Acımak sevmek

Reşat Nuri Güntekin büyüğümüzün iç burkan o duygu dolu Dudaktan kalbe ve Acımak romanlarına karşın, onlardan ve benzerlerinden yapılan ve büyük ilgiyle izlenen dizilere karşın acımayı da sevmeyi de bilmeyen bir toplumun üyeleriyiz. Birinin yıkımı karşısında bir gözümüzle gülerken öbür gözümüzle ağlamak gibi bir alışkanlığımız var. Derme çatma heveslerle kurduğumuz verimsiz bencil vurdumduymaz dünyamızda dokunmayın bu aslana rahatlığıyla yaşıyoruz. Pekiyi biz öteden beri boşluğa mı ağlıyoruz sizce, ne dersiniz? Kendini erkek sanan eli kanlı bıçkınların her sokak başında öldürmek için uygun kadın aradığı dünyamızda, hiçbir bakımdan beslenemeyen çocukların ortalığa saçıldığı dünyamızda duygusallıklarımız düzmece bir insancılığın belirtisi değil midir?

Paylaşma ve ortaklaşma duyguları şimdi bizim çok uzağımızda bir yerlerde olmalı. Bizim paylaşma anlayışımız çoktandır aslana yiyeceği kadar ilkesine dayanıyor. Buna karşılık ayıyla bal bölüşmeye kalkan safdil serçe parmağını yalamakla yetiniyor. Biz hep böyle mi yapacağız, biz hep nalıncı keseri gibi kendimize mi yontacağız? Biz hep böyle açık mı kollayacağız, biri tökezlese de mutlu olsak diye mi bakacağız? Sonra da uydurma duygusallıklarla en güzel şeyler için çırpınır ve yüce değerler için ağlar gibi mi görüneceğiz? İçimizdeki verimsiz arabesk şeytan sevinçlerden çok acıları, birlikte olmalardan çok kopmaları, dik durmalardan çok başeğmeleri, güzelden çok çirkini mi besleyecek? Biz birilerini karşılıksız sevemeyecek miyiz? Dost havasında onun bunun kuyusunu kazmaktan bıkmayacak mıyız, küçük eğilimlerimizden utanmayı öğrenemeyecek miyiz? Bir insanın olumlu yanlarından çok olumsuz yanlarını görmek alışkanlığımızı bırakmayacak mıyız? Biz hep güçlüden yana mı olacağız, ezileni aşağılayarak mı yaşayacağız? Kendine güvenmenin ya da güvenir gibi yapmanın başkalarını hor görmek yolunda iyi bir kazanım olduğu sanısını sürdürecek miyiz? Doğruyla iyiyle güzelle ilişkimiz hep böyle dıştan ya da yüzeysel mi olacak? Kabalıkları mertlik gibi, sinsilikleri incelik gibi, cahillikleri bilgelik gibi, gerilikleri üstünlük gibi görmekten bıkmayacak mıyız? Sonra da oturup zırıl zırıl ağlayacak mıyız?

Evlilik kurumu ticari bir kurum olmaktan, bir paçayı kurtarma kurumu olmaktan öteye geçemeyecek mi? Bize kul köle olmayan insanları sokak ortasında hiç acımadan boğazlayacak mıyız? İnsanla birlikte olmak insanı kullanmaktan başka bir anlam taşımayacak mı? Karımızı kocamızı çocuğumuzu öğretmenimizi yalnızca çıkar için mi seveceğiz ya da sever görüneceğiz? Ayrılıklarla biten bir iki yıllık evliliklerden arta kalan çocukların çok kötü hastalandıklarını görmek çok mu zor bizim için? Siyaset hep başkalarını gütmek ve güdemediğinin canına okumak anlamı mı taşıyacak? Demokrasiden birilerine üstün gelmeyi birilerine bastırmayı mı anlayacağız? Yarın hiç ilgilendirmeyecek mi bizi? Başkalarının haklarını yemek onursuzluğunu yaşarken hiçbir rahatsızlık duymayacak mıyız? Çalamayan orkestraları ayakta alkışlamak, insan içine çıkarılamayacak şiirlere ödül vermek, felsefe yapmak adına sağlığa iyi gelir gerekçesiyle hiç durmadan Heidegger sakızı çiğnemek, üniversite kurumunun bir bilim yuvası olma zorunluluğunu unutarak her mahallede bir üniversite açmak kolaycılığını elden bırakmayacak mıyız?

Dünyanın gelişmekte olan değerlerine ayak uyduramayan toplumların yaşam haklarını yitirdiklerini tarih bize anlatıyor. Acımasız bir akışın içindeyiz hepimiz. Bu akış yetersizleri ayıklıyor. Doğanın yasaları üzerine kurulmuş olan insan yaşamını kafaya göre yönlendirmek düşüncesi kendini bilen insanın benimseyebileceği bir düşünce olamaz. İnsan doğasına aykırılı tutumların tarih boyunca ağır biçimde cezalandırıldığını bilmiyor muyuz? Olan biteni anlamak yerine yanlışı doğru diye öne sürerek bir mağdurluk edebiyatı üzerinden duygu sömürüsü yapmak iyilikler getirdi mi bize? Yaşam ders çıkarabileceğimiz nice örnekler sunuyor. Önemli olan bu örnekleri kavrayabilmektir, onların ortaya koyduğu bildirileri alabilmektir, hiçbir şeye doğru dürüst emek vermeden gündelik koşullarda nadasa bıraktığımız bilincimizi hiç değilse bu örneklerle biraz olsun aydınlatabilmektir. Bunu yapamadığımız zaman varlığımızın her türlü kötü etkiye açık olmaktan kurtulamayacağını bilmeliyiz.

Doğruları bulmuşuz gibi yaşıyoruz. Aramadan araştırmadan bulunan doğrularla bir yere gidemeyiz. Bu kolay yolu tez elden bırakmak gerekiyor. Olumsuzlukların üstünü aptalca duygusallıklarla örtmeyi bırakmak gerekiyor. Elimizde mendil asık suratla dolaştığımızı görenler bizi duygulu sanıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 − sixteen =