İşadamlarından çözüm menifestosu

İŞAD’ın Kıbrıslı Türkler’e ve AB ile uluslararası topluma çağrısı şöyle:


Tüm uluslararası toplumun desteğini alan BM Çözüm Planı’nın, Kıbrıslı Türkler’in “EVET”ine karşın Kıbrıslı Rumlar’ın “HAYIR”ı ile sonuçsuz kalmasının üzerinden bir buçuk yılı aşkın bir süre geçmiştir. Bu arada, şimdiki yapısı ile sadece Kıbrıslı Rumları temsil eden Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, tüm Kıbrıs adına üye ve taraf olduğu  Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin üyeliği yönünde katılım müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştır.
 
İşadamları Derneği; Annan Planı veya buna benzer çerçevede bir antlaşmaya varmak için Kıbrıs’ta çözüm adına hiçbir ciddi girişimin yapılmıyor olması ve sürecin Kıbrıslı Türkler için gün geçtikçe daha da olumsuz yönde gelişmesi karşısında acil ihtiyacımız olan yeni politikaların tespiti için  bir seri çalışma başlatmıştır.
 
Çalışmalarımızın birinci aşaması tamamlanmış olup aşağıda kamuoyumuzun, AB’nin ve uluslararası topluluğun bilgi ve dikkatine getirilmektedir. Bundan sonraki etabımız; Kıbrıs’ta diğer Sivil Toplum Örgütlerimizle birlikte çalışarak, onların da değerli katkıları ile oluşacak ortak görüşler çerçevesinde, Kıbrıs Türk Halkını çözüme taşıyacak yeni yol haritasının tespiti ve takibi olacaktır.
  
KIbrIs’ta Sİyasİ Çözümü KolaylaştIrmak ve YakInlaştIrmak  İçin
AtIlması Gereken AdImlar ve Hareket TarzlarI:
 
1.  Durum tespiti:


Türkiye, ciddi bir pazarlık süreci sonunda ve geçmişteki pozisyonundan geri düşüş pahasına AB ile müzakere sürecine başlamıştır. Şimdiki yapısı ile sadece Kıbrıslı Rumları temsil eden  Kıbrıs Cumhuriyeti, AB üyesi 25 ülkeden biri olarak  müzakere masasının karşı tarafındadır ve Türkiye’nin AB ile müzakere çerçeve belgesine kendi lehinde unsurları ekletmiştir. Müzakereler; her biri, müzakereleri başlatma aşamasında yaşananlardan daha çetin bir pazarlığı ve yeni tavizleri gerektirebilecek 35 ayrı başlık altında yapılacak ve çok uzun ve zor bir süreci kapsayacaktır.
“Kıbrıs sorunu” bugün artık; Türkiye’nin öncelikli hedefi olan AB’ye tam üyeliğinin  önünde dünden daha büyük bir engeldir ve Türkiye’nin çözüme olan ihtiyacı bugün dünden daha fazladır.
Kıbrıslı Türkler barışa olan ihtiyacın farkında iken, Kıbrıslı Rumlar, geçen sürecin kendi leyhlerine çalıştığını düşünerek aynı ihtiyacı duymamaktadır ve geçen süreç çözümü daha da zorlaştırmaktadır.
 
2.  Çözümsüzlüğün tehditleri :


Kaybedilen her gün, Kıbrıslı Türklerin çözümü onaylayan tavrı ile kazandığı sempatiyi aşındırmakta, yasal zeminde yürüyen sistem, unutulma sürecimizi hızlandırıp Kıbrıs Rum tarafının pozisyonunu güçlendirmektedir.
Çözümsüzlüğün devamı halinde adanın bölünmüşlüğü kalıcı hale gelebilecektir. Böyle bir durumda taraflardan birinin kazançlı çıkması söz konusu olmayacak her iki taraf da bir çok yönden zarar görebilecektir. Çözümsüzlük aynı zamanda Türkiye’nin AB müzakere sürecini de kesintiye uğratabilecektir.
Türkiye açısından, AB ile müzakere süreci ve tam üyelik, Türkiye’nin yadsınamaz önceliği olacaktır.  Buna karşın Kıbrıs Türk Halkı’nın öncelikli çıkarı ise; “Birleşik Kıbrıs”ın eşit siyasi ortağı olarak AB vatandaşlık haklarını da içeren bir siyasal çözüm”ün bir an önce gerçekleşmesidir. Türkiye, AB ile müzekere sürecinde, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından önüne getirilecek ve Kıbrıslı Türkler’in haklarını tehlikeye sokacak adımları atmak zorunda kalabilecektir. Çikarların örtüşmemesi yakın gelecekte, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler arasındaki ilişkiyi gerginleştirecek tehlikeler taşımaktadır.  
 
3.  Durağan ve zararlı süreçten çıkış yolları :
 
Kıbrıslı Türklerin zararına çalışmaya başlayan , “biz üstümüze düşeni yaptık, artık somut  adım atma sırası Kıbrıslı Rumların ve dış dünyanındır.” söylemi ile zaman kaybedilmemeli, izolasyonların kaldırılması mücadelesi yanında, atılması gereken diğer adımların da paralel atılması, 
Türkiye’nin, Kıbrısta bir çözüme ihtiyacını anlayarak ve bunu bir fırsat olarak değerlendirerek; ilişkilerdeki tutukluktan, gereksiz aşırı bağımlılıktan ve yapay korkulardan sıyrılarak yeni bir politika ve eylem planı hazırlanması,
Sonuç olarak çıkış yolu; sadece kendi kazanımlarımızın korunmasını değil, karşı tarafın endişelerini de dikkate alarak azaltacak, hem AB hem de uluslararası platformda kabul görebilecek ve destek alacak yeni açılımların yapılabilmesi, yeni adımların atılabilmesinde aranmalıdır.
 
4.  Yeni açılımlarda bulunması gereken özellikler:


Kıbrıslı Rumların da endişelerini dikkate alarak azaltacak öğeleri taşımalı,
AB, BM ve uluslararası toplum tarafından desteklenecek özellikleri içermeli,
Uluslararası hukuka ve teamüllere uygun ve bu kurallar çerçevesinde uygulanabilir olmalı,
Kıbrıslı Rumları çözüme motive edecek özellikleri olmalı,
Kıbrıs Türk Halkı’nın referandumdaki iradesine uygun olmalı,
Türkiye’nin AB sürecini kolaylaştırıcı özellikleri olmalı,
Uluslararası hukukun kabul ettiği yöntem ve araçlar kullanılarak, Annan Planı temelinde veya benzeri bir çözümü hedeflemeli.
 
5.  Yeni Politikalar:


AB ve Dünya ile ekonomik ve ticari ilişkilerin yeniden düzenlenmesi: Kuzey Kıbrıs’ı, Türkiye – AB – Güney Kıbrıs arasında gelişmekte olan ekonomik entegrasyonun doğal parçası haline getirecek politikalar uygulamaya sokulmalıdır. Bunun gerçekleşmesi için Kıbrıs Türk liman ve gümrüklerinin, AB muktesebatı ile uyumlu hale gelmesi önemlidir.  Ayrıca, AB Gümrük alanına giren ürünlerin Avrupa Birliği düzenlemeleri ile uyumlu olduğunu garanti etmek için kuzeydeki limanların bir formül bulunarak, nihai çözüme kadar Avrupa Komisyonu ile ortak veya onun gözetiminde veya denetiminde yönetilmesi için çalışılmalıdır.


Mali Yardım Tüzüğü süratle geçmelidir: Mali Yardım Tüzüğü, Direkt Ticaret Tüzüğü’nden ayrılarak onaylanmalıdır. Direkt Ticaret Tüzüğü yerine AB – Türkiye – Güney Kıbrıs’ı da kapsayacak ekonomik entegrasyona Kuzey Kıbrıs’ı da içine alacak bir “Serbest Ticaret” ilişkisi yaratılmalıdır. Mali Yardım Tüzüğü’nün kabulü sonucu 259 Milyon Euro’luk kaynak Kuzey Kıbrıs’ın AB ye uyumlaşması AB ile entegrasyon sürecinin süratlenmesi, alt yapı ihtiyaçlarının giderilmesi ve özelde KOBİ’ lerimizin ve genelde ekonomimizin rekabet gücünü artırıcı alanlarda kullanılmalıdır.


K.C. Anayasası’ndaki hakların kayıt altına alınması, tescili ve korunması: Annan Planı’na da kaynak oluşturan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’ndaki Kıbrıslı Türklere ait hakların bugün kullanılamıyor olduğu ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası çerçevesindeki yönetimin, olağandışı durum nedeniyle kendi anayasası ile çelişki içinde bulunduğu uluslararası hukuk zemininde ortaya konularak, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’ndan kaynaklanan haklarının talep edilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Örneğin, 1960 anlaşmasına göre birçok uluslararası anlaşma veya karar Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın ve Cumhurbaşkan Yardımcısı’nın onayını gerektirir. Bu ve benzeri haklarımızı yaratıcı açılımlarla talep etmenin ve uluslararası hukuka uygun şekilde kullanma yöntemlerini zorlamanın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu haklarımızın elde edilmesi demek, Kıbrıs Rum liderliğinin, Türkiye’nin AB müzakere sürecinde veto hakkını kullanarak, Kıbrıslı Türkleri dengesiz bir çözüme zorlama stratejisini boşa çıkarabilecektir. 1960 antlaşmasına dayalı haklarımızı kullanma talebinin, 1960 şartlarına dönmek değil, Kıbrıslı Rum politikacılarının BM şemsiyesinde siyasi eşitliğe dayalı federal çözümün en iyi alternatif olduğunu anlamalarını sağlamak amacı ile olması gerektiğinin altını çizmek istiyoruz.


Bu çerçevede olmak üzere; (Annan Planı, Kuruluş Antlaşması, Ana Maddeleri) “Kıbrıs’ın ortak vatanımız olduğunu teyid ederek ve 1960 yılında kurulan Cumhuriyet’in ortak kurucuları olduğumuzu hatırlayarak” ve hatırlatarak:


Öncelikli olarak, Türkiye’nin Kıbrıs’ta acilen çözüme ihtiyaç duyan kesimleri ile birlikte hazırlanacak bir eylem planı çerçevesinde; BM Gn. Sekreteri, BM Güvenlik Konseyi, Uluslararası Hukuk Kurumları (Lahey Adalet Divanı, ABAD, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) ve AB Kurumları gibi tüm kurum ve kuruluşlara, kendi özelliklerinin gerektirdiği kurallar içinde başvurarak, kurucu ortağı olduğumuz 1960 Cumhuriyeti’ndeki  Anayasal haklarımıza sahip çıkılması ve bu platformlarda hukuki her yolun zorlanması. Bu girişimler için uluslararası toplumdan destek alınması için her türlü yolun kulanılması ve bu yönde lobi çalışmalarının yapılması.


Kıbrıs  Rum tarafında, çözüm şeklini “uniter devlet”te görmek isteyen çevrelerin, AB muktesebatına uyumu gerekçesi ile K.C. Anayasası’nda bazı değişiklikler yapma hazırlığında oldukları bilgileri alınmaktadır. AB’nin Annan Planı’nı “muktesebat içinde ve kabul edilebilir olduğu“ nu deklare ettiği gerçeğinden hareketle; Kıbrıs Türk Halkı’nın, K.C. Anayasası’ndan gelen, 1977 ve 1979 Doruk Antlaşmaları’nda ifadesini bulan ve BM süreci boyunca vurgulanan haklarının olduğu ve bu hakların budanmasına karşı çıkılacağının kayıt altına alınması ve tescil ettirilmesi.


Kıbrıslı Rumları çözüme motive etmek: Zaman geçtikçe zorlaşan toprak ve yerleşim sorununu kabul edilebilir bir zemine oturtmak için Annan Planı’nın tek taraflı olarak uygulanabilir bölümlerinin hayata geçirilmesi yönünde adımların atılmaya başlanması gerekir.


1) Annan Planı Kuruluş Anlaşması, Md.2’de tarifi yapılan ve Kıbrıslı Türkler tarafından onaylanan Kıbrıs Türk Dvleti Anayasası’nın yürürlüğe girmesi ve Kıbrıs Türk Devleti’ne geçiş için hukuki hazırlıkların yapılması,
2) Md. 3’de tarifi yapılan vatandaşlık, ikamet ve hüviyet konularında, uygulanabilmesi mümkün olan maddelerin hayata geçirilmesi için hukuki hazırlıkların yapılması ve açıklanması,
3) Annan Planı Kuruluş Anlaşması Md.9’da belirlenen Kıbrıs Türk Devleti sınırları ve toprak ayarlamalarına göre uygulanabilmesi mümkün olanların hemen hayata geçirilebilmesi çerçevesinde:
i. BM planında ilk etapta iade edileceği belirtilmiş olan Yeşil Hat ve çevresindeki yerleşim yerlerinin eski sakinlerine açılması.
ii. Maraş kentinin eski sakinlerinin yaşamına açılması, BM, AB ve uluslararası toplumun vereceği mali destekle orantılı olarak rehabilite edilecek diğer yerleşim yerlerinin planlanması ve rehabilitasyon projelerinin yapılması.
iii. BM planı çerçevesinde Rum tarafına iade edilecek gayrımenkuller üzerinde plana uygun kıstaslarda gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması.
iv. Yapılacak tüm işlemlerin insan hakları kurallarına ve uluslararası hukuka uygun olması.



Kıbrıslı Rumların endişeleri: Kıbrıs Rum tarafının endişelerinin anlaşılması ve azaltılması amacıyla yeniden düzenlenebilecek olan hususların tespiti.


Etkin ve fiili kontrol: Kuzey Kıbrıs’taki yönetim mekanizmasının etkin ve fiili olarak Kıbrıslı Türk otoritelere devredilmesi sağlanmalıdır: Sivilleşme ve demokratikleşme yönünde adımlar atılmalıdır.


Toplumsal haklar: Vaz geçilmesi mümkün olmayan toplumsal haklarımızdan vermeden, Kıbrıslı Rumların endişelerinin anlaşılması ve azaltılması ve genel bir tatmin sağlanması, yapılacak referandumlarda bu kez iki “EVET” cevabı için hayati önemdedir.
 
İŞAD; Kıbrıs Türk Sivil Toplum Örgütlerine, Kıbrıs sorununa taraf olan BM’e, AB’ne, uluslararası topluluğa ve özellike BM Gn. Sekreteri Sn. Kofi Annan’a, Kıbrıs sorununa ivedi çözüm bulmak yönünde harekete geçmeye ve çözüme katkı yapmaya çağırır.



Saygılarımızla,
 
 
Özalp Nailer
İŞAD Başkanı,
Yönetim Kurulu adına.
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

9 − 7 =