Adalet Divanı ve Kosova örneği

Adalet Divanı ve Kosova örneği

0
PAYLAŞ

ULUSLARARASI ADALET DIVANININ KARARI: KOSOVA’NIN BAĞIMSIZLIK İLANI MEŞRUDUR

Yugoslavya uluslar arası güçler tarafından da parçalandı ve yıllarca süren iç savaştan sonra dağılıp bir kaç devlete bölündü. Sırplar bakımından en önemli konu ise Kosova’ydı. Jeografik konumu nedeniyle hem Sırbistan-Rusya, hem de Avrupa Birliği ve ABD tarafından önemsenmekteydi. Bu nedenle Kosova bir bakıma Balkanlar içerisinde çatışma ve rekabete konu olan en önemli merkezlerden biri haline geldi. Özellikle Avrupa’ya taşınacak petrol ve doğal gazın depolanma merkezi olarak kullanılmasına yönelik projeler nedeniyle önemsenen bir bölge oldu.

Sırplar hiç bir şekilde Kosova’nın bağımsız bir devlet olmasını istemiyorlardı. Bu nedenle bölgeye yönelik çok kapsamlı saldırılar yaptı, katliamlar gerçekleştirdi. Kosova Ulus kurtuluş Ordusu(UÇK) bağımsızlık için silahlı mücadele yürüttü. Özellikle Balkanlar’da bir güç olmak isteyen Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkeler, Arnavutluk aracılığıyla UÇK’yı destekledi. AB ve ABD bölgedeki stratejik çıkarlarını hesaplayarak NATO’nun müdahale kararını aldı. UÇK silahsızlandırıldı ve Kosova’nın uluslar arası küresel güçlerin desteğiyle ‘bağımsızlığı’ ilan edildi. Birleşmiş Milletler de bağımsızlık kararını onayladı.

Sırbistan, Kosova’nın bağımsızlığını halen kabul etmiş değil ve kendi topraklarının bir parçası olarak görmektedir. Bu nedenle. Kosova’nın 17 Şubat 2008’de ülkeden tek taraflı olarak ilan ettiği bağımsızlığına itiraz etmek için Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı Mahkemesine şikâyette bulundu. 22.07.2010 tarihinde, bağlayıcı olmayan kararını okuyan mahkeme başkanı Hisashi Owada, uluslararası hukukun “bağımsızlık ilanı konusunda bir yasak içermediğini” bu nedenle Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin, “genel uluslararası hukukun ihlali anlamına gelmediğini” belirtti.

Mahkemenin Kosova için almış olduğu karar, uluslar arası alanda, özellikle çok uluslu devletlerde bağımsızlık isteyen azınlık veya ezilen uluslar için önemli ‘hukuksal’ bir örnek oluşturacaktır.

İspanya’nın Bask ve Katalan bölgesi için aynı durum geçerlidir. Bask bölgesi özerk bir yapıya sahip olmasına rağmen ETA, çok daha geniş haklar talep etmektedir. Katalanların ulusal varlığı ise İspanya anayasa mahkemesi tarafından kabul edildi. ETA ile İspanya devleti arasında karşılıklı ateşkes yapılarak, politik çözüm için görüşmeler zaman zaman kesintiye uğrasa da sürüyor.

Çok geniş bir özerk yapıya sahip olan ancak halen İngiltere’ye bağımlı İrlanda, ciddi bir politik sorun olarak gündemini koruyor. IRA ile İngiltere devleti arasında yıllarca süren askeri çatışmalarla bir sonuca varılamayacağı kabul edildi ve sorunun politik çözümü için görüşmeler hala devam ediyor. Fransa benzeri bir durumu Korsika ile yaşadı. Şiddetin çözüm olmadığı kabul gördü ve adaya geniş bir özerklik verildi.

Azınlıklar ve etnik uluslar konusunda ciddi sorunlar yaşayan ülkelerden biri de Rusya’dır. Sovyetler Birliği, 15 ulus-devletten ve onlarca özerk bölgelerden oluşuyordu. Sovyetlerin dağılmasıyla mevcut uluslar ve özerk bölgelerin bir kısmı bağımsızlıklarını ilan ettiler. Rusya sınırları içerisinde kalan, azınlıkların çok önemli bir kesimi özerk bir yapıya sahip olmalarına rağmen sorunlar devam ediyor.

Türkiye’de ise 20 milyon Kürdün varlığı hala kabul edilmiş değil. Kürt diye bir ulusun varlığı inkâr ediliyor. 30 yıldır ulusal kimlik mücadelesi veren Kürtlerin mevcut durumu hiçbir ülkeyle karşılaştırmayacak kadar trajiktir. Kürtler, demokratik taleplerinde politik çözümü esas almalarına rağmen, devlet, tersine savaşta ısrar etmektedir. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında yaşayan halkların eşit koşullarda birlikte yaşayabilmesi için Kürt Özgürlük Hareketi’nin 17 yıldır, tek taraflı sürdürdüğü ateşkes kararına devletin yanıtı, bütünlüklü tasfiye oldu.

Kürtler, yeni politik süreçte, demokratik özerklik modelini gündemleştirme kararı aldılar. Aynı zamanda, kendi özgür iradeleriyle ayrılma hakkını da kullanabileceklerini deklare ettiler. Ortadoğu coğrafyasının en eski halklarından biri olan Kürtlerin, kendi demokratik talepleri ekseninde, kendi özerk sistemlerini kurmaları tamamen meşrudur. Bu aynı zamanda Türkiye toplumunun demokratikleşmesi bakımından da önemli bir halkayı oluşturmaktadır. Kosova örneğinde olduğu gibi, Kürtlerin de ayrılıp, kendi sistemlerini kurmaları uluslar arası ilişkilerin tanıdığı bir haktır. Nasıl ki, Kosova’nın Sırbistan’da tek taraflı ayrılarak bağımsızlık ilan etmesi, “uluslararası hukukun ihlali” anlamına gelmiyorsa, aynı şekilde de Kürtlerin ‘demokratik özerklik’ ilanı da meşrudur. Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı Mahkemesinin almış olduğu son karar da, bunu doğrular niteliktedir.

Eğer devlet, sorunun çözümünde barışçıl demokratik mücadeleyi esas almazsa, Kosova modelinde olduğu gibi tek taraflı bağımsızlık ilanı fiilen devreye girebilir. Demokratik çözüm birliği, savaş ayrılığı dayatır. Karar verecek olan ise devlettir.

BİR CEVAP BIRAK