeki gardiyan bileziği gibi anahtar tomarına baktım, cadı dilli Ma’am haklıydı. Demek bu anahtarlık, ben adım attıkça pantolon cebindeki Blackberry’i dürtüklemiş, hiç olmaz olsun, nine-one-one tuşuna basmıştı. O an rahatladım, mesele çözüldü ve bu işi de tatlıya bağladık diye; boşuna ümitlenmişim, Ma’am beni bırakmıyordu.
¨En kısa sürede Blackberry’i değiştirecek ve yerine şu kapaklı cep telefonları var ya, onlardan bir tane alacağım!¨ diye şirinlik yaptım, güyâ lafı çevirecektim. Hiç kül yutan birine benzemiyordu, zaten polis dediğin böyle olur, elini verdin mi kolunu kurtaramazsın. Hem dünyanın her yerinde polis, kendilerine has özel bir lisanla konuşur: Polis lisanı…
¨Lafı çevirmeyin Sir!¨ dedi, ¨Şimdi açıklayın, bütün konuşmamız kayda alınıyor, bir acil durum var mı, yok mu?¨
¨Vallahi yok, isterseniz, inanmanız için okul bahçesindeki ayaküstü gevezelik yapanlardan bir veliye, bir başkasını vereyim, o anlatsın…¨
¨Siz şimdi, zor durumdaysanız ve konuşamıyorsanız, bana güyâ adımı söyler gibi Margaret deyin, ben o vakit hemen polisi göndereceğim…¨ Şifreleşmeye de başladık, iyi mi!
Ben bu arada, elim ayağıma dolaşıp ismi tekrarlamıyayım mı? Eyvah!
¨ Margaret! ¨

¨Hah! İşte demek acil durum var! Hemen Parkallen School ‘a polis geliyor, oradan kıpırdamayın, eğer tehdit ediliyorsanız saldırgana direnmeyin, bekleyin, oyalayın…¨
¨Ma’am, Margaret, polis molis istemez, vallahi billahi, şart olsun ki acil durum yok!¨ dedim, ter basmıştı, ¨Hem siz nereden biliyorsunuz benim Parkallen önünde olduğumu…¨
Ma’am, yahut Margaret, içinden salak demiş olmalıdır , ¨Siz bizi ne sanıyorsunuz? Cep telefonunuzdan bulunduğunuz yeri görmekteyim. Şimdi aracınızla yola çıktığınızı dahi görüyorum… 68.Avenue üzerindesiniz, 111.Caddeye doğru gidiyorsunuz, Doğu tarafına sürüyorsunuz… Hızınız takriben 20 km.civarında… Kent içi sürate uymanız iyi!¨
Fazla sürat yapmamış olmam iyi oldu, sonra bir de ondan ceza yiyeceğiz!
Bu Margaret var ya, bu Margaret, aracın yağlaması gecikmiş dese artık şaşırmıyacağım; bilmediği yok!
Az sonra tepeme helikopterler, özel harekât timleri, itfaiye-ambulans ve bilumum polis otosunu da göndereceğe benziyor.
Yüz metre kadar gittim gitmedim, sabah kakasına çıkarılmış köpeklerin peşinde karı koca bir çift geçiyordu, durdum yol verdim.
Margaret, ¨Niye durdunuz?¨ diye sordu.
Gitsen kabahat, dursan kabahat…
¨Ma’am!¨ diye azıcık içerleyerek, hani düş yakamdan misali bir ezik ses tonuyla konuştum, ¨Yaya geçiyor da onun için…¨
¨Aferin! Kurallara uyuyorsunuz…¨ dedi, telefondaki Ma’am, bir sevindim anlatamam, aferini aldığımıza göre polisten yakayı sıyırdık demektir.
¨Lakin, cep telefonuyla konuşarak araba kullandığınıza bakılırsa, bu yönüyle ceza kesilmesi gerekir size, ilgili polis birimlerine haber vereceğim!¨ dedi.
Yalan söylemenin zamanı gelmişti, ¨Arabanın içinde sesli telefon sistemi var, kulaklıksız konuşuyorum!¨ dedim, ¨Ellerim direksiyonda yani…¨
Dedim ya bu Margaret her şeyi bilen polislerden olmalı, bir iki saniye sustu, her halde bir şeyleri karıştırıyordu ekranında…
Sonra, ¨Hayır, bağlı bulunduğunuz şebekenin, Telus’ ın bilgi deposuna bakılırsa, aracınızda kapalı devre konuşma aracı yok… Böyle bir sistem aldığınızı fatura dökümlerinde de görmüyorum.¨
Aldık mı başa belayı!
Margaret banka kredi kartlarımdan alışverişleri izleyerek her şeyi görüyor, ister misin şimdi aldığımız iç çamaşırlarını da sayıversin…
Tekrar tekrar başa dönmeyi seven bir polis memuresiydi, Allah için maaşını hak ediyordu:
¨Şimdi emin misiniz, gerçekten acil bir durum yok, değil mi?¨
¨Ma’am gördüğünüz gibi yoldayım, daha fazla telefonla konuşamam. Bir polis molis görür, çevirir, bir de ona dert anlat!¨
Azıcık güldürmeyi başarmış olmalıyım, yüzünü tahmin edemediğim, belki bıyıklı mıyıklı olabilecek Ma’am birazcık kıkırdadı! Öte yandan başka nine-one-one arayıcıları da olmalıydı ki sırada, bu kez Ma’am lafı sonlandırdı:
¨Tamam, anlaşıldı dikkatli sürün, her halde 105.Caddedeki evinize gidiyorsunuzdur, sonra da 97.Caddedeki işinize… Ama bir daha cep telefonunuzla bizi böyle lüzumsuz yere uğraştırmayın.¨
Çat diye telefonu kapattı.
Şimdi cep telefonuyla konuştum diye polis cezasını postadan bekliyorum; ucuza kurtardık diye sevinerek…

___________________

Mahmut Şenol,
msenol34@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here