Acıların 100. yıldönümünde hem dürüstlük hem de asalet lazım

Acıların 100. yıldönümünde hem dürüstlük hem de asalet lazım

0
PAYLAŞ

Osmanlı-Türk tarihinin iki önemli yıldönümünde, imparatorlukta yaşayan Ermeni nüfusun toplu halde ölüme sürülmesinin ve Çanakkale Savaşının 100. yılında, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, modern Türkiye’yi iyice yalnızlaştırmayı başardı.

Türkiye, 1915’ten soykırım diye sözettikleri gerekçesiyle Vatikan’daki ve Avusturya’daki büyükelçilerini geri çağırdı. Benzer ifadeler kullanacaklarına kesin gözüyle bakılan diğer ülkelerle diplomatik ilişkilerin gerilmesi de an meselesi.

Türkiye’de siyaset yelpazesinin bir kaç istisna dışında benzer tavır aldığı, kamuoyunda da soykırım konusunda sert bir tepkinin varolduğu gözönüne alınırsa, Ermeni kıyımının yıldönümünün sorunsuz atlatılacağını kimse düşünmedi. Ancak Çanakkale Savaşının 100. Yıldönümü anmasının hem zamanlamasıyla hem de içeriğiyle böylesine tartışmalı hale getirilebileceğine doğrusu pek ihtimal vermemiştik.

Gerçi son yıllarda yakın tarihin seküler unsurlarının sistemli şekilde itibarsızlaştırılmaya çalışıldığına defalarca tanık olduk. Ama dünya tarihinin en fazla araştırılan, en fazla yazılan konularından birinin, bu kadar gözler önünde bir yıldönümünde, bu denli pervasızca revizyona uğratılabileceğini düşünmedik.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslamcı, milliyetçi şair Arif Nihat Asya’nın dizeleriyle seslendirdiği televizyon reklamı Gelibolu çıkartmasının 100. Yıldönümünde benimsenen yeni üslubun simgesi oldu. Üç dakikalık film, 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı , daha sonra Canberra Anıtına yazılan unutulmaz konuşmasından ancak bu kadar farklı olabilirdi.

Çanakkale Savaşında evlatlarını yitiren annelere hitabeden Atatürk “Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükunet içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır” demişti.

Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşı bağlamında muzaffer komutan olarak yüce gönüllülüğüyle hatırlanırken, müttefik kuvvetlerin bu savaşta uğradığı yenilginin sorumlusu, tarihin bir başka devi, İngiliz lider Winston Churchill’di. Zamanın Britanya İmparatorluğu Donanma Bakanı Churchill, 25 Nisan 1915’te başlatılan saldırının mimarıydı. İngiltere, Avusturalya, Yeni Zelanda, Hindistan, İrlanda ve Fransa’dan 44 binden fazla insanın öldüğü yenilgiden sonra istifaya zorlandı.

Birinci Dünya Savaşının en kanlı sayfalarından birinin yüzüncü yıldönümünde, Çanakkale Savaşına katılan ülkelerde herzamaninden daha yoğun, daha eleştirel ve hararetli bir tarih tartışması ve vicdan muhasebesi yapılıyor. Bir yandan kendi yaklaşımlarını değerlendirirken, bir yandan da Türkiye’de olup biteni gözden kaçırmıyorlar.

Avusturalya’nın önde gelen yayın organlarından The Australian gazetesinde yayınlanan bir makalede geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çanakkale Savaşında kazanılan zaferi bir cihat gibi göstermeye çalıştığı yorumu yapıldı. “Çanakkale Savaşları, Erdoğan’ın liderliğinde ülkenin nasıl İslamcı bir yönetime dönüşmekte olduğunu gösteriyor. Bir yandan da IŞİD türü İslamcı hareketlere gösterilen kayıtsızlığı anlamamıza yardımcı oluyor” denildi.

Çanakkale savaşlarının 100. Yıldönümünde Winston Churchill, en çok eleştirilen isimlerin başında geliyor. Ancak bu, Churchill’in bir sonraki dünya savaşında sergilediği uzak görüşlü liderlik ve devlet adamlığına gölge düşürmüyor.

Neden derseniz, Churchill de Mustafa Kemal Atatürk gibi yenilgi karşısında nasıl yılmaz, zafer karşısında nasıl asil, barış zamanında nasıl yüce yürekli olunabildiğini gösteren ender liderlerdendi.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

BİR CEVAP BIRAK

sixteen − one =