Bunun adı restorasyon değil, yeniden inşa etmek!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Mimar Aykut Köksal, Türkiye’nin gündeminden düşmeyen restorasyon facialarının görünmeyen yüzünü anlattı…
 
Son yıllarda Türkiye’nin gündeminden düşmeyen ve kültür mirasına telafisi imkansız zararlar veren restorasyon facialarıyla ilgili değerlendirmede bulunan Mimar Aykut Köksal, son yıllarda arkeoloji dünyasında önemli bir dönüşüm yaşandığını söyledi. 30-35 yıl öncesine kadar ciddi eğitimden geçen arkeologların yerine, her üniversitede bir arkeoloji bölümünün açılmasıyla bu okulların yeterli eğitim görmeyen mezunlar vermeye başladığının altını çizen Köksal, “arkeoloji dünyasındaki bu kuşak değişimine paralel olarak yeni bir eğilim ortaya çıkmış, araştırmadan çok görünürlüğü daha fazla olan restorasyon çalışmalarına ağırlık verilmişti. Ancak bu çalışmalar korumaya yönelik restorasyon çalışmaları değil ‘rekonstrüksiyon’ çalışmalarıydı. Üstelik ülkede her türden ‘inşaat’ etkinliği destekleniyor, ‘yeniden inşa’ çalışmaları olan rekonstrüksiyonlar da bu destekten önemli bir pay alıyordu. Sonuçta kısa sürede tüm antik kentlerde, en başta tiyatro yapıları olmak üzere bugüne ulaşabilmiş tarihsel yapılar yerlerini yeniden inşa edilmiş benzerlerine bırakmaya başladı. Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamadan, sırada Perge’nin Helenistik kulelerinin olduğunu, yani sözün bittiği noktaya geldiğimizi öğreniyoruz” görüşünü dile getirdi. 
TÜRKİYE RESTORASYONLARI TARTIŞIYOR
Antik tiyatrolardan anıtsal yapılara, Selçuklu kervansaraylarından Osmanlı hamamlarına ülke genelinde binlerce tarihi değer taşıyan kültür mirası ziyarete ve kullanıma kapalı. Bunun nedeni ise son yıllarda oldukça yaygınlık kazanan restorasyon ya da yenileme çalışmaları. Ancak restore edilen bir çok tarihi yapıda ortaya çıkan ve telafisi mümkün olmayan restorasyon hatlarına her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor. Ardı ardın yaşanan restorasyon facialarına yönelik eleştirilerin başında ihale sitemi ve uzmanlığı yetersiz firmaların bu işe soyunması geliyor. Ancak sorun sadece bunlarla sınırlı değil.
Konuyla ilgili görüşüne başvurduğumuz Mimar Aykut Köksal, bugün sonuçları acı biçimde ortaya çıkan restorasyon facialarının son 35 yılda adım adım geliştiğini özetledi.
‘ARKEOLOJİ BÖLÜMLERİ ÇOĞALDI, EĞİTİM YETERSİZ KALDI’
Son yıllarda arkeoloji dünyasında önemli bir dönüşüm yaşandığına işaret eden Köksal, 30-35 yıl öncesine kadar Türkiye’deki arkeologların ciddi bir eğitimden geçtiğini ve çok kuvvetli bir formasyona sahip araştırmacılar olduklarını belirterek, şu görüşleri dile getirdi:
“Hele üniversitelerde öğretim üyesi olarak görev yapanlar birkaç yabancı dil bilen, yabancı üniversitelerle ilişki içinde olan akademisyenlerdi. Ne var ki bu yıllarda Türkiye’de arkeoloji eğitimi verilen üniversiteler bir elin parmaklarından bile azdı. Yüksek öğrenimin yaygınlık kazanmasıyla birlikte yeni üniversiteler açılmaya başlandı. Arkeoloji eğitimi için, mühendislik, tıp ya da fizik-kimya gibi alanlarda zorunlu olan altyapı (laboratuvarlar vs.) gerekmediğinden her yeni üniversitede bir arkeoloji bölümü kuruldu. Bu kadar çok üniversitenin talebini karşılayacak öğretim üyesi olmadığı için kısa sürede bu okullar yeterli eğitim görmemiş mezunlar vermeye başladı. Üstelik bu mezunlar üniversitelere öğretim elemanı olarak girdiler ve epey gerilere düşmüş ortalama düzeyin ölçümü belirlediği bir ortamda ‘öğretim üyesi’ olup yalnızca eğitimde değil kazılarda da sorumluluk yüklenmeye başladılar.”
‘KAZILAR TEKER TEKER YABANCILARDAN ALINDI’
Birkaç yıl öncesine kadar bu olumsuz manzarayı bir parça dengeleyen unsurun yabancı kazılar olduğuna değinen Köksal, “Türkiye’nin önemli arkeolojik sitleri (Troya, Efes vs.) yetkin yabancı arkeologlar tarafından kazılıyor, bu kazılarda çalışan Türk öğrenciler pek çok şey öğreniyor, arkeoloji kültürüyle tanışıyor, okuldaki eğitimlerine büyük bir katkı gerçekleşiyordu. Ne var ki, son yıllarda bu kazılar teker teker yabancılardan alındı ve ülkemizin arkeologlarına teslim edildi” ifadelerini kullandı.
‘YAPILANLAR RESTORASYON DEĞİL, YENİDEN İNŞA ÇALIŞMALARI’
Bu arada kazılarda, arkeoloji dünyasındaki bu kuşak değişimine paralel olarak yeni bir eğilimin ortaya çıktığını ve araştırmadan çok görünürlüğü daha fazla olan restorasyon çalışmalarına ağırlık verildiğini dile getiren Mimar Aykut Köksal, “Ancak bu çalışmalar korumaya yönelik restorasyon çalışmaları değil ‘rekonstrüksiyon’ çalışmalarıydı. Bürokrasi de bu eğilimi destekliyordu. İstenen rekonstrüksiyon çalışmalarının başında tiyatro onarımları geliyordu. Tüm kazılara, hatta prehistorik kazılara (!) bile yazılar gönderilmiş, sitlerinde bulunan tiyatroların bildirilmesi, onarım çalışmalarının planlanması istenmişti. Bilgi, emek ve zaman isteyen araştırma kazıları ya da ciddi restorasyonlar yerine, hemen popüler olacak ve kısa sürede kotarılacak rekonstrüksiyon çalışmaları hiç kuşkusuz arkeologlarımız için de daha cazipti. Üstelik ülkede her türden ‘inşaat’ etkinliği destekleniyor, ‘yeniden inşa’ çalışmaları olan rekonstrüksiyonlar da bu destekten önemli bir pay alıyordu” değerlendirmesinde bulundu.
 ‘SIRADA PERGE KULELERİ VAR, SÖZÜN BİTTİĞİ NOKTADAYIZ’
“Bu arada korumacılığın ana ilkeleri arasında yer alan ‘tarihsel değer’i yarına ulaştırmak, ‘eskilik değeri’ni korumak ise çoktan unutulmuştu” ifadelerini kullann Köksal, “Sonuçta kısa sürede tüm antik kentlerde, en başta tiyatro yapıları olmak üzere bugüne ulaşabilmiş tarihsel yapılar yerlerini yeniden inşa edilmiş benzerlerine bırakmaya başladı. Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamadan, sırada Perge’nin Helenistik kulelerinin olduğunu, yani sözün bittiği noktaya geldiğimizi öğreniyoruz” dedi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen − ten =