Adale adaleti.

Yarışların bir kısmını yerinde yaşayıp o atmosferi canlı solumak, bir kısmını da BBC farkıyla, eski devlerin yorumları eşliğinde izlemek ise, hayatı da spor gibi yorumlamaya yarıyor. Bugün, Hyde Park’ın spor gölün haline dönüşen Serpentine’ında 2 saat süren yüzme maratonunda, bir ara kulaç atarken yakaladım kendimi.
Favori sporum hokey, çok renkli ve futboldan daha zevkli… Top biraz daha büyük ya da halojen renkli olsa, daha izlenebilir olacak. Kronik antipatimi depreştiren spor! ise boks, olimpiyat mantığına da, ruhuna da yakışmıyor. İnsanların birbirini dövmesi, spor olmaktan çıkarılmalı, en azından olimpiyatlarda barınamamalı. Birileri yumruğu indirsin boksa. Keza Tekvando’ya da tekmeyi… Servet Tazegül’ün getirdiği tek altına rağmen.
Geleneksel siyah egemenliğinin psiko-sosyal boyutu üzerine ahkam kesersek.. gençler çok renkli ve kendine güvenli. Yeni Dünya rekortmeni David Lukita Rudisha, artık efsane olan Ussain Bolt, Jamaica’nın 2’inci esas adamı Yohan Blake, yeni centilmen fidan Kirana James… Londra Olimpiyatlarının ilahi adaletine adaleleri ile damgalarını vuran siyahlardan bazıları… Siyahın spordaki tepkisel egemenliği, 68 olimpiyatlarında Tommy Smith ve John Carlos kılığındaki siyah eldivenli 2 yumruğun havaya kalkmasıyla tescillenmişti, yılların ezikliğine ve o zamanlar daha aşikar olan ırkçı sisteme karşı, tam yerinde bir tepki olarak.

Yalova kahvelerinde siyah beyaz TV’lerle izlemiştik Münih’i, 72’de. Herkes uyurken, biz Çolakların Ali’yle şehre iner, açık bir kahvede yer kapardık, banttan olimpiyat izlemek için. Ki o zaman Yankiler’in basket takımı bile, ağırlıklı beyazdı. Şimdi ise, aynı anda 3 madalya kürsüsünde de Jamaica’lı sempatik siyahlar hükümran olabiliyor artık.

Bu dominantlığı nasıl yorumlarsınız? Neye bağlarsınız siyah adalelerin spordaki, siyah tınıların ise müzikteki insanüstü karakterini. Genetik kodlarında açlık, ezilmişlik, yoksulluk ve kölelik olan, gemilerde forsa, pazarlarda ucuz iş gücü olarak satılan, memleketlerinin emperyal güçlerce işgali esnasında ataları her türlü zulme uğrayan, yay gibi gerilmiş bir sinmişliğin, 4X4 bayrak yarışı misali takım olarak zincirinden boşalması güdümü müdür bu hengame? “Güçlüye karşı, bilenerek güçlenmek” şifresiyle mi yazılmıştır genetik kronolojisi renkler arası rekabetin? Peki gerçek güç kas gücü müdür?
Tarihteki en sömürgeci ülkede koşulan yarışlarda, deplasmanda rövanş alır gibiler eski Kenya’lılar, Jamaika’lılar. Ve komik bir şeyler oluyor BBC ekranlarında. Eski sömürgelerinin başarılarıyla sanki British’lermiş gibi övünüyorlar İngilizler, kendi sporcuları atletizmde tıpkı bizimkiler gibi genelde dökülürken. Sadece Adam Gemili parladı İngiliz atlet olarak, ki onun da kökleri Kafkas.
Keşke en büyüklerimiz açılış yerine finallerde gelselerdi de Londra’ya, soyunma odalarına inip boş şovlar yapmaya çalışırken, görevlilerce defanslanıp, Dünya’ya afişe olmak yerine, sporun zeki, çevik ve ahlaklı boyutunu görüp, hayata geçirebilselerdi. Dinimiz, imanımız paraya endeksleneli beri spor mpor hak getire! Oysa İslami Republika İran bile sidik yarışında babalarla…
Tazegül gibi Almanya’larda açan, ya da Bulgaristan’larda, Afrika’larda yetişip, olduktan sonra hazırlop devşirdiklerimizle övünmemiz, sosyal ahlakla da, spor ahlakıyla da bağdaşık değil. Tazegül’e gonca iken sahip çıktık mı acaba? Hülle derler buna. Ve aslında en büyük hülleciler, ataları köleleriyken, güçlü siyahları bugün kendi güçleri gibi kullanan eski ve yeni sömürgeci ülkelerdir. O zaman Bolt’un, Rudisha’nın, Yohan’ın, Kirana’nın değerleri kat be kat artıyor, yokluktan, imkansızlıklardan gelip, kendi ülkelerinin bayraklarını zirveye çektikleri için.
Ve kendi tırnaklarıyla, harika bir bütünleşik taktikle, göğsümüzü kabartan Alptekin’imize ve Bulut’umuza teşekkür ediyoruz. İşte budur… Öz be öz, has mı has başarıdır bu… Keşke sonrasında başarıya başkalarınca sahip çıkılmasaydı canlı yayında…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.